Ciğer nedir, Ciğer ne demek

Ciğer; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

Ciğer kısaca anlamı, tanımı:

Ciğer kebap olmak : Büyük bir acıya uğramak, yüreği yanmak.

Ciğeri beş para etmemek : Değersiz, aşağılık bir kimse olmak.

Ciğeri parçalanmak : Yüreği parçalanmak.

Ciğeri sızlamak : Yüreği sızlamak.

Ciğeri yanmak : Çok acı ve sıkıntı çekmek, büyük bir acıya uğramak, yüreği yanmak.

Ciğerimin köşesi : Çok sevgili evladım. çok sevdiğim.

Ciğerine işlemek : Kötü söz, kötü davranış çok dokunmak, etkilemek. kötü koku rahatsız etmek.

Ciğerine oturmak : Masraf çok ağır gelmek.

Ciğerini delmek : Acıklı bir durum, kişiye dayanılmaz bir üzüntü vermek.

Ciğerini okumak : Onun aklından geçenleri, gizli düşüncelerini bilmek.

Ciğerini sökmek : Bir kimseyi çok büyük zararlara uğratmak.

Ciğerini yakmak : Bir kimseye büyük bir acı çektirmek.

Ciğerinin içini bilmek : Birini çok yakından tanımak, her türlü düşüncesini bilmek.

Ciğerleri bayram etmek : Her zamankinden daha iyi cins sigara içmek. temiz havaya çıkmak.

Ciğer acısı : Evlat acısı.

Ciğerdeldi : Bu delikleri açmakta kullanılan ucu sivri küçük araç. Kumaş üzerine küçük delikler açılarak yapılmış olan işleme.

 

Ciğer kebapçısı : Ciğer kavurup satan kimse.

Ciğer otu : Düğün çiçeğigillerden, çok yıllık otsu bir bitki (Hepatica).

Ciğerpare : Çok sevilen kimse.

Ciğer sarma : İnce kıyılmış akciğer ve karaciğer, pirinç, yağ, çam fıstığı, kuş üzümü, yeşilsoğan, yumurta ve baharat karışımıyla fırında pişirilen bir kebap türü.

Ciğer sotesi : Sote.

Ciğer taptapası : Makinede çekilen karaciğer veya akciğerin bulgurla karıştırılıp avuç içinde yassı köfte biçimi verilerek ve üzerine tereyağı dökülerek hazırlanan bir yemek türü.

Ciğer yarası : Evlat acısı.

Akciğer : Göğüs kafesinin büyük bir bölümünü içten kaplayan, kanı temizleyen, sağlı sollu iki parçadan oluşan solunum organı. Bronşçukların son bölümü.

Canciğer : Çok yakın, sıkı fıkı, pek içten (arkadaş).

Karaciğer : Karın boşluğunun sağ üst bölgesinde bulunan, öd salgılayan, şeker depolayan, iri, açık kahverengi organ.

Arnavutciğeri : Tavada kızartılarak yapılmış olan ciğer yemeği.

Ciğer otları : Yaprakları kara yosunlarından bir bitki sınıfı.

Ciğerci : Ciğer pişirip satan kimse. Kesilen hayvanların ciğer, baş, ayak, işkembe vb. parçalarını satan kimse, sakatatçı.

Ciğercilik : Ciğercinin yaptığı iş.

Avrat tuz dedi mi ciğeri cız der : Karısı herhangi bir şey isteyince, ihtiyaçları karşılayamayan kocanın içi sıkıntıyla dolar.

Canım ciğerim : "çok sevdiğim" anlamında kullanılan bir söz.

Eşek at olmaz ciğer et olmaz : "soysuz kişi soylu olmaz, bayağı şey üstün nitelik kazanmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Kedi ciğere bakar gibi bakmak : İmrenerek bakmak.

 

Kedi yetişemediği ciğere pis dermiş : "kişi, elde edemediği şeyi istemiyormuş, beğenmiyormuş gibi görünür" anlamında kullanılan bir söz.

Kedinin boynuna ciğer asılmaz : "bir kimseye, kullanıp zarar vereceği, kendine mal edip ortadan kaldıracağı şey emanet edilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Ortak : Kuma. Birden çok kimse veya nesneyi ilgilendiren, onlara özgü olan, onların katılmasıyla oluşan, müşterek. Birlikte iş yapan, ortaklaşa yararlarla birbirlerine bağlı kimselerden her biri, şerik, hissedar, partner.

Hayvan : Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse). At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. Kızılan bir kimseye söylenen bir söz.

Yürek : Kupa. Bir kimsenin ruhsal yönü, gönül. Herhangi bir şeyden çekinmeme, korkmama, yüreklilik, korkusuzluk, cesaret. Mide, karın, iç. Acıma duygusu. Kalp.

Takım : Sigara ağızlığı. Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu, grup, ekip, trup. Takım elbise. Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman. Bir oyunda sahaya çıkan belli kuruluşlara bağlı oyuncular topluluğundan her biri. Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk. Bölüğü oluşturan birliklerden her biri. Birlikte oynayan, kazanmak için birlikte çalışan sporcu topluluğu. Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk. Canlıların bölümlendirilmesinde familya ile sınıf arasında yer alan, yakın benzerlikler gösteren organizmaların oluşturduğu birlik. Birbirini tamamlayan şeylerin tümü. Bir filmin çevriminde görüntüleri alma, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en küçük teknikçiler topluluğu. Hayvanlarda yemek borusu, akciğer ve karaciğere genel olarak verilen ad.

Adı : Bayağı. Değersiz, kötü, sıradan, hiçbir özelliği olmayan. Aşağılık, alçak.

İç : Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta. Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı. Ten ile dış giysiler arası. Muhteva. Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri. Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan. İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan. Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım. Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım. Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan. Mide, bağırsak, karın. Oyuk şeylerin boşluğu. Nesnelerin veya kimselerin arasında bulunan nesne veya kimse, ara. Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm.

Ciğer ile ilgili Cümleler

  • Ciğerlerim ağrıyor.
  • Sizin ciğerinizi bilirim.
  • Sigara içmek ciğerlerine zarar verdi.
  • Her şeyi mahveden ciğeri peş para etmez korkak bir adamsın işte bu yüzden sana güvenmiyorum anlayabildin mi?
  • İstakoz ciğeri toksik olabilir, onu yememek en iyisidir.
  • Ciğerinizi bilirim.
  • Brom Zehirli dumanı kişinin ciğerlerine zarar verebilir.
  • Ciğerlerinde fazla su vardı.
  • Hepinizin ciğerini bilirim.

Diğer dillerde Ciğer anlamı nedir?

İngilizce'de Ciğer ne demek? : [Zdeno Cíger] n. lung; kidney

Fransızca'da Ciğer : poumon [le]; foie [le]

Almanca'da Ciğer : n. Leber, Lunge

Rusça'da Ciğer : n. печень (F), легкое (N), потроха (PL), душа (F)