Object to türkçesi Object to nedir

  • Karşı çıkmak.
  • İtiraz etmek.
  • Karşı gelmek.
  • İtirazı olmak.

Object to ile ilgili cümleler

English: I don't object to that.
Turkish: Ben buna itiraz etmiyorum.

English: Do you object to my idea?
Turkish: Benim fikrime itiraz ediyor musun?

English: I don't mean to object to your proposal.
Turkish: Amacım önerine itiraz etmek değil.

English: He will object to your going abroad.
Turkish: Yurt dışına gitmene itiraz edecektir.

English: Do you object to smoking?
Turkish: Sigara içmeye karşı mısınız?

Object to ingilizcede ne demek, Object to nerede nasıl kullanılır?

Object : Tümleç. Karşı çıkmak. Cins adam. Bilgisayar, eğitim, fizik, gramer alanlarında kullanılır. Şey. Hedef. Gaye. Mevzu. Konu. İnsanın dışında kalan, görülebilen, dokunulabilen, bir ağırlığı ve kütlesi olan her türlü özdeksel varlık.

To : Arasında. Karşı. -mek -mak (mastar). Oranla. Kadar. -e kadar. E. E doğru. Ya. İla.

Object to duty on : Katılmayı reddetmek. Görev yapmayı reddetmek. Hizmet etmeyi reddetmek.

Object action : Nesne eylemi.

Object action oriented : Nesne-işlem yönelimli.

Object anchors : Nesne tutturucular.

İngilizce Object to Türkçe anlamı, Object to eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Object to ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

 

Antagonized : Kızdırmak. Düşman etmek. Kışkırtmak. Aleyhine çevirmek.

Bridles : Kızmak. Yular. Ata başlık takmak. Gem vurmak. Palamar. Üçlük. Başkaldırmak. Frenlemek. Başını hafifçe kaldırarak öfkesini veya beğenmediğini belli etmek. Trol ağlarında makaradan vince kadar uzanan ve genellikle üç kat kurşun yakadan oluşan toplayıcı halatlar.

Buck : Erkek kızılderili. İtaatsizlik etmek. Bak. Canlandırmak. Antilop, tavşan, geyik gibi bazı hayvanların yetişkin erkeklerine verilen ad. atlarda yukarıya doğru sıçrama. Sıçramak. Sıçrayıp binicisini düşürmek. Kütüklere ayırmak.

Contravened : Çatışmak. Bozmak. Aykırı davranmak. İhlal etmek. Uymamak. Reddetmek. Başkaldırmak.

Contested : Çekişmek. Yarışmak. Rekabet etmek. Tartışmaya açık. Anlaşmazlığı olan. Davalı. Karşı koymak.

Bridling : Gem vurmak. Dizginlemek. Başkaldırmak. Ata başlık takmak. Yular takmak. Zaptetmek. Frenlemek. Kızmak. Başını hafifçe kaldırarak öfkesini veya beğenmediğini belli etmek.

Beards : Kılçık. Meydan okumak. Sakalından tutmak. Sakal. Başak dikeni. Püskül. Eşcinsel bir erkeğe onun öyle olmadığı izlenimini vermek için eşlik eden kadın. Homoseksüel bir erkeğin cinsel tercihini saklamak amacıyla topluma romantik bir ilişki yaşıyormuş gibi gösterdiği kız.

Arguing : İkna etmek. Tartışma. İspatı olmak. Birbirine aykırı düşünce, görüş ve tutumların karşılıklı savunulması. İddia etmek. Münakaşa etmek. Kandırmak.

Bridled : Başkaldırmak. Zaptetmek. Dizginlemek. Gem vurmak. Dizginlenmiş. Frenlemek.

Challenge : Kimlik sormak. Boy ölçüşmek. Zorlu iş veya görev. Onur kupası yarışı. Tartışmak (doğruluğunu). Reddetmek (hakim veya jüriyi). Havlamaya başlamak. Tepki ölçmek veya değerlendirmek. Düelloya davet etmek.

 

Object to synonyms : contest, objected, antagonise, breach, antagonizes, argue against something, bridle, come out against, be dead against, argues, argued, antagonize, antagonizing, have an objection to, argue, contravene, antagonised, bearding, be faced with, antagonises, beard, argue against, contravenes, challenged, blow the whistle on, challenges, antagonising, contesting, contests.