Nefes nedir, Nefes ne demek

Nefes; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Nefes" ile ilgili cümle

  • "Sigarasını efkârlı olduğu zamanlar yaptığı gibi sık nefeslerle çabuk çabuk içiyordu." - H. Taner
  • "Bir insan daha var çok şükür evde / Nefes var / Ayak sesi var / Çok şükür, çok şükür" - O. V. Kanık

Yerel Türkçe anlamı:

Nazar, göz değmesi

Edebi terim anlamı:

(Tekke edebiyatı terimi) bk. İlâhi.

Bilimsel terim anlamı:

Alevî-Bektaşî ozanların tekkelerinde ve meclislerinde özel ezgilerle okunan, biçim yönünden koşmaya benzeyen, konusu tasavvuf ve tarikat kuralları ile ilgili olan, ince anlamlı, alaycı, koşuklar, bk. ilâhi.

Nefes hakkında bilgiler

Nefes, akciğerlere çekilen veya akciğerlerden atılan hava.

Nefes ile ilgili Cümleler

  • Nefes alamıyordum.
  • Nefes alamıyorum.
  • Ben zar zor nefes alabiliyordum.
  • Ben zorlukla nefes alabiliyordum.
  • Ali nefes almaya çalışıyordu.
  • Nefes alacak hava yoktu.
  • Ali bir dakika boyunca nefesini tuttu.
  • Nefes alır mısın?
  • Nefes al.
  • Nefes aldığında acıyor mu?
  • Nefes alabileceğim tek yer orası.
  • Büyükbabam o gece onun son nefesini verdi.
  • Burada nefes almak yasak.
  • Neredeyse hiç nefes alamadım.
 

Nefes anlamı, tanımı:

Nefes aldırmamak : Dinlenmesine fırsat vermemek, aralık vermemek.

Nefes almak : Ferahlamak, rahatlamak. dinlenmek. mutlu bir biçimde yaşamak. havayı ciğerlerine çekmek, soluk almak.

Nefes çekmek : Esrar içmek. sigara veya başka bir şeyin dumanını içine çekmek.

Nefes etmek : Boş bir inanışa göre, rahatsızlığı, illeti geçirmek için okuyup üflemek.

Nefes tüketmek : Uzun uzun ve boş konuşmak.

Nefesi durmak : Şaşkınlık içinde kalmak. ölmek.

Nefesi kesilmek : Güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün durmak. bunalmak, sıkılmak. hayran kalmak, etkilenmek.

Nefesine güvenen borazancıbaşı olur : "başarabileceğine emin olanlar büyük işlere girişmelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Nefesini tutup beklemek : Heyecan, merak veya endişeyle sonucu izlemek.

Nefes borusu : Soluk borusu.

Nefes darlığı : Solumada yaşanan sıkıntı.

Nefes kesici : Çok güzel. Heyecanlı, coşkulu.

Nefes nefese : Soluk soluğa.

Nefesi kuvvetli : Okuduğu dualar etkili olan (kimse).

Bir nefes : Bir an, kısa bir süre.

Son nefes : Hayatın sonu.

Tıknefes : Herhangi bir sebeple solunum sıkıntısı olan, güçlükle, kesik kesik nefes alan.

Balıknefesi : Balinagillerin başından çıkarılan ve kozmetik maddeler ve süslü mumlar yapımında kullanılan bir yağ.

Diyafram nefesi : Akciğerlerin havayla doldurulup diyafram kasının harekete geçirilmesine dayanan soluk alma biçimi.

Nefes darlığı çekmek : Solumada sıkıntı yaşamak.

Nefes nefese kalmak : Soluğu tıkanacak gibi olmak.

Nefesleme : Nefeslemek işi.

Nefeslemek : Okuyup üflemek, nefes etmek. Nefesini bir şeye yöneltmek, üflemek.

 

Nefeslenme : Nefeslenmek işi.

Nefeslenmek : Nefes alacak kadar duraklamak, biraz dinlenmek.

Nefesli : Nefesi güçlü olan. Üflemeli. Soluk alıp vermeden uzunca bir zaman durabilen.

Nefesli sazlar : Üflemeli sazlar.

Nefeslik : Hava alma yeri, hava deliği.

Açlıktan nefesi kokmak : Yoksulluk içinde bulunmak.

Bir nefeste : Ara vermeden (içmek, konuşmak).

Geniş bir nefes almak : Sıkıntılı bir durumdan kurtulmak, ferahlığa kavuşmak.

Kuşa kafes lazım boruya nefes : "bir şeyden yararlanmak için kullanılacak araç, onun niteliğine uygun olmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Son nefesini vermek : Ölmek.

Soluk : Tarz. Parlaklığını, gücünü yitirmiş (ışık). Akciğerlere çekilen, akciğerlerden atılan hava, nefes. Rengi kaybolmuş, matlaşmış (nesne). Ciğerlere hava alıp verme. Rengi atmış olan, solmuş, uçuk.

Şifa : Bedensel veya ruhsal bir hastalığın son bulması, hastalıktan kurtulma, onma.

Hasta : Parasız, züğürt. Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan. Aşırı düşkün, tutkun. Hastalık, kaza veya yaralanma dolayısıyla fizik veya ruh sağlığı bozulmuş ve tedavi edilmesi gereken kimse, rahatsız.

Sigara : İnce kâğıda, kıyılmış tütün sarılarak hazırlanan, silindir biçiminde, ağızdan dumanı çekilen nesne.

Pipo : Ucundaki lüle içine tütün konulan ve yakılarak dumanı çekilen kısa, çubuk biçimindeki tütün içme aracı.

Duman : Kötü, yaman. Bir maddenin yanması ile çıkan ve içinde katı zerrelerle buğu bulunan değişik renklerde gaz. Esrar. Havalanan tozların veya sisin oluşturduğu bulanıklık.

Canlılık : Neşelilik, hareketlilik. Canlı olma durumu.

Akciğer : Göğüs kafesinin büyük bir bölümünü içten kaplayan, kanı temizleyen, sağlı sollu iki parçadan oluşan solunum organı. Bronşçukların son bölümü.

Dua : Tanrı'ya yalvarma, yakarış için söylenen dinî metin. Yakarış.

Hayat : Canlı, sağ olma durumu. Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi. Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma. Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa. Avlu. Meslek. Yaşamayı sağlayan şartların bütünü. Yazgı. Balkon. Sundurma. Yaşam. Geçim şartlarının bütünü.

Nefes alma : Soluk alma.

Nefes atmak : Can çekişmek

Nefes değmek : Nazar değmek.

Nefes verme : Soluk verme.

Nefeset : < Ar. nefâset: nefaset

Nefesi bağlanmak : Soluğu tıkanmak, nefesi kesilmek

Nefesi kesilmek : güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün durmak. İlgili cümle: "“Nefesi daralıyor, yüzü kızarıyor, böğrüne bir ağrı giriyor ve yol ona gittikçe uzuyordu.”" M. Ş. Esendal. mec. bunalmak, sıkılmak. İlgili cümle: "“İki güzel filmin arkasından peş peşe on tane moloz film sıralanınca insanın nefesi kesiliyor.”" B. R. Eyuboğlu. mec. hayran kalmak, etkilenmek.

Nefeslenebilme : Nefeslenebilmek işi.

Nefeslenebilmek : Nefeslenme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Diğer dillerde Nefes anlamı nedir?

İngilizce'de Nefes ne demek? : n. breath, exhalation, whiff, wind

Fransızca'da Nefes : souffle [le], respiration [la], bouffée [la], haleine [la]

Almanca'da Nefes : n. Anhauch, Atem, Hauch, Odem, Puste

Rusça'da Nefes : n. вздох (M), дыхание (N), дух (M)