Make a living türkçesi Make a living nedir

  • Hayatını kazanmak.
  • Hayatını kazanma.
  • Geçimini sağlayabilme.
  • Geçinmek.

Make a living ile ilgili cümleler

English: How can you make a living from selling newspapers?
Turkish: Gazete satarak nasıl geçinebilirsin?

English: How did you make a living in Tokyo?
Turkish: Tokyo'da nasıl geçindin?

English: I make a living playing music.
Turkish: Çalgı çalarak geçimimi sağlıyorum.

English: Ali couldn't make a living as a musician.
Turkish: Ali bir müzisyen olarak geçimini sağlayamıyordu.

English: Ali found it hard to make a living as a street musician.
Turkish: Ali bir sokak müzisyeni olarak geçinmeyi zor buldu.

Make a living ingilizcede ne demek, Make a living nerede nasıl kullanılır?

Make : -e neden olmak. Yaratmak. Çeşit. Marka. Kapatmak (devreyi). Kazanç. Düzeltmek. Yapmak. Hesap etmek. Yapı.

A : La (müzik terimi). En yüksek not. Argonun simgesi. Pek iyi. (herhangi) bir. İngiliz alfabesinin birinci harfi. Amperin simgesi. Miktar belirtir. Atom ağırlığı. Herhangi bir.

Living : Yaşam standardı. Yaşamak için gerekli araçları sağlama işi. krş. geçim darlığı. Oturma. Hayat. Yaşama. Güncel. Yaşam tarzı. Ekmek parası. Geçim.

Make a backup : Yedeklemek.

Make a bargain : Anlaşmak (pazarlık). Mutabık kalmak. Anlaşmak. Bir işi bağlamak. Anlaşmaya varmak.

 

Make a bed : Yatak yapmak.

Make a bolt for : Tabanları yağlamak. Kaçmak. Tüymek. Fırlamak. Fırlayıp bir yere doğru koşmak.

Make a bolt : Kaçmak. Tüymek. Kirişi kırmak.

Make a big stink : Olay çıkarmak. Kıyameti koparmak.

Make a big haul : Haksız kazanç sağlamak. Parayı bulmak. Vurgun yapmak. Malı götürmek. Parayı götürmek. Parayı indirmek.

İngilizce Make a living Türkçe anlamı, Make a living eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Make a living ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Get along : Ayrılmak. İyi geçinmek. İlerlemek. Birbiriyle geçinmek. Yeterli olmak. İdare etmek. Gelişmek. Uyuşmak. Başarmak.

Getting by : Zor dönemde idare etmek (finansal açıdan). Mali açıdan zor bir duruma dayanmak (örneğin, : şimdi eşim de işini kaybettikten sonra kirayı ödemek çok zor olacak ancak idare edeceğimizi biliyorum).

Handles : Üstesinden gelmek. Ele gelmek. Ele almak. Kullanmak. İşleçler. İşleyiciler. Eline almak. Eğitmek. İdare etmek.

Get by : Zor dönemde idare etmek (finansal açıdan). İki yakasını bir araya getirmek. Geçmek. Geçimini kıt kanaat sağlamak. Mali açıdan zor bir duruma dayanmak (örneğin, : şimdi eşim de işini kaybettikten sonra kirayı ödemek çok zor olacak ancak idare edeceğimizi biliyorum). Sollamak. Yapabilmek. İdare eder olmak. İdare etmek (geçim).

Get on well : Anlaşmak.

Handle : Eğitmek. Ellemek. Kulp. El tutma yeri. İdare etmek. Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Eline almak. Ele almak. İşlemek.

Get along with : Birisiyle geçinmek. Uyuşmak. İyi anlaşmak (birisiyle). Biriyle iyi geçinmek. İyi geçinmek. İle anlaşmak. Anlaşmak. İle geçinmek. İyi anlaşmak.

 

Get on : Olmak (belirli bir şekilde). Otobüse binmek. Kötü gitmemek. Binmek. Anlaşmak. Otobüse trene veya uçağa binmek (örneğin, o trene 40 dakika önce bindi). İlerlemek. Trene binmek. Ayrılıp gitmek. Giymek.

Make a living synonyms : making a living, made a living, fared, cotton up to, earn a living, go along, handled, fare, getting on with, exist.