Opportunists türkçesi Opportunists nedir

  • Tırnaksız.
  • Oportünist.
  • Opurtunist.
  • Fırsat kollayan.
  • Fırsat düşkünü.
  • Fırsatı değerlendiren kimse.
  • Fırsatçı.

Opportunists ingilizcede ne demek, Opportunists nerede nasıl kullanılır?

Opportunist : Oportünist. Fırsatı değerlendiren kimse. Opurtunist. Fırsat kollayan. Fırsat düşkünü. Tırnaksız. Fırsatçı.

Opportunistic : Fırsatçı ile ilgili. Oportünist ile ilgili. Oportünist. Oportünizmle ilgili.

Opportunistic mycobacterial granuloma : Fırsatçı mikobakteriyel granülom. Kedilerin atipik mikobakteriyel granülomu.

Opportunistically : Fırsatçı bir şekilde. Oportünistçe.

Opportunism : Fırsatlardan yararlanma. Normalde zararsız olan bir bakterinin, bağışıklık sistemi yetersiz hastada enfeksiyona neden olması, oportünizm. Oportünizm. Fırsatçılık.

Opportunity windows : Fırsat pencereleri. Tekno-iktisadi paradigma değişimleri sırasında ekonominin yeni baştan yapılandırılması gereğinin, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkeleri yakalaması için bir fırsat olduğunu savunan ve c. perez, c. freeman, l. soete tarafından geliştirilen görüş. krş. birinci fırsat pencerisi, ikinci fırsat pencerisi.

Opportunity cost : Fırsat maliyeti. Gölge maliyeti. Çeşitli seçenekler arasında bir tanesini seçmekle, vazgeçilen diğer seçenekler nedeniyle uğranılan kayıplar. bir aramalını veya üretim faktörünü, bir malın ya da hizmetin üretiminde kullanabilmek için vazgeçilen başka bir mal veya hizmetin üretim değeri, diğer bir deyişle bir malın diğer mal cinsinden marjinal maliyeti. krş. üretim olanakları eğrisi, iktisadi seçim, kıtlık, göreli fiyat.

 

Opportunity equality : Fırsat eşitliği. Bir ülkedeki eğitim, iş gibi her türlü olanaktan her bireyin eşit yararlanma hakkına sahip olması.

Opportunity only knocks once : Şans kapıyı bir kez çalar. Kişinin eline şans geçtiğinde onu değerlendirmesi gerekir çünkü başka bir şansı olmayacaktır. İkinci şanslar gelmez.

Opportunity makes the thief : Suçlunun olduğu kadar toplum da suçtan sorumlu. Kanunsuz ortam suçu cesaretlendirir.

İngilizce Opportunists Türkçe anlamı, Opportunists eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Opportunists ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Temporizer : Uygun zamanı kollayan kimse. Zamana uyan kimse.

Expedient : Politika. Aranılan nitelikte. Önlem. Uygun. Avantajlı. Yerinde. Yol. Yararlı. Çıkarcı. Belki doğru olmayan fakat elverişli bir çare.

Possibility : İmkan. Olurluk. Olabilirlik. Olanak. Olayların ve nesnelerin içindeki nesnel gelişme eğilimi. Olasılık. Kapı. Olanaklılık. İhtimal.

Temporizers : Uygun zamanı kollayan kimse. Zamana uyan kimse.

On the prowl : Av peşinde. Pusuda bekleyen. Gizlenmiş.

Street : Borsa dışı. Yerleşim yerlerinde ana yol. Mahalle. Cadde. Yol. Sokak. Adres.

Occasion : Gerek. Çoğunlukla gelişigüzel bir biçimde ortaya çıkan ve düzenli, zorunlu bir gelişme süreci içinde ortaya çıkabilecek başka olayların doğmasına yol açan olay. Uygun zaman. Hal. İcap. Sıra. Şatafatlı kutlama. Neden. Sebep. İhtiyaç.

 

Tabula rasa : Bebeğin daha etkilenmemiş beyni. Yazısız levha. Üzerine yazılmamış levha. Yok etme. Boş sayfa. Bebeğin işlenmemiş beyni.

Profiteer : Vurgun vurmak. Vurgunculuk yapmak. Fırsatçılık yapmak. Vurguncu. Rantçı. Voliyi vurmak. Haksız yere çok kazanç sağlamak. Vurguncu kişi.

Temporiser : Uygun zamanı kollayan kimse. Zamana uyan kimse.

Opportunists synonyms : fresh start, hunting ground, brass ring, possibleness, pusher, carpetbaggers, timeserving, pushers, throw, hearing, temporizing, day, profiteered, opening, chancer, opportunistic, audience, chance, carpetbagger, oppurtunist, chancering, say, crack, shot, clean slate, room, opportunist, profiteers, insidious.

Opportunists zıt anlamlı kelimeler, Opportunists kelime anlamı

Impossibility : İmkansız şey. Tümdengelimci bilimlerde çıkarım yoluyla türetilmiş sornuçların öncülleriyle bağdaşmayışı ya da bir durumun gerçekleşmesinin mantıkça olamazlığı. Olanaksızlık. Çıkmaz yol. İmposibilite. İmkansızlık.

Inexpedient : Yersiz. Uymaz. Akılsız. Akılsızca. Amaca uymayan. Uygunsuz. Münasebetsiz. Amaca uygun düşmeyen. Yararsız. Elverişsiz.