Söke nedir, Söke ne demek

Söke; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de özel olarak kullanılır.

  • Aydın iline bağlı ilçelerden biri

Yerel Türkçe anlamı:

Erkek ceketi.

Yumurta biçimi, oval

Ocağın iç yanı, odunların dayandığı duvar.

Söke hakkında bilgiler

Söke, Ege Bölgesi'nde Aydın ilinin batısında yer alan Ege Denizi'ne kıyısı olan bir ilçe. 1064 km2'lik yüz ölçümüyle ilin en büyük ilçesidir.

Eski adı: Yunanca: Σώκια, Sokia, Aneon olan Söke, Bizans egemenliğinin sonlarına doğru, 1300 yıllarında, Aydın Bey'in Türkmen aşiretlerini buraya getirdiği ve Söke'yi bu aşiretlerden birinin başkanı olan Süleyman Şah'ın dedesi adına aşiretin merkezi yaptığı söylenir. 1426'da Menteşe Beyliğinin merkezi olan Söke, Osmanlılar döneminde Aydın Vilayeti'nin Menteşe Sancağının merkezi olmaya devam ettiyse de 17. yüzyıldan itibaren Kaptanpaşa Eyaleti'nin sancağı, 1841'de Aydın Eyaleti'nin (1861'den sonra Aydın Vilayeti) Sığla sancağına bağlı kaza olarak kaldı. 1924'ten sonra Aydın'ın ilçesi oldu.

Söke'den 19. yüzyıl ile 20. yüzyıllar arasında Bozdoğan Aşiretine mensup yörük aşiretleri Kozan Postkabasakal Köyü, Zeytinbeli kasabası, Tarsus gibi Çukurova gibi yörelerine Osmanlı Devleti tarafından zorunlu göç ettirilmiştir.

 

İlçede 49 mahalle bulunmaktadır.

Söke ile ilgili Cümleler

  • Şafak sökene kadar dans edelim.
  • Barda yanımda oturan şafak sökene kadar beraber içtiğim adamlarla gerçekten iyi anlaştım.
  • Çivi çiviyi söker.
  • Çocuk oyuncağı nasıl sökeceğini biliyor.

Söke tanımı, anlamı:

Aydın : Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver, entelektüel. Kolayca anlaşılacak kadar açık, vazıh (söz veya yazı). Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri. Işık alan, ışıklı, aydınlık.

İlçe : Yönetim bakımından yurt bölümlemesinde ilden sonra gelen bölüm, kaymakamlık, kaza.

Sökel : Güçsüz. Hasta. Sakat (kimse), malul.

Çivi çiviyi söker : "güçlü bir şey, kendisi güçlü olan başka bir şeyle veya durumla etkisiz bırakılır" anlamında kullanılan bir söz.

Bölge : Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye. Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka.

Batı : Yeryüzündeki başlıca dört yönden güneşin battığı yön, gün batısı, günindi, garp, mağrip, doğu karşıtı. Güneşin 22 Mart'ta ve 23 Eylül'de battığı nokta. Siyasal anlamda Avrupa ve Kuzey Amerika. Güneşin battığı yöndeki ülkeler bölgesi, Garp, Doğu karşıtı. Bulunulan yere göre güneşin battığı yönde olan bölge, garp.

Deniz : Aydaki düzlükler. Çokluk, yoğunluk. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi. Bu su kütlesinin belirli bir parçası. Geniş alan.

Kıyı : Sahil. Kara ile suyun birleştiği yer. Kenar, periferi. Issız, tenha yer.

 

Ölçü : Değer, itibar. Ölçme sonucu bulunan rakam. Bir ezginin eşit bölümlere ayrılışı. Belirlenmiş boyut. Aşırı olmama, ılımlı, uygun olma durumu. Bu değerlendirmede kullanılan birim, ölçme birimi. Bir şiirdeki dizelerin hece ve durak bakımından denk oluşu, vezin. Ölçüt. Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine göre oranlayarak değerlendirme, mizan.

Büyük : Büyük abdest. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Önemli. Üstün niteliği olan. Niceliği çok olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı.

Yunan : Yunanistan'da yaşayan veya Yunanistan halkından olan kimse, Yunanistanlı, palikarya.

Bağlı : Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan. Sınırlanmış, sınırlı. Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste. Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, sadık, tutkun. Kapatılmış olan, kapalı. Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek). Bir bağ ile tutturulmuş olan.

Biri : Bilinmeyen bir kimse. Bir tanesi.

Sökebilme : Sökebilmek işi.

Sökebilmek : Sökme imkânı veya olasılığı bulunmak. Sökmeyi becermek.

Sökek : Çalı ya da taş sökülen yer : Çalı sökeğinde çalılar tekrar bitmiş.

Sökellik : Hastalık. Hastalık.

Sökelmek : Dikilmek, hafifçe doğrulmak

Sökem : Öksürük. Paçavra.

Sökemek : Yaslanmak, dayanmak Dayamak

Söken : Ordu şehri, Çamaş ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Sökenmek : Uzanmak, yatmak, yaslanmak Başı ele dayayarak yan yatmak. Dayanmak

Sökenmeyh : Yaslanmak, dayanmak.

Diğer dillerde Söke anlamı nedir?

Almanca'da Söke : n. Tragbalken