Uçuk nedir, Uçuk ne demek

Uçuk; bir tıp terimidir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Uçuk" ile ilgili cümle

  • "Ruhsar Hanım uçuk bir gülümsemeyle kapıya süzüldü gitti, birkaç saat içinde birkaç yıl daha yaşlanıvermiş kadıncağız." - A. İlhan
  • "Uçuk siyah renkli çarşaf pelerinin önü açık." - P. Safa
  • "Musikimiz, bizim durgun ruhumuzun, sakin düşüncelerimizin, uçuk benzimizin tercümanıdır." - A. H. Müftüoğlu

Yerel Türkçe anlamı:

Kepek, hayvan yemi.

Çökmek, kaymak üzere olan toprak

Korku.

İyi.

Cin, peri.

Heyelan olmuş arazi

Çökmüş, çökmek üzere olan ev, doğal nedenlerle kaymak üzere olan toprak.

Kaymış, yıkılmış, çökmüş (yer, yapı için).

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Sıcaklığını değiştirmeksizin, yalnızca basıncını artırarak sıvılaştırabilen bir uçunun durumu. Uçuk, dönüşül sıcaklık altında bulunan bir tür uçundur.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Yıkık yapı, ören. (Tahtacı *Burhaniye -Balıkesir.)

Diğer sözlük anlamları:

Sar'a.

Uçuk isminin anlamı, Uçuk ne demek:

Erkek ismi olarak; Uçmuş, soluk renk. Çökmüş yer, toprak. İyi. Sivri dağ tepesi.

 

Bilimsel terim anlamı:

Bir sıtma belirtisi olarak da ortaya çıkabilen, sulu, küçük deri kabarcığı.

İngilizce'de Uçuk ne demek? Uçuk ingilizcesi nedir?:

fever blister, vapor

Fransızca'da Uçuk ne demek?:

herpès

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Sivas ilinde, Şarkışla ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Uçuk anlamı, kısaca tanımı:

Uçuk kaçık : Deli dolu.

Uçuklama : Uçuklamak işi.

Uçuklamak : Uçuk (II) oluşmak.

Uçuklaşma : Uçuklaşmak durumu.

Uçuklaşmak : Rengi soluklaşmak.

Uçukluk : Uçuk olma durumu.

Soluk : Akciğerlere çekilen, akciğerlerden atılan hava, nefes. Parlaklığını, gücünü yitirmiş (ışık). Rengi atmış olan, solmuş, uçuk. Ciğerlere hava alıp verme. Tarz. Rengi kaybolmuş, matlaşmış (nesne).

Hafif : Önemli olmayan. Kalınlığı veya yoğunluğu az olan. Gücü az olan, belli belirsiz. Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek). Etkisi az olan, sert karşıtı. Güç veya yorucu olmayan, kolay. Sıkıntısız, ferah, rahat olarak. Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı. Çok dik olmayan (sırt, yokuş).

Belirsiz : Belirli olmayan, belgisiz, gayrimuayyen, vuzuhsuz. Bilinmeyen, meçhul. Niteliği hakkında tam bir bilgi edinilemeyen, müphem.

Abartı : Bir şeyi, bir olayı olduğundan büyük veya çok gösterme, mübalağa.

Deli : Davranışları aşırı ve taşkın olan (kimse), çılgın. Aklını yitirmiş olan, akli dengesi bozulmuş olan, mecnun. Coşkun, azgın (hayvan, duygu vb.).

Dolu : Boş yeri olmayan, her yeri tutulmuş olan. Çok olan (iş, uğraş, olay vb.). Bir duygunun güçlü etkisinde olan. Boş vakti olmayan, meşgul. Tornacılıkta delik açılmamış (gereç). İçinde atılacak mermisi bulunan (top, tüfek vb. ateşli silahlar). İçi boş olmayan, dolmuş, meşbu, pür, boş karşıtı. İçki doldurulmuş bardak. Bir yerde sayıca çok. Havada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, türlü irilikte, yuvarlak veya düzensiz biçimli buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü.

 

Ateşli : Ateşi olan. Heyecanlı, coşkulu. Cinsel istekleri güçlü olan.

Açık : Kolay anlaşılır, vazıh. Boş. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Çalışır durumda olan. Belli bir yerin biraz uzağı. Aralığı çok. Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Engelsiz, serbest. Örtüsüz, çıplak. Belirgin bir biçimde. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.

Abartılı : Abartarak, abartılı olarak, mübalağalı bir biçimde. Olduğundan fazla gösterilen, abartmalı, mübalağalı.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Yüksek : Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan, alçak karşıtı. Etkili. Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan. Normal değerlerin üstünde olan. Derece veya makamı bakımından üstün. Güçlü, şiddetli. Erdemli, faziletli. Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan. Yukarıda, üst tarafta olan yer.

Fazla : Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan, ziyade. Daha çok, aşkın. Gereksiz, yersiz bir biçimde. Gereğinden, alışılmıştan çok olarak. Artmış olan, ihtiyaçtan fazla olan.

Deli dolu : Çok hareketli, aktif, enerjik. İlerisini gerisini düşünmeden, rastgele, patavatsız bir biçimde. İlerisini gerisini düşünmeden davranan, rastgele konuşan, patavatsız.

Uçuk basıncı : Belli sıcaklıkta, sıvı ya da kafasıyla dengede bulunan uçuğun gösterdiği basınç.

Uçuk işlergesi : Yüksek basınçlı kızgın uçuğun genleşerek iş görme özelliğine dayanan ısıl işlerge.

Uçuk tutmak : Cin tutmak, sar'a tutmak.

Uçuk yoğunluğu : Uçuğun ölçünlü basınç ve sıcaklık koşulları altında oylum birimi başına kütlesi. Çoğu kez belirli koşullarda uçuk ya da uçunun belli oylumundaki kütlesinin özdeş koşullardaki hidrojen kütlesine oranı olarak verilir.

Uçuklanmak : Kuşkulanmak, ürkmek: O haberi, seni uçuklanır diye söylemedim. Sevinmek, coşmak

Uçuklaşma ısısı : Birim kütleli sıvıyı, kaynama noktasındaki uçuk durumuna geçirmek için gerekli ısıl erke.

Uçuklaştırım : Bir sıvının ya da katının uçuk evreye geçirilmesi.

Uçuklu : Sar'alı, cin tutmuş, masru'. Sersem, derbeder, sarsak, deli.

Uçukmak : Görünmek. Yükselmek istemek. Korku ve heyecandan benzi sararmak.

Uçuk ile ilgili Cümleler

  • Uçuk kaçık fantezilerim yok.
  • Uçuk isteklerim yok ve ben isteklerimi kimseyi kandırmadan, kırmadan ve üzmeden gerçekleştirebilirim.

Diğer dillerde Uçuk anlamı nedir?

İngilizce'de Uçuk ne demek? : adj. pale, faint, pastel

n. cold sore, fever blister, herpes

Fransızca'da Uçuk : blafard/e, herpès [le]

Almanca'da Uçuk : verblasst; Bläschenausschlag

Rusça'da Uçuk : n. герпес (M)

adj. блеклый