Pala nedir, Pala ne demek

Pala; kökeni italyanca dilinden gelmektedir.

"Pala" ile ilgili cümle

  • "Belindeki kısa palasıyla ve omuzunda gri tüfeğiyle masanın kenarına oturdu." - F. R. Atay
  • "Kendi ürettiği kocaman sürünün yünlerinden Fadime Nine ne güzel palalar dokumuş." - H. E. Adıvar

Yerel Türkçe anlamı:

Kilim

Yatak ve yorgan.

Çamaşır tokacı.

(

[Bakınız: pakla-2]

Kumaş kırpıntısı.

Pınar, çeşme.

Yatak.

Balıkçı kayıklarındaki dümen.

Bez parçalarından dokunan adi kilim, yaygı.

[Bakınız: pakla]

Beyaz yünden dokunmuş bir çeşit örtü.

Fasulye

Mendil.

Çocuk bezi.

Yatak, yorgan.

Kuru ve taze fasulye.

Paçavra, bez parçası.

Eski, kullanılmış (eşya, giysi).

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Yatak. (Güzel, Boyalı, Akbaş *Güdül -Ankara)

Eski bezlerden yapılmış olan kilim. (Göçmenler *Beypazarı -Ankara)

Pala anlamı, tanımı:

Pala çalmak : Uğraşmak, didinmek, çabalamak.

Pala çekmek : Palayı belinden çıkarıp vurmak.

Pala sürtmek : Çabalamak, uğraşmak.

Pala bıyık : Pala bıyıklı. Gür, uzun, yanaklara doğru kıvrık bıyık.

 

Pala bıyıklı : Gür, uzun ve kıvrık bıyıkları olan (kimse), pala bıyık.

Paladyum : Atom numarası 46, yoğunluğu 11,4 olan, 1500 °C'de eriyen, tel durumuna getirilebilen, başlıca özelliği hidrojeni soğurmak olan çok sert bir element (simgesi Pd).

Palalık : Çatı kirişinin yanı.

Palamar : Gemileri iskele, rıhtım veya şamandıraya bağlamaya yarayan kalın halat.

Palamar boyu : Deniz milinin onda biri,120 kulaç.

Palamar gözü : Geminin baş ve kıç kısımlarında bulunan palamar halatlarına mahsus delik.

Palamar parası : Gemilerin bir iskeleye yanaşmak için ödedikleri para, palamar resmi.

Palamar resmi : Palamar parası.

Palamarcı : Görevi, yanaşma, kalkma vb. sırasında gemiden verilen palamarı iskeleye, şamandıraya takma, çıkarma olan kimse.

Palamarı koparmak : Kaçmak, sıvışmak.

Palamut : Yurdumuzda yetişen meşe türlerinin uzunca, fındığa benzeyen, sert ve pürüzlü, bir yüksük içinde bulunan, tanen bakımından zengin meyvesi, pelit. Rulo biçiminde hazırlanmış kopya. Uskumrugillerden, ortalama 1-2 kilogram gelen, eti esmer, büyüklüğüne göre "Çingene palamudu, torik, sivri, altıparmak, piçuta" adlarını alan, pulsuz bir balık, sivri (Pelamys sarda).

Palamut meşesi : Yurdumuzun batı bölgesinde yetişen 5-10 metre yüksekliğinde, kışın yapraklarını döken bir tür meşe (Quercus vallonea).

Palamutlama : Palamutlamak işi.

Palamutlamak : Deriyi, sepilemek için palamut doldurulmuş çukura yatırmak.

Palamutlular : Kayıngiller.

Palan : Genellikle eşeklere, bazen de atlara vurulan, kaşsız, enli, yayvan ve yumuşak bir tür eyer.

Palan vurmak : Palanı hayvanın sırtına koyup bağlamak.

 

Palandız : Çeşmenin musluk taşı.

Palandöken : Taşlık yokuş. Erzurum iline bağlı ilçelerden biri.

Palanga : Bir halatla makaralardan oluşturulan, ağır cisimleri kaldırmaya, sağa sola döndürmeye yarayan düzenek.

Palangalı : Palangası olan.

Palangasız : Palangası olmayan.

Palanka : Ağaç ve toprakla yapılmış, hendekle çevrilmiş küçük hisar.

Palas : Kolay, rahat. Gösterişli yapı, saray. Lüks otel. Kolaylık gösteren, hoşa giden (nesne, kimse, yer). Keçi kılından dokunmuş kaba kilim, yaygı.

Palas pandıras : Gereği gibi derlenip toparlanmaya veya hazırlanmaya vakit bulamadan.

Palaska : Askerlerin bellerine bağladıkları veya göğüslerine çaprazlama taktıkları, üzerinde fişek, kasatura vb. koymak için yerleri bulunan, genellikle köseleden yapılmış kayış.

Palaspare : Pasaklı, yırtık giysi.

Palavra : Genellikle posta vapurlarında üst güvertenin altındaki güverte. Uzun ve boş konuşma, martaval. Herhangi bir konuda gerçeğe aykırı, uydurma söz veya haber, balon.

Palavra atmak : Uydurma, asılsız bir söz veya haberi gerçekmiş gibi ortaya atmak. abartarak konuşmak, başarılardan abartarak söz etmek.

Palavracı : Uydurma söz veya haber ortaya atan, yaptığı işleri abartan, bu davranışları huy edinmiş olan (kimse), tıraşçı, uydurmacı, baloncu.

Palavracılık : Palavracı olma durumu, uydurmacılık.

Palaz : Kaz, ördek, güvercin vb. bazı kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu.

Palazlama : Palazlamak işi.

Palazlamak : Varlığı artmak, zenginlemek. Kuş yavrusu irileşip semirmek. Küçük çocuk gelişmek.

Palazlanma : Palazlanmak işi.

Palazlanmak : Varlığı artmak, zenginleşmek. Gelişmek, iri duruma gelmek, büyümek.

Palazlaşma : Palazlaşmak işi.

Palazlaşmak : İrileşmek, gelişmek, büyümek.

Adi palanga : Bir tekli ve bir çiftli makaradan oluşan palanga.

Çingene palamudu : Palamut balığının eti lezzetli olan küçüğü.

Havaya pala sallamak : Boşuna, gereksiz çaba harcamak.

Malta palamudu : Uskumrugillerden, ılık ve sıcak denizlerde yaşayan, üzerinde enlemesine mavi çizgiler bulunan, gri renkli bir balık (Naucrates ductor).

Meşe palamudu : Meşe türü bir cins palamut.

Yan pala zeydün : Birinin, yeni bir durum karşısında ne yapacağını kestiremeyerek şaşkınlık geçirdiğini anlatmak için kullanılan bir söz.

Yer palamudu : Kurtluca.

Kavisli : Falsolu. Kavisi olan.

Bölüm : Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Çağ, devir.

Geniş : Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat. Alanı büyük olan, makro, dar karşıtı. Eni çok olan, enli, vâsi. Çok. Bol (elbise). Kapsamı büyük, dar sınırlar içinde kalmayan, yaygın, makro.

Kabza : Silah, kılıç vb. şeylerde tutulacak yer, tutak, sap.

Kılıç : Saban ökçesini oka bağlayan ağaç parçası. Uzun, düz veya eğri, ucu sivri, bir veya her iki yüzü keskin, kın içinde bele takılan, çelikten silah. Bu silah kullanılarak oynanan, hedef bölgesi baş, gövde ve kollar olan bir tür kılıç oyunu.

Kürek : Küçük deniz teknelerini yürütmeye yarayan, bir ucu yassı, uzun ağaç. Kürek cezası. Toprak, kömür vb.ni bir yerden bir yere alıp atmaya, taşımaya yarayan ve yayvan bir bölümü, buna bağlı uzun bir sapı bulunan araç.

Araç : Taşıt. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne.

Eski : Önceki, sabık. Mesleğinde uzmanlaşmış, deneyimi olan. Geçerli olmayan. Herhangi bir meslekte uzun süreden beri çalışmış olan. Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığı durumlarda kullanılan bir söz. Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan, yeni karşıtı. Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş şey.

Kullanılmış : Az veya çok bir zaman için başkasının malı olmuş, yeni olmayan, müstamel.

Eşya : Türlü amaçlarla kullanılan, insan yapısı, taşınabilir cansız nesneler.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Giysi : Her türlü giyim eşyası, giyecek, elbise, kıyafet, esvap, libas, urba.

Pala bıçak : Geniş ağızlı bıçak.

Pala çalmak : uğraşmak, didinmek, çabalamak. İlgili cümle: "“Üstelik gazetecilikte de yıllarca pala çaldı.”" M. Ş. Esendal.

Pala pala : Lapa lapa (karın iri parçalarla yağışı için).

Palaa : Kuru ve taze fasulye.

Palabıyık : Çorum ilinde, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Palaço : Palyaço.

Palaçor : Yırtık, eski püskü giysi. Aptal, her işi yüzüne gözüne bulaştıran.

Paladız : Ağaçların, sebzelerin dibinden çıkan filizler, sürgünler. Kısa kalmış, baş vermemiş darı sapı.

Palaemon serratus : [Bakınız: küçük karides] Küçük karides.

Palafur : Geçici alev, saman ateşi.

Pala ile ilgili Cümleler

  • Palavra atmıyorum.
  • Edo sakinleri için yılın ilk palamudu borç para almak anlamına gelse bile alınması gereken bir şeydi.
  • Aç domuz meşe palamutları hayal eder.
  • Ali bir palavracı.
  • Çok sayıda insan Royal Palace'nin önünde toplandı.
  • Ali bir pala ile vampirin kolunu kopardı.
  • Palaska, silah kılıfı ve kasatura her ihtimale karşı alındı.
  • Jale bir palavracı.
  • Sincaplar meşe palamudu yer.

Diğer dillerde Pala anlamı nedir?

İngilizce'de Pala ne demek? : [Pala] n. municipal town in the state of Kerala (India)

n. Pala, municipal town in the state of Kerala (India)

n. shovel, sail, blade, paddle

Fransızca'da Pala : cimeterre [la], alfange [la], coutelas [le], pale [la]

Almanca'da Pala : n. Säbel

Rusça'da Pala : n. палаш (M), попона (F), косарь (M)