Roots türkçesi Roots nedir

Roots ile ilgili cümleler

English: The roots of this tree go down deep.
Turkish: Bu ağacın kökleri derinlere uzanıyor.

English: If you have no food, you got to eat roots and insects in order to survive.
Turkish: Yiyeceğiniz yoksa, hayatta kalmak için kökleri ve böcekleri yemek zorundasınızdır.

English: Our family has Spanish roots.
Turkish: Ailemizin İspanyol kökleri vardır.

English: Man returns to his phylogenetic roots in panic situations.
Turkish: İnsan, panik durumunda filogenetik köklerine döner.

English: Family, like branches on a tree, we all grow in different directions, yet our roots remain as one.
Turkish: Aile ağacın dalları gibidir. Hepimiz farklı yönlere uzarız, ama kökümüz birdir.

Roots ingilizcede ne demek, Roots nerede nasıl kullanılır?

Aerial roots : Zemin seviyesinin üstünde gövdede büyüyen ek kök. Aerial kökler. Havda yetişen kök. Havai kök. Toprak üstünde büyüyen kökler. aerial kökler. Hava kökleri. Toprak üstünde büyüyen kökler, hava kökleri. Havada yetişen kök.

Characteristic roots : Karakteristik kök. Belirgin kök. Latent kökü. Özgül kökler.

Dried barley malt roots : Malt çili. Kurutulmuş buğday malt kökçükleri. Kurutulmuş arpa malt kökçükleri.

Dried wheat malt roots : Kurutulmuş buğday malt sürgünleri. Malt çimi.

 

Grass roots : Temel. Halk. Taban parti. Köylü. Kaynak. Kök.

Rootstock : Köksap. Anaç. Menşe. Aşılama için kullanılan kök parçası (botanik terimi). Yeni bir filiz veya sürgün üreten yeraltı kökü. Rizom. Kök.

Imaginary roots : Sanal kökler.

Arrowroots : Ararot. Ararot nişastası. Ararot kamışı.

Rootstalk : Köksap.

Latent roots : Özdeğer. Gizdeğer. Örtük kökler. Karakteristik değer. Karakteristik kök. Gizli kök. Has değer.

İngilizce Roots Türkçe anlamı, Roots eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Roots ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Breeder : Yetiştirici. Üretici. Besici. Üreten. Üreyen hayvan. Üretken reaktör. Hayvan yetiştiricisi. Üretim reaktörü. Hetero.

Fountains : Çeşmeler. Pınar. Çeşme. Fıskiye.

Fount : Pınar. Çeşme. Font.

Spring : Bükmek. Hareketli köprüye sahip gitarlarda, esnekliğiyle köprünün iki yönlü hareket ettirilmesini sağlamak amacıyla köprü yuvası içerisine yerleştirilen ve sayısı köprü sertliği ile doğru orantılı, bir ucu pençeye diğeri bloğa tutturulmuş metal nesne. Yeraltı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yer. Ekseni çevresinde döndürülüp sıkıştırıldıktan sonra eski durumuna gelirken bir iş, bir devinim sağlayan çelik yay. Esnek metal parça. Tuzlu su kaynağı. Yay. Şafak sökmek. İlkbahar. Kışı yaza bağlayan ara mevsim, bk. mevsimler.

Source : Yararlanılan kaynak. Edinmek. Işık, elektromagnetik dalga gibi erke türlerini üretip dışarı salan cisim ya da yer. Uzay, madencilik alanlarında kullanılır. Menşe. Köken. Memba suyu. Tedarik etmek. Göz. Haber kaynağı.

 

Aggregator : Toplayıcı. Toplayan. (internet, bilgisayar) internet aracılığı ile telefon çağrıları ele alan bilgisayar (gelen aramaları bir araya getirir ve onları ısdn hatları aracılığı ile yönlendirir).

Sources : Kaynaklar. Menşe. Kaynakça. Yararlanılan kaynak. Menabii. Ortaklığın anamalı dışında kalan ve anamal gibi işlem gören varlıklarının (yedek akçe ve yabancı kaynaklar gibi) tümü.

Founts : Çeşme. Font. Pınar.

Authorship : Eser sahipliği. Muharrirlik. Köken. Yazarlık. Müelliflik. Yapıt yaratmayı kendine uğraşı yapma işi.

Fountainhead : Pınar başı. Çeşme. Pınar. Asıl kaynak. Memba (akarsu). Ana kaynak.

Roots synonyms : fountain, derivation, beginning, font, condition, chapter and verse, births, headwaters, mine, contexts, mines, basis, bottoms, fonts, fountainheads, birth, anlage, context.