Source türkçesi Source nedir

  • Işık, elektromagnetik dalga gibi erke türlerini üretip dışarı salan cisim ya da yer.
  • Kaynakça.
  • Uzay, madencilik alanlarında kullanılır.
  • Köken.
  • Memba.
  • Göze.
  • Memba suyu.
  • Tedarik etmek.
  • Kaynak.
  • Sebep.
  • Menşe.
  • Haber kaynağı.
  • Göz.
  • (bilgi veya haber) kaynağını belirtmek veya vermek.
  • Yararlanılan kaynak.
  • Edinmek.

Source ile ilgili cümleler

English: Another interesting source of energy is the heat that can be recovered from radioactive waste material.
Turkish: Bir başka ilginç enerji kaynağı radyoaktif atık malzemeden elde edilen ısıdır.

English: "Does anyone know what has caused this plague?" "The scholars of the University of Paris believe that the source of this evil is an especially unfavorable constellation of Jupiter, Saturn, and Mars."
Turkish: "Bu vebaya neyin neden olduğunu bilen biri var mı?" "Paris Üniversitesi bilim adamlarının bu kötülüğün kaynağının özellikle Jüpiter, Satürn ve Mars olumsuz takımyıldızı olduğuna inanıyorlar."

English: Are eggs a good source of protein?
Turkish: Yumurtalar iyi bir protein kaynağı mıdır?

English: Bananas are a good source of potassium.
Turkish: Muzlar iyi bir potasyum kaynağıdır.

English: Boys are the source of all problems in the world.
Turkish: Dünyadaki bütün sorunların kaynağı oğlanlardır.

 

Source ingilizcede ne demek, Source nerede nasıl kullanılır?

Source address : Kaynak adresi.

Source book : Kaynak kitap.

Source code : Bir bilgisayar programının derlenmeden önceki hali. Kaynak dili. Kaynak kodu. Bir programın yazılı olduğu kaynak dili. Kaynak program. Kod. Kaynak kod.

Source coding : Kaynak kodlaması.

Source computer : Kaynak bilgisayar.

Source database : Kaynak veritabanı.

Source container : Kaynak kapsayıcısı.

Source current : Kaynak akımı.

Source doc : Kaynak belge.

Source connect str : Kaynak bağlantı dizesi.

İngilizce Source Türkçe anlamı, Source eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Source ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Bibliography : Bibliografya. Bibliyografi. Yararlanılan kaynaklar. Kaynak dizini. Bibliyografya. Biblografya. Belli bir konu, yer ya da dönemle ilgili yayınların tümünü kapsayan ya da en iyilerini seçen yapıt.

Anlage : Taslak. Başlangıç. Bir organ oluşmadan önceki hücre topluluğu. Bir organ veya bölümün ilk fark edilebilir taslağı.

Headwater : Su başı.

Cradle : Trapezin oturma yeri. Beşiğe yatırmak. Yetiştirmek. Kızak gemi. Oturak. Kızak (gemi). Beşik. Gemi kızağı. Sakınmak. Büyütmek.

Cause : Yol açmak. Hedef. Belli bir etki, bir devinim ya da değişime yol açan şey, bir olaya zorunlu olarak öngelen koşul. Sebeb. Sebep vermek. Meydan vermek. -e neden olmak. Sebebiyet vermek. Neden.

Head : Başlık. Kafa. Başında olmak. Bir üçayağın alıcı ile birleştiği yerde bulunan ve alıcının olduğu yerde çeşitli yönlere dönebilmesini sağlayan çeşitli yapıdaki araçlar. Elektrik ya da akustik dalgaları saptayan ya da okuyan, özellikle ses aygıtlarında, mıknatıslı görüntü aygıtlarında ses ve görüntüyü saptama ve okuma işini gerçekleştiren değiştirgeç. Çekiç tokmağı. Geçmek. Kelle. Baş. Örtübaşı.

 

Births : Doğumlar. Doğma. Doğurma. Doğum. Yavrulama. Soy. Nesil. Doğuş.

Spring : Yay. Hareketli köprüye sahip gitarlarda, esnekliğiyle köprünün iki yönlü hareket ettirilmesini sağlamak amacıyla köprü yuvası içerisine yerleştirilen ve sayısı köprü sertliği ile doğru orantılı, bir ucu pençeye diğeri bloğa tutturulmuş metal nesne. Sustalı. Zemberek. Bahar. Coğrafya, gitar, uzay, sinema, televizyon, jeoloji alanlarında kullanılır. Şafak sökmek. Genellikle kireçtaşı ve alçı taşı gibi kayaçların yaygın olduğu yörelerde görülen az çok tuzlu, içilmeye elverişli olmayan kaynaklar, bk. acı su. Mart, nisan ve mayıs aylarını içine alan zaman aralığı (kuzey yarımküre için). gökbilimde 21 mart ile 22 haziran arası.

Lineage : Bağlı oldukları atasoyla birlikte aynı düşsel atadan türediklerine inanmanın bir sonucu olarak birbirlerini kansal akraba sayan, bu nedenle aralarında evlenmeyip dışevlilik yapan, tüm toplumsal ve ekonomik ilişkilerini tekyanlı akrabalık adı verilen babayanlı ya da anayanlı yöntemlerden birine uygulamak zorunluğunda bulunan bireylerin oluşturduğu geleneksel toplum, bk. atasoy, içevlilik, dışevlilik, tekyanlı akrabalık, babayanlı akrabalık, krş. ikiyanlı akrabalık. Tohum. Silsile. Nesil. Nesep. Kan. Şehzade. Ana ya da babadan her birinin yalnız erkek ya da yalnız kadın ataları dolayısıyla oluşan yakınlık kümesi. Soy. Sülale.

Occasion : Uygun bir gözlem koşulu oluşturan ve kendiliğinden beliren olanak. Sebebi olmak. Şatafatlı kutlama. Fırsat. Hal. Özel olay. -e yol açmak. Vesile. Gerek. Lüzum.

Source synonyms : written document, rootage, place of origin, trailhead, trail head, point of departure, document, extractions, home, cubby, literature, source material, cater for, obtains, aperture, well, birthplace, provenance, considerations, bibliographies, point source, fall into, accommodate somebody with, furnishes, furnish, origin, corpuscule, inducements, acquire, source materials, procures, compartment, authorities.

Source zıt anlamlı kelimeler, Source kelime anlamı

Sink : Yatırmak. Alıcı. Fakirleşmek. Dalmak. Batmak. Çökmek. Batırmak. Gömmek. Yerleştirmek. Bilgisayar, jeoloji alanlarında kullanılır.

Source ingilizce tanımı, definition of Source

Source kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : An ascent. The act of rising. A rise.