Soluk nedir, Soluk ne demek

Soluk; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

  • Akciğerlere çekilen, akciğerlerden atılan hava, nefes.
  • Parlaklığını, gücünü yitirmiş (ışık).
  • Rengi kaybolmuş, matlaşmış (nesne).
  • Rengi atmış olan, solmuş, uçuk.
  • Tarz.
  • Ciğerlere hava alıp verme

"Soluk" ile ilgili cümleler

  • "Kalp gitgide hafiflemekteydi ve soluklarda hafif bir hışıltı başlamıştı." - R. N. Güntekin
  • "Gençler dergimize yeni bir soluk getirdiler."
  • "General, soluk dudaklarını parmaklarının arasına alarak acı acı gülüyor." - E. M. Karakurt
  • "Bahçeye, kafeslerden elenen soluk bir ışık vurmuş." - Y. Z. Ortaç

Yerel Türkçe anlamı:

Ekşilice de denilen bir çeşit bitkinin ak, tatlımsı etli kökleri.

Sigara kâğıdı.

Bilimsel terim anlamı:

Yunancada bazen kelime başındaki açınıkların özel bir söylenişle çıkarılmalarını sağlıyan boğaz sesliği, ki YUMUŞAK ( doux ) ve SERT ( dure, rude ) diye ayrılır. Sert soluğa TIKIZ ÜFLEM ( Souffle dense ) da denir.

İngilizce'de Soluk ne demek? Soluk ingilizcesi nedir?:

dimmed

Fransızca'da Soluk ne demek?:

pâle, blaford, haleine, souffle, esprit

Soluk hakkında bilgiler

Soluk, akciğerlere çekilen veya akciğerlerden atılan hava.

Soluk ile ilgili Cümleler

  • Kumaşın rengi çok soluk.
  • Soluksuz biçimde zarların atılmasını beklersin.
  • Bu uzun soluklu bir sorundur.
  • Ali uzun bir soluk aldı.
  • Soluk pantolonlar hâlâ modadır.
  • Ali soluklanmak için durmak zorunda kaldı.
  • Soluklanmam için bana bir dakika ver.
  • Soluk alamıyorum.
  • Ali soluk aldı.
  • Soluk tenli uzun boylu bir adam odaya girdi ve Tom'un yanına oturdu.
  • Biraz soluklanayım.
  • Ali soluklanmak için durdu.
 

Soluk anlamı, tanımı:

Akciğer : Bronşçukların son bölümü. Göğüs kafesinin büyük bir bölümünü içten kaplayan, kanı temizleyen, sağlı sollu iki parçadan oluşan solunum organı.

Atıl : İşsiz, aylak. Etkisiz, işe yaramaz. Süreduran. Tembel.

Hava : Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Keyif, âlem. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Esinti. Gökyüzü. Tarz, üslup. Çevreyi kuşatan boşluk. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Çekicilik. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Müzik parçalarında tür. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans.

Soluk aldırmamak : Ara vermeden çalıştırmak, vakit bırakmamak.

Soluk almak : Dinlenmek. havayı ciğerlere çekmek, nefes almak.

 

Soluğu almak : Bir yere hemen gitmek veya sığınmak.

Soluğu kesilmek : Gücü tükenmek. soluk almaz duruma gelmek. aşırı heyecanlanmak.

Soluğunu kesmek : Bir şey çok heyecan veya korku vermek.

Soluk almadan : Durmaksızın, sürekli. Büyük bir dikkatle.

Soluk borusu : Gırtlakla bronşlar arasında bulunan, yaklaşık 12 santimetre uzunluğunda, havanın akciğerlere girip çıkmasını sağlayan boru, nefes borusu.

Soluk darlığı : Soluk alamaz duruma gelme, nefes darlığı.

Soluk kesici : Çok heyecan veya korku veren.

Soluk soluğa : Koşmaktan güçlükle soluk alarak, sık sık soluyarak, yorgun, bitkin veya telaşlı bir biçimde, nefes nefese.

Gürsoluk : Nefes nefese.

Ses soluk : Patırtı, gürültü. Haber.

Bir solukta : Çabucak.

Soluk benizli : Sağlık sorunu sebebiyle yüzünün rengi solmuş olan.

Soluk soluğa kalmak : Nefes alamayacak duruma gelmek, çok yorulmak.

Soluklama : Soluklamak durumu.

Soluklamak : Soluk duruma gelmek.

Soluklanma : Soluklanmak işi.

Soluklanmak : Dinlenmek. Rahat bir biçimde soluk almak.

Soluklaşma : Soluklaşmak durumu.

Soluklaşmak : Gerçek rengini yitirmek, rengi solmak.

Solukluk : Soluk olma durumu. Başı su altında tutarak yüzmeyi sağlayan soluk alma borusu, şnorkel.

Soluksuz : Ara vermeden. Soluk alamayacak bir biçimde.

Soluksuzluk : Soluksuz olma durumu. Herhangi bir konuda sürekli verimli olamama.

Nefes : Canlılık, hayat belirtisi. Sigara, pipo içilirken içe çekilen duman. Soluk. Bektaşi ve Alevilerin görüş ve düşüncelerini belirtmek için yazılmış şiir. Şifa amacıyla hastaya okunan dua.

Ciğer : Akciğerlerle karaciğerin ortak adı. Yürek, iç. Hayvanlarda akciğer, yürek ve karaciğerin oluşturduğu takım.

Verme : Vermek işi.

Tarz : Güzel sanatlarda üslup, stil, konsept. Özel oluş veya davranış biçimi, üslup, stil, janr. Bir kimsenin kendine özgü anlatım biçimi. Biçim, yol.

Uçuk : Deli dolu. Açık (renk). Abartılı, çok yüksek, çok fazla. Hafif, belirsiz. Ateşli hastalıklar, ruhsal bunalımlar veya korku sonucu genellikle dudakta beliren kabarcık. Uçmuş, soluk.

Parlak : Parlayan, ışıldayan. Yüzü güzel (oğlan). Temiz ve ışıklı. Göze çarpacak kadar başarılı.

Matla : Divan edebiyatında kaside veya gazelin ilk beyti. Gök cisimlerinin doğması. Gök cisimlerinin doğduğu yer.

Soluk açma : Karşılaşma başlamadan önce yapılan alıştırmalarla solunumu güçlendirme.

Soluk aldırmak : İşe ara vererek çalışanları dinlendirmek.

Soluk alma : [Bakınız: inhalasyon] Temiz havayı ağız ya da burun yolu ile ciğerlere doldurma. Solunumda havanın akciğerlere alınması olayı, nefes alma, inspirasyon, inspiriyum.

Soluk alma kapasitesi : Dinlenme durumunda normal bir soluk vermeden sonra en zorlu bir soluk almayla akciğerlere alınan hava hacmi, IC, inspirasyon kapasitesi. Solunum hacmiyle soluk alma yedek hacmi toplamına eşittir.

Soluk alma merkezi : Üst solunum grubu.

Soluk alma yedek hacmi : Dinlenme durumunda normal bir soluk almadan sonra, zorlu bir soluk almayla alınan hava hacmi, IRV, inspirasyon yedek hacmi, inspirasyon rezerv hacmi.

Soluk benizlilik : Soluk benizli olma durumu.

Soluk borucuğu : Havayı akciğerlerdeki alveollere taşımaya yarayan soluk borusu dalının çok ince olan alt dalları. Bronşçuk. bronşçuk (biyoloji) Bronşçuk. (karşılık: bronşçuk), Havayı akciğerdeki ampullere (alveol) taşımaya yarayan soluk borusu dalının çok ince olan alt dalları.

Soluk borusu çatalı : Soluk borusunun iki bronchus principalis'e ayrıldığı yer, bifurkasyo trake.

Soluk borusu dalı : Soluk borusunu (trakea) soluk borucuğuna (bronşçuk) bağlayan iki daldan her biri. Bronş. (karşılık.bronş) Soluk borusunu (trakea) soluk borucuklarına (bronşçuk) bağlıyan 2 alt daldan herbiri.

Diğer dillerde Soluk anlamı nedir?

İngilizce'de Soluk ne demek? : adj. pale, colorless, colourless [Brit.], dull, faint, faded, pasty, ashy, cadaverous, pallid, sallow, sick, sickly, wan, washy, watery

n. breath, breathing, exhalation

Fransızca'da Soluk : pâle, décoloré/e, délavé/e, fané/e, blafard/e, pâlot/te; souffle [le], haleine [la], bouffée [la]

Almanca'da Soluk : n. Atem, Hauch, Odem, Puste, Schnaufer, Spiritus

adj. abgeblasst, blass, bleich, fahl, matt

Rusça'da Soluk : n. дыхание (N), вздох (M), дух (M)

adj. увядший, поблекший, блеклый, бледный, бескровный, водянистый