Salma nedir, Salma ne demek

  • Salmak işi.
  • Kuşların üretilmesine ayrılan oda.
  • Pirinçle pişirilen bir yemek türü.
  • Başıboş gezen (hayvan)
  • Bazı yerel giysilerde kolun yeninden sarkan kumaş parçası.
  • Sürekli akan (su).
  • Osmanlı Devleti'nde kol gezen kolluk eri.
  • Genellikle köylerde işlerin görülmesi için ihtiyar heyetinin kararıyla her evden toplanması gereken para.

"Salma" ile ilgili cümleler

  • "Salma sığır."
  • "Midye salması."

Yerel Türkçe anlamı:

Vergi.

Uğurlama.

Pala, büyük bıçak, saldırma.

Köy işlerinde kullanılmak üzere toplanan para, bir köyün ortak bütçesi

1.Birkaç evlek asma bağı ya da gül bahçesi. 2.Tarlada ekin ekmek için ayrılan toprak parçası.

İnşaat yapımında kullanılan büyük, uzun ağaç

Bebek salıncağı.

Ağaç kesmek ya da yontmak için kullanılan bir yanı keser, öteki yanı balta biçiminde araç.

Yapıların çatılarında kullanılan dört köşeli kalınca kereste.

Kalın kereste.

Başıboş, serbest.

Köy bütçesi için köylüden alınan vergi

Köy bütçesi için köylülerden alınan para.

Köy bütçesi için köylülerden alınan vergi.

Bir arktan akıtılarak getirilen su.

Bir evleklik yer.

Kalas, kiriş

Bulgurlu ya da pirinçli lahana yemeği.

1.Kimi köylü elbiselerinde kolun yeninden sarkan uzun kumaş parçası. 2.Kimi köylü şalvarlarının dizden aşağısına dikilen alaca renkli bölüm.

 

Biçilmiş ağaç parçası, kiriş.

Büyük başörtüsü, yazma.

Üstü ve üç yanı kapalı ağıl.

Gitar terimi olarak anlamı:

Bir telin tınlaması devam ederken tele ikinci kez vurulmaksızın, parmaklar aynı tel üzerinde iki perdeye birden basılı konumda iken üst perdedeki parmağın aniden kaldırılması yoluyla ikinci bir ses elde edilmesi yöntemi.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Sebze bahçesinin yollar ile su arkları arasında kalan bölümleri. (Işıklar *Bornova -İzmir)

Bahçelerde büyük su arklarına ulaşan küçük su arkları. (Gücünkaya *Aksaray -Niğde)

Diğer sözlük anlamları:

Başı boş, yularsız, serbest.

Bilimsel terim anlamı:

Köy gelirlerinin, köyün zorunlu işlerini ve köydeki aylıklı görevlilerin aylıklarını karşılamaya yetmediği durumlarda, 20 lirayı geçmemek üzere her aileden alınan bir tür yerel vergi.

İngilizce'de Salma ne demek? Salma ingilizcesi nedir?:

pull (-off), assessment

Salma hakkında bilgiler

Salma, yelkenli teknelerin altında bulunan, temelde denge sağlamaya yarayan ağırlıktır. Yelkenlerin yarattığı kuvvete dengeleyici bir ters kuvvet üretmesi gerektiğinden genel olarak kurşundan yapılır. Zira eğer yeteri kadar ağır olmazsa tekne sert bir rüzgârda alabora olabilir. Salmanın bir diğer önemli işlevi de yandan gelen rüzgârın tekneyi rüzgâr altına sürüklemesine engel olmaktır. Bu iki işlevinden ötürü salma, yelkenli teknelerin temel parçalarından biridir.

Küçük teknelerde, yelkenci dengeyi kendi ağırlığıyla sağlayabildiği için, bu tür teknelerde salmanın ağır olması gerekmez. Hatta çoğu zaman bu teknelerde salma sabit değildir ve yelkenci gerektiğinde salmayı teknenin içine çekebilir. Örneğin geniş apaz ve pupa seyrinde tekne üzerinde oluşan yanal kuvvetler az olduğundan yelkenci salmaya ihtiyaç duymaz.

 

Yelkenli bir tekne gövdesi su yüzeyinde, kanatları ise dikey düzlemde ilerleyen farazi bir uçağa benzetilebilir. Gerçek bir yelkenli teknenin de bu farazi uçak gibi iki “kanadı” vardır: Salması ve yelkeni. Böyle bir benzetmenin yapılması uçakta kanatların, yelkenli teknede ise salmanın ve yelkenin temelde aynı fizik kuralına bağlı olarak çalışmasından dolayıdır. Bu ortaklığı yaratan fiziksel ilke Bernoulli Prensibi’dir.

Bernoulli Prensibi basitleştirilmiş haliyle şu kuralı ortaya koyar: Akmaya direnç göstermeyen bir akışkan kümesinin hızı arttıkça yarattığı basınç düşer. Su ve hava akmaya karşı az da olsa direnç gösteren akışkanlardır fakat gündelik yaşamımızdaki çoğu uygulamada su ve hava akmaya direnç göstermeyen akışkanlar olarak kabul edilebilir. Yapılan bu varsayım bu akışkanların akış davranışlarını Bernoulli Prensibi ile incelemeyi mümkün hale getirir. Bu sayede ise salma ve yelken etrafındaki akışı gerçekte olduğundan daha basit ama gerçeğine çok yakın bir şekilde biçimlendirebiliriz.

Salma ile ilgili Cümleler

  • Tom'u çocuklarımın yanına salma.
  • Salman Rüşdi'nin “Şeytan Ayetleri” modern edebiyatın gerçek başyapıtıdır.
  • Saçlarımı çözüp, salmak istiyorum.

Salma anlamı, kısaca tanımı:

Genel : Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Bir genelleme sonucunda elde edilen. Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi. Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan.

Gerek : Gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen, lazım. İcap.

Parça : Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Güzel, alımlı kız veya kadın. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Nesne. Müzik eseri. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Tane. Pasaj.

Salma gezmek : Başıboş hayvan gibi dolaşmak.

Salma salmak : Yardım amacıyla varlıklı kişilerden gücüne göre para istemek. genellikle köylerde işlerin görülmesi için ihtiyar heyetinin kararıyla her evden para toplamak.

Salma omurga : Yatlarda dengeyi sağlamak bakımından gerekli olan ve omurganın ek ağırlıkla birlikte oluşan uzantı bölümü.

Salma tomruk : Salma erlerin gece yakaladıkları suçluları kapadıkları yer.

Salmak : Üzerine yürütmek. Sarkıtmak. Sürmek. Yollamak, göndermek. Saldırmak. Gemi demir üzerinde dört yana dönmek. Koymak, katmak. Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek. Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak, bırakmak, koyuvermek. Uğratmak. Vergi yüklemek.

Salmalık : Otlak.

Salmastra : Halat tellerinden saç gibi örülmüş olan ip. Özellikle makinelerde birbirine sıkıca değen iki yüzey arasına yerleştirilerek bu yüzeyler arasına su, buhar veya yağların sızmasını önleyen urgan.

Dal budak salmak : Soy yönünden genişleyip yayılmak. karmaşık bir biçimde yayılıp genişlemek.

Haber salmak : Haber göndermek.

Korku salmak : Korkutmak.

Kuşun kanadıyla haber salmak : En hızlı bir biçimde haber vermek.

Nam salmak : Ününü her yana yaymak.

Şöhret salmak : Ünü yayılmak.

Suya salmak : Boşuna harcamak.

Pirinç : Bakıra çinko katılarak elde edilen sarı renkte bir alaşım. Buğdaygillerden, kökleri bol su içinde yetişen bir bitki (Oryza sativa). Bu bitkinin besin olarak kullanılan taneleri. Bu alaşımdan yapılmış.

Yemek : Birine alacağını vermemek, ödememek. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Sürekli üzmek, tedirgin etmek. Yasal yoldan cezalandırılmak. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Yemek yeme, karın doyurma işi. Kandırmak. Isırmak. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Başkasının parasını harcamak. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak.

Görülme : Görülmek işi.

İhtiyar : Baba veya anne. Yaşlı, kocamış olan, pir (kimse), genç karşıtı. Eski. Seçme. Cansız, sönük.

Heyet : Biçim, kılık, dış görünüş. Kurul. Gök bilimi.

Karar : Bir iş veya sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargı. Türk müziğinde, taksim yaparken ana makama dönüş. Tam ölçüsünde, ne az ne çok. Herhangi bir durum için tartışılarak verilen kesin yargı, hüküm. Değişmez olma. Bu yargıyı bildiren belge. Değişmeyen, düzenli durum, düzenlilik, yöntemlilik.

Toplanma : Toplanmak işi.

Yelkenli : Yelkeni olan, yelkenle giden deniz veya göl taşıtı, yelken.

Bir : Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız. Aynı, benzer. Beraber. Tek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Eş, aynı, bir boyda. Sayıların ilki. Sadece. Bir kez. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

Oda : Evin veya herhangi bir yapının oturma, çalışma, yatma gibi işlere yarayan, banyo, salon, giriş vb. dışında kalan, bir veya birden fazla çıkışı olan bölmesi, göz. Yeniçeri kışlası. Serbest meslek adamlarını içinde toplayan resmî birlik.

Başıboş : (başı'boş) Yönetimsiz, baskısız, denetimsiz bir biçimde. Bir şeye veya kimseye bağlı olmayan. (başı'boş) Kendi isteğine göre, hiçbir etki altında kalmadan. Bağlanmamış, serbest bırakılmış.

Sürekli : Kesintisiz olarak süren, kalıcı, devamlı, baki, daimî. Uzun süreli olarak, daima. Yumuşak.

Salma aşı : Acem yahnisi, boranı.

Salma çay : Şekeri içine konulmuş çay.

Salma çizgileri : Işınım yapan bir gaz küresi ya da katı cismin tayfından görülen parlak çizgiler.

Salma çuhadarı : Kendini tanıtmamak için giysi değiştirip gezerek suçluları kovuşturmak ve kamu düzenini korumakla görevli yeniçeri subayının sanı.

Salma etmek : Başıboş, kendi başına bırakmak. Salıvermek, başı boş bırakmak.

Salma gezmek : başıboş hayvan gibi dolaşmak. İlgili cümle: "“Ne olacak çobansız köyde kurtlar boş oturacak değil ya işte böyle salma dolaşırlar.”" R. Akyavaş.

Salma komak : Başı boş, serbest bırakmak.

Salma muha : Yapının üstünde köşelerden babaya bağlanan dört direk.

Salma söz : Gelişigüzel söylenen söz.

Salma sözlü : Gelişigüzel söz söyleyen, ulu orta söz söyleyen kimse.

Diğer dillerde Salma anlamı nedir?

İngilizce'de Salma ne demek? : [salma (f) ] n. body, corpse

Almanca'da Salma : der Zipfel

Rusça'da Salma : n. натравливание (N), запуск (M)

adj. проточный