Prized türkçesi Prized nedir

  • Değer verilen.
  • Takdir etmek.
  • Kaldıraçla kaldırmak.
  • Değerli.
  • Manivela ile açmak.
  • Değer vermek.
  • Değer biçmek.
  • Ganimet almak.

Prized ile ilgili cümleler

English: What's your most prized possession?
Turkish: En değerli varlığın nedir?

English: That camera is Tom's most prized possession.
Turkish: O kamera Tom'un en değerli eşyası.

Prized ingilizcede ne demek, Prized nerede nasıl kullanılır?

Apprized : Fiyat saptamak. Bilgi vermek. Haberdar etmek. Değer biçmek. Değer vermek. Bildirmek. Haber vermek. Söylemek. Değerini yükseltmek. (eski kullanım) tahmin etmek.

Prize matrix : Oyun kuramında bir karar sürecinde seçenekler, olaylar ve bunlara bağlı olarak elde edilecek ödüllerin tablo biçiminde gösterimi. Karar matrisi.

Prize possession : En gözde şey. En değerli şey.

Prize winning bond : İkramiyeli tahvil. Tahvil satışını özendirmek amacıyla faiz ve erken satış primine ek olarak satın alanlara ikramiye veren tahvil.

Make prize of : Ganimet almak.

Nobel prize laureate : Nobel ödülü sahibi. Nobel ödülü ile ödüllendirilen veya nobel ödülü verilen kimse.

Consolation prize : Teselli ödülü. Teselli mükafatı. Teselli ikramiyesi.

Door prize : Daha sonradan piyango bileti olarak kullanılan giriş bileti. Kapı ödülü. Bileti kazanan kimseye girişte verilen ödül (örneğin bir partide).

 

First prize : En yüksek ödül. Büyük ikramiye. Birincilik ödülü.

Deming prize : Kaliteli mallar üreten sanayi firmalarına verilen ve adını 1950’li yıllarda japonya'da kalite sistemleri üzerine çalışmalar yapan w. edwards deming’den alan ödül. Deming ödülü.

İngilizce Prized Türkçe anlamı, Prized eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Prized ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Applauds : El çırpmak. Beğenmek. Alkışlamak. Alnından öpmek. Onaylamak. Alkış tutmak.

Applauding : Alkış tutmak. Alkışlamak. Alnından öpmek. Beğenmek. El çırpmak. Onaylamak.

Deserving : Değerli şey. Şayan. Ödüle layık kişi. İstihkak. Hak eden. Ödüle layık. Layık.

Meritorious : Övülmeğe değer. Saygıya değer. Esasa ilişkin. Meziyetli. Meziyet sahibi. Övgüye değer.

Premium : Sigorta primi. Belirli malların üretim ve yurttan çıkışının özendirilmesi amacıyla, o malların üreticilerine ya da çıkaranlarına genellikle devletçe yapılan yardımlar (para yardımları, vergi bağışıklığı vb. gibi), a. bk. çıkış primi. İki değer arasındaki değişiklik, paranın yazılı değeri ile dönüşüm değeri, altın para ile kağıt para değerleri arasındaki değişiklik. Ödül. Pay belgitlerinin çıkarılış ederlerini aşarak ulaşdığı değer. güvence yaptıranın ödediği ücret. beğenilen bir işe, bir yapıta karşılık olarak verilen armağan. Sigorta ücreti. Getiri. Çıraklık ücreti. Bk. ikramiye bk. sigorta primi menkul ya da gayri menkullerin nominal değeri ile piyasa değeri arasındaki pozitif fark. vadeli işlemler piyasasında ürün, taşınır değer, döviz gibi varlıkların gelecekteki fiyatının yükselmesi durumu. Değer.

 

Estimates : Biçmek. Hesaplamalar. Tahmin etmek. Hesaplar. Hüküm vermek. Ölçüler. Kestirmek.

Appraise : Değer takdir etmek. Fiyat saptamak. Kıymet takdir etmek. Takdir biçmek. Paha biçmek. Değerlendirmek. Değer tespit etmek.

Appraising : Fiyat saptamak. Fiyat saptama. Değer biçme. Fiyat saptayan. Değer biçen. Değerlendirmek.

Princely : Prense yakışır. Soylu. Cömert. Gösterişli. Prens. Güzel. Prens gibi. Asil. Görkemli. Prenslere yaraşır.

Apprized : Bildirmek. Haberdar etmek. (eski kullanım) tahmin etmek. Haber vermek. Bilgi vermek. Değerini yükseltmek. Söylemek. Fiyat saptamak.

Prized synonyms : incremental cost, differential cost, prize money, apprize, award, costly, fellowship, purchase, give credit to, esteeming, make prize of, prised, estimable, dignifies, precious, dears, dignify, admire, costlier, capture, estimate, dearworth, average cost, seize, cherishing, marginal cost, gift, captures, affeer, scholarship, pry open, seizes, assesses.

Prized zıt anlamlı kelimeler, Prized kelime anlamı

Expensiveness : Pahalılık.

Inexpensiveness : Düşük fiyatlı olma durumu. Pahalı olmama durumu. Ucuzluk. Ucuz olma durumu. Fazla pahaya patlamama durumu.

Last : Ayakkabı kalıbı. Bozulmamak. Sonuncu olarak. Dayanmak. Gitmek. Çekmek. Devam etmek. Sonuncu. Tutunmak. Ölüm.