Lead türkçesi Lead nedir

  • Bir oyunda birinci derecedeki rol.
  • Rehberlik etmek.
  • İletme teli.
  • Başını çekmek.
  • Bir oyundaki en önemli ve en ön plandaki oyun kişisi.
  • Başoyuncu.
  • Öncülük etmek.
  • Kurşundan yapılmış.
  • Baş rol.
  • Madencilik, tiyatro, veterinerlik alanlarında kullanılır.
  • Öncülük yapmak.
  • Elektrik akımını, dipten ışıklı aygıta ya da elektriksel uçlara ileten tel.
  • Fazla tüketildiğinde zehirli etki yapan ağır bir metal.
  • Seyirci arasında ünlenmiş, bir oyunun uzun süre oynanmasını sağlayan, beğenilen oyuncu. baş oyuncu.
  • Balık vücudu ve torpil benzeri biçimlendirilebilen kurşun, çinko, demir malzemeden yapılmış delikli batırıcı. oltanın ucuna bağlanan, olta ipinin gergin durmasına ve gerektiğinde derinliğin ölçülmesine de yarayan ağırlık.
  • Önderlik etmek.
  • Sürmek.
  • Başı çekmek.
  • Yıldız oyuncu.
  • İskandil.
  • Yol göstermek.
  • Öncülüğünü yapmak.
  • Kurşun.

Lead ile ilgili cümleler

English: A new study suggests that hospital records for patients older than 65 are often incorrect, which may lead to serious treatment errors.
Turkish: Yeni bir çalışma 65'ten daha büyük hastaların hastane kayıtlarının çoğunlukla yanlış olduğunu ortaya atmaktadır, bu durum ciddi tedavi hatalarına yol açabilir.

English: Ali is the lead singer.
Turkish: Ali solisttir.

 

English: All roads lead to Rome.
Turkish: Her yol Roma'ya çıkar.

English: All roads lead to Elsinore.
Turkish: Bütün yollar Elsinore'a çıkar.

English: Ali was the lead suspect.
Turkish: Ali önde gelen şüpheliydi.

Lead ingilizcede ne demek, Lead nerede nasıl kullanılır?

Lead a cat and dog life : Geçinememek. Kedi köpek gibi zıt olmak.

Lead a double life : Bilinenden ayrı bambaşka bir hayat sürmek. İki farklı yaşam sürmek.

Lead a fast life : Hızlı yaşamak.

Lead a hand to mouth existence : Kıt kanaat geçinmek.

Lead a happy life : Mutlu bir yaşam sürmek. Mutlu bir hayat sürmek.

Lead alloy : Kurşun alaşımı.

Lead a life : Yaşam sürdürmek. Yaşam sürmek. Hayat sürmek.

Lead a life of pleasure : Zevk ve sefa sürmek. Keyif sürmek.

Lead accumulator : Kurşunlu akü. Kurşunlu akümülatör.

Lead a solitary life : Başkaları ile fazla iletişimi olmadan yaşamak. Tek başına yaşamak. Yalnız yaşamak.

İngilizce Lead Türkçe anlamı, Lead eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Lead ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Star : Coğrafya, uzay, sinema, televizyon, tiyatro alanlarında kullanılır. Yıldız olmak. Gökyüzüne serpilmiş ışıklı noktalardan herbiri. Yanına yıldız işareti koymak. Yıldız dansçı. Yıldız koymak. Başrolde oynatmak. Star. Yıldızlamak.

Spearheading : Öncülük etme. Önayak olmak. Başı çekme. Öncülük eden. Başı çeken. Önayak olma.

Fathometer : Eko iskandili. Dokunuş. Derinlikölçer. Sandör. Akis sondası. Sondör. Kulaçölçer. Derinlik ölçücü.

Leading wire : Nakil teli.

The shepherd : Hristiyanlık aleminde eskiden şifacı keşişlere verilen ad. Rehber olarak birini getirmek veya götürmek. Refakatçi olarak birini getirmek veya götürmek. Birine refakat etmek. Gütmek. Çobanlık etmek. Davar gütmek. Çoban.

 

Fashions : Tasarlamak. Moda. Adet. Şekil vermek. Oluşturmak. Biçimlendirmek. Meydana getirmek. Tarz. Kılık kıyafet. Dış görünüş.

Lead off : Başlatmak. İşe koyulmak. İşe girişmek. Başa geçmek. İşe başlamak. Başlangıç. Başlamak.

Banished : Sürgün yemiş. Sürgüne gönderilmiş. Kovulmuş. Defetmek. Kafasından atmak. Sürgün etmek. Aklından çıkarmak. Kovmak.

Blaze a trail : Ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun geçiş yerini işaretlemek. Yol yapmak (yol olmayan bir yerde). İz sürmek. Bir ilke imza atmak. (yol olmayan bir yerde) yol yapmak. Yol açmak. Baş çekmek. Çığır açmak.

Leaden : Kurşun gibi. Ağır. Üzgün. Kurşuni. Kasvetli. Kederli. Kurşundan. Kurşun renginde. Kurşuni renkli.

Lead synonyms : pioneered, pioneer, pioneers, pioneering, be in progress, lead astray, sounding lead, sinker, fronted, abrupt, spearhead, guides, sounders, bring about, applies, misdirect, apply, shepherd, result, leads, sinkers, guide, saturn, bullets, depth finder, bullet, bathometer, shepherding, spearheaded, bedaubing, front, burgeon, sounding.

Lead zıt anlamlı kelimeler, Lead kelime anlamı

Follow : Dikkatle dinlemek. -in sonucu olmak. Takip etmek. Uymak. Anlamak. İzleme. -in ardından gelmek. Peşinden gitmek. İzlemek.

Lead ingilizce tanımı, definition of Lead

Lead kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : One of the elements, a heavy, pliable, inelastic metal, having a bright, bluish color, but easily tarnished. It is both malleable and ductile, though with little tenacity, and is used for tubes, sheets, bullets, etc. Its specific gravity is It is easily fusible, forms alloys with other metals, and is an ingredient of solder and type metal. Atomic weight, Symbol Pb (L. Plumbum). It is chiefly obtained from the mineral galena, lead sulphide. A jockey leads a horse with a halter. To have precedence or preëminence. As, continuous firing leads the grooves of a rifle. To guide or conduct with the hand, or by means of some physical contact or connection. To guide or conduct, as by accompanying, going before, showing, influencing, directing with authority, etc. The act of leading or conducting. As, a father leads a child. The announcement by one voice part of a theme to be repeated by the other parts. Direction. To be first or chief. Guidance. To cover, fill, or affect with lead. A dog leads a blind man. Used in most of the senses of lead. To be under the lead of another. As, to take the lead.