Sonuncu nedir, Sonuncu ne demek

Sonuncu; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de isim olarak kullanılır.

  • Zaman, yer, sıra bakımından başkalarına göre sonda olan kimse, şey
  • Sırada, önem sırasında sonda olan kimse.

Sonuncu ile ilgili Cümleler

  • Ben sonuncu geldim.
  • Ali sonuncuydu.
  • Esperantoda, sonuncusundan önceki hece daima vurgulanır.
  • Ali sırada sonuncuydu.
  • Ali sonuncu kişi.
  • Sonuncu oldum.
  • Bu benim sonuncusu.
  • Sonuncusu en iyisi.
  • Ali dışarıda sonuncuydu.
  • Ali ve Mary gidecek sonuncu kişiler arasındaydı.
  • Esperantoda sonuncudan bir önceki hece her zaman vurgulanır.
  • Bu tartışmanın türünün sonuncusu olacağına söz veriyorum.
  • Sonuncu Tina'nın önerisiydi.

Sonuncu kısaca anlamı, tanımı

Sonu : Boyunduruğun iki yanına konulan çubuklar

Sonuncu öğe : [Bakınız: çıkaç öğesi].

Sonuncu önceliği : (Voeks) Bir durum içinde hayvanın en son denediği tepkiyi, aynı durum yinelenince ilk olarak deneyeceği görüşü.

Sonunculuk : Sonuncu olma durumu.

Bakımından : Bakış veya görüş açısı yönünden, değerlendirme açısından. -e göre.

Sırasında : Gerekince, yerinde ve zamanında.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Zaman : Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Çağ, mevsim. Dönem, devir. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Belirlenmiş olan an. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı.

 

Başka : Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge. Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan. "Ayrıca, üstelik, bir yana" anlamlarında -den başka biçiminde kullanılan bir söz.

Bakım : Bakma işi. Bir şeyin iyi gelişmesi, iyi bir durumda kalması için verilen emek. Birinin beslenme, giyinme vb. gereksinimlerini üstlenme ve sağlama işi.

Sonda : Suyun herhangi bir noktadaki derinliğini ölçmek, dip tabakaların yapısını incelemek için kullanılan araç. Bir boşluğun içini yoklamaya yarayan uzunca ve ucu küt demir araç. Vücudun içinde birikip dışarı atılamayan sıvıyı çekmek veya vücuda sıvı vermek için kullanılan araç.

Zama : Üzengi kayışı. Çarkta bükülürken iki kazık arasında birbirine eklenerek katlanan kıl ipi katlarından her birinin boy ölçüsü. Enişte. Güvey.

Olan : Oğlan. Oğlan, erkek çocuk. Vakia, olan. Oğul, evlat.

Sıra : Yan yana, art arda olan şey veya kimselerin tümü, dizi. Nöbet. Bu biçimdeki topluluğun durumu. Ardı, arkası, önü ve yanı kelimelerinden sonra gelerek tamlamalar kuran ve "ardından, arkasından, önünden, yanından, beraberinde" anlamlarında kullanılan bir söz. Düzen. Bir şeye ayrılan, uygun görülen veya rastlayan zaman. Dershane, meclis vb. yerlerde kullanılan ve oturup yazı yazacak biçimde yapılmış olan mobilya. Belirli bir düzene ve niteliğe göre dizilme durumu. Tahtadan oturak.

 

Göre : Bir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince. Bakılırsa, hesaba katılırsa, göz önünde tutulunca, bakarak, nazaran.

Önem : Bir şeyin nitelik veya nicelik bakımından değeri olma durumu, ehemmiyet.

Bakı : Özellikle dağlık yörelerde bir yamacın güneş ışınlarına, güneye veya kuzeye karşı konumunu belirleyen, bunun sonucu olarak da doğal şartlarını tespit eden durumu. Denetleme. Fal.

Şey : Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz. Nesne, madde.

Yer : Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Yerküre. Gezinilen, ayakla basılan taban. Önem. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Görev, makam. Durum, konum, vaziyet. Ülke. Durum, konum. İz. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal.

Diğer dillerde Sonun atılmaması anlamı nedir?

İngilizce'de Sonun atılmaması ne demek ? : retained placenta