Bakı nedir, Bakı ne demek
Bakı; bir coğrafya terimidir.
- Özellikle dağlık yörelerde bir yamacın güneş ışınlarına, güneye veya kuzeye karşı konumunu belirleyen, bunun sonucu olarak da doğal şartlarını tespit eden durumu.
- Denetleme

- Fal.
"Bakı" ile ilgili cümle örnekleri
- "Bu dağın bakısı güneye doğrudur."
Yerel Türkçe anlamı:
Devamlı: Sen burada bakı kal.
Besleme: Bu sığır el bakısı.
Fal: Bakıcının bakısı, karpuzcunun cakısı.
Coğrafya'daki terim anlamı:
Her yörede, özellikle dağlık yörelerde bir yamacın güneş ışınlarına, güneye ya da kuzeye karşı konumunu belirleyen ve bu nedenle doğal koşullarını saptayan durumu.
Bilimsel terim anlamı:
Uzak bir yerde ya da gelecekte oluşacak olayları önceden saptayarak gerekli önlemleri almak amacıyla, yetenekli ya da yeteneksiz kişi ve toplulukların büyüsel, dinsel, simgesel eylemlerden yararlanarak yaptıkları, kökenleri tarihin temeline dayanan sözde haber verme işi. bk. hava bakısı, horoz bakısı, un bakısı, tuz bakısı, dölüt örtüsü bakısı.
İngilizce'de Bakı ne demek? Bakı ingilizcesi nedir?:
aspect, divination
Fransızca'da Bakı ne demek?:
examen
Osmanlıca Bakı ne demek? Bakı Osmanlıca'da ne anlama gelir?:
ma'raz
Bakı hakkında bilgiler
Bakı, bir bölgedeki dağların Güneş ışınlarını alış yönü veya Güneş'e bakış kısmı olarak açıklanabilmektedir. Bakı enlem etkisi dolayısıyla matematik konum sonucunda oluşur. Ayrıca özel konumun sonucu olduğu da söylenebilmektedir. Ancak 2. savın kanıtlanabilirliği tartışmaya açıktır. Bakı; kalıcı kar sınırı, ağaç üst sınırı ve tarım üst sınırı üzerinde etkilidir. Bakı tarafında güneşlenme süresi uzun, güneş ışınlarının geliş açısı fazla, güneş ışınlarının tutulma oranı daha az ve yerleşme daha fazladır.
Örneğin Türkiye'deki dağların bakısı sürekli güney yönlüdür. Bunun sebebi Türkiye'nin 36° - 42° kuzey enlemleri arasında olması ve dolayısıyla Güneş ışınlarını güneyden almasıdır. Bu durumu matematik konum ile açıklamak mümkündür.
Bakı ile ilgili Cümleler
- Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.
- Yaşlıları korumak için üzerimize düşeni yapmak amacıyla, bakım çalışmalarımız sırasında müşterilerimizi eğitmeye ve onlara göz kulak olmaya çalışıyoruz.
- En küçük yaşta etraftakilere bakıp, ses ve hareketlerini tekrarlamasıyla onlarla iletişim kurmaya "tırışmaq" demektir Kırımtatar Türkçesi'nde.
- Madem yaklaşık yaşımın iki katı yaşa sahipsin, bi yaptığın işlere bakıyorum bana davranma tarzına bakıyorum bi de yaşına bakıyorum o zaman senin yaşını başını sikeyim.
- Tüm insanlar özgür, değer ve hak bakımından eşit olarak doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler. Birbirlerine karşı kardeşlik düşünceleriyle davranmalıdırlar.
- Alice nehir kıyısında kız kardeşinin yanında oturmaktan sıkılmaya başlamıştı ve yapacak da bir şeyi olmadığından bir iki kez kız kardeşinin okuduğu kitaba çaktırmadan bakıverdi fakat kitapta resim ya da diyalog yoktu, Alice de "resimsiz ve diyalogsuz bir kitap ne işe yarar" diye kendi kendine düşündü.
- Her şahsın, gerek kendisi gerekse ailesi için, yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere sağlığı ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık veya geçim imkânlarından iradesi dışında mahrum bırakacak diğer hallerde güvenliğe hakkı vardır.
- Anneannem bir avuç yeşil fasulyeyi çıkardı. Onları eski bir tavanın içine döktü. Sabırla onları kızarttı, bakır kulplu bir ahşap el değirmeninde öğüttü, sonucu eski moda bir Macar espresso makinesi içine sıktı, onu bir tepsiye koydu ve iki saat sonra, o kahveydi.
- Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve kardeşlik ruhu içinde birbirlerine karşı hareket etmelidirler.
- Çalışan ailelerin çocukları için kaliteli bir eğitimi inkar etmek çalışan aileler için sağlık hizmetlerini ya da çocuk bakımını inkar etmek kadar yanlıştır.
Bakı anlamı, tanımı:
Güneş : Gezegenlere ve yer yuvarlağına ışık ve ısı veren büyük gök cismi. Güneş ışınlarının ve ısısının etkilediği ortam.
Güney : Solunu doğuya, sağını batıya veren kimsenin tam karşısına düşen yön, dört ana yönden biri, cenup, kuzey karşıtı. Denizli iline bağlı ilçelerden biri. Lodos. Güneş gören yer.
Kuzey : Sağını doğuya, solunu batıya veren kimsenin tam karşısına düşen yön, dört ana yönden biri, şimal, güney karşıtı. Bulunduğu noktaya göre kuzeyde kalan yer. Yıldız.
Konum : Bir kimsenin veya bir şeyin bir yerdeki durumu veya duruş biçimi, pozisyon. Yeryüzünde bir noktanın, enlem ve boylamların yardımıyla bulunan yeri, konuş. Bir şehrin uzak ve yakın çevresiyle her türlü ilişkisini sağlayan ve şehrin gelişmesini etkileyen coğrafi şartlarının bütünü.
Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Duruş biçimi, konum, tavır.
Bakıcı : Bir şeyi satın almayı düşünmeden yalnızca bakarak ilgilenen kimse. Genellikle çocuk, yaşlı ve hastalara bakma işiyle görevli kimse. Yeme içme, barınma ve eğitim karşılığında bakıcılık görevi yapan kimse. Bakma işiyle görevlendirilen kimse. Yabancı ülkede bir aile yanında kalarak eğitimini sürdüren ve aynı zamanda o evin çocuklarına bakan kimse. Falcı.
Bakıcılık : Bakıcının yaptığı iş, falcılık. Bakıcı olma durumu.
Bakılmak : Bakma işine konu olmak veya bakma işi yapılmak.
Bakılsa : İşin gerçeği, aslında.
Bakım : Birinin beslenme, giyinme vb. gereksinimlerini üstlenme ve sağlama işi. Bir şeyin iyi gelişmesi, iyi bir durumda kalması için verilen emek. Bakma işi.
Bakım yapmak : Araç ve gereçlerin düzenli çalışması için onarımını yapmak.
Bakım yurdu : Düşkünlerevi.
Bakımcı : Bakım işini yapan kimse.
Bakımcılık : Bakımcının yaptığı iş.
Bakımevi : Kurum ve kuruluşlarda motorlu araçların onarıldığı ve korunduğu yer veya birim. Kademe. Belirli noktalarda özellikle kar mücadelesinde kullanılan araç ve gereçlerin barındırıldığı bina. Bakıma gereksinimi olan kimselerin bakıldıkları, barındıkları kuruluş.
Bakımından : -e göre. Bakış veya görüş açısı yönünden, değerlendirme açısından.
Bakımlı : İyi bakılmış, üzerinde iyi çalışılmış.
Bakımlı erkek : Görünüşe, giyimine kuşamına özen gösteren erkek, metroseksüel.
Bakımlık : Filmin kartpostal büyüklüğünde cam bir perde üzerinde görünmesini sağlayan cihaz.
Bakımlılık : Bakımlı olma durumu.
Bakımsız : Özen gösterilmemiş, bakılmamış.
Bakımsızlık : Bakımsız olma, terk edilme, yüzüstü bırakılma durumu.
Bakıncak : Nişangâh.
Bakındı : "Bak hele, olacak şey mi?" anlamlarında şaşma bildiren bir söz.
Bakınmak : Muayene olmak. Çevreye göz gezdirmek, araştırmak.
Bakıntı : Temel gereksinimleri karşılama.
Bakır : Atom numarası 29, yoğunluğu 8,95 olan, 1084 °C'ye doğru eriyen, doğada serbest veya birleşik olarak bulunan, ısı ve elektriği iyi ileten, kolay dövülür ve işlenir olduğundan eski çağlardan beri türlü işlerde kullanılan, kızıl renkli element (simgesi Cu). Bu elementten yapılmış.
Bakır alaşımı : % 1'in üzerinde çözünmüş elementlerin oluşturduğu bakır alaşımlarının genel adı.
Bakır çalığı : Bakır tuzları ile zehirli duruma gelmiş. Bu renkte olan. Yeşile çalan mavi renk.
Bakır çalmak : Bakır kapta oluşan bakır tuzları nedeniyle yemek zehirli duruma gelmek.
Bakır kaplama : Demir vb. madenlerin yüzeyinde bakır katman oluşturma işlemi.
Bakır oksit : Kimyasal formülü CuO veya Cu2O olan bakırın oksit biçimi.
Bakır pası : Bakır üzerinde nemli havalarda oluşan bakır hidrokarbonat.
Bakır rengi : Bu renkte olan. Kızıla yakın kahverengi.
Bakır sülfat : Göz taşı.
Bakır taşı : Malakit.
Bakır tuzu : Göz taşı.
Bakırcı : Bakır işleyen veya bakır kap kacak satan kimse.
Bakırımsı : Bakırsı.
Bakırköy : İstanbul iline bağlı ilçelerden biri.
Bakırlaşmak : Bakır rengini almak, rengi bakırın rengine benzemek.
Bakırlı : Bakır içeren (maddeler).
Bakış : Bakma işi.
Bakış açısı : Bir olay, konu veya düşünce incelenirken izlenen belirli yön, görüş açısı, açılım, perspektif.
Bakış atmak : Kısa bir süre bakıp geçmek.
Bakış tarzı : Algılama ve değerlendirme biçimi.
Bakışım : İki veya daha çok şey arasında konum, biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunluğu, simetri. Eksen olarak alınan bir doğrudan, benzer noktaları karşılıklı olarak aynı uzaklıkta bulunan iki benzer parçanın birbirine göre olan durumu, tenazur, simetri.
Bakışımlı : Bakışımı olan, simetrili, simetrik.
Bakışımsız : Aralarında bakışım bulunmayan (iki şey) veya iki yanı arasında bakışım olmayan (bir şey), simetrisiz, asimetrik.
Bakışımsızlık : Bakışımsız olma durumu, simetrisizlik, asimetri.
Bakışmak : Kaçamak ve gizli olarak birbirine bakmak. İki veya daha çok kimse birbirine bakmak.
Altın adını bakır etmek : Kötü işler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak.
At bakıcılığı : At bakıcısının işi, seyislik.
At bakıcısı : Ata bakan, tımar eden kimse, seyis.
Bahşiş atın dişine bakılmaz : "para verilmeden sağlanan bir şeyin ufak tefek kusurları hoş görülmelidir" anlamında kullanılan bir söz.
Beleş atın dişine bakılmaz : Bahşiş atın dişine bakılmaz.
Bir bakıma : Başka bir görüşle, başka bir düşünüşle.
Bu bakımdan : Bundan dolayı.
Ceylan bakışlı : Süzgün ve tatlı bakışlı.
Çocuk bakıcılığı : Çocuk bakıcısı olma durumu.
Çocuk bakıcısı : Çocuk bakımı ile görevlendirilmiş kız veya kadın.
Dişi bakır : Kolay işlenebilen bakır.
Erkek bakır : Kolay ısınıp geç soğuyan, sert bir bakır türü.
Giydiği yakışırken eller bakışırken : "gençken, güzelken" anlamında kullanılan bir söz.
Hasta bakıcı : Hekimin tedavi ile ilgili buyruklarını yerine getirip hastaya bakan, hemşirelere yardım eden kimse.
Hasta bakıcılık : Hasta bakıcının yaptığı iş.
Horoz bakışı : Dik ve ters bakış.
İçe bakış : Deneğin bilincinde olanları izleyerek ruhsal süreçlerin özellik ve nitelikleri hakkında bilgi vermesi durumu.
İlk bakışta : Görür görmez.
Kalaylı bakır küflenmez : "temizliğini herkesin bildiği kişi ve iş lekelenemez" anlamında kullanılan bir söz.
Koyun bakışlı : Bön bön bakan, budala, şaşkın.
Kuş bakışı : Yüksek bir yerden aşağıya doğru, bütün genişliği içine alacak biçimde bakış. Genel olarak.
Neyzen bakışlı : Boynunu yana çarpıtarak bakan.
Şahin bakışlı : Sert ve keskin bakışlı (kimse).
Süzgün bakış : Üst göz kapakları biraz kapalı bir biçimde nazlı, işveli bakış.
Tam bakım : Sağlık yönünden yapılmış olan genel yoklama.
Tam bakım merkezi : Tam bakımın yapıldığı yer.
Tam bakım yaptırmak : Sağlık yönünden genel bir yoklama yaptırmak.
Tamtakır kuru bakır : Boş, bomboş.
Yan bakış : Ters bakma. Yan gözle bakma.
Yenene içilene bakılmamak : Bir şey gidere önem verilmeden bol bol harcanmak.
Yer bakır gök demir kesilmek : Tamamen tükenmek, bitmek, yoksul duruma düşmek.
Yer demir gök bakır : Çorak ve sıcak bir yeri niteler. şartların zor, imkânların kısıtlı olduğu durumlarda söylenen bir söz. hiçbir yardım ve umut olmadığında kullanılan bir söz.
Yoğun bakım : Hastanelerde bu bakımın uygulandığı özel bölüm. Ağır hastaların tedavisi için uygulanan özel bakım.
Yüzüne bakılacak gibi olmak : Çok çirkin olmamak.
Yüzüne bakılır olmak : Çirkin sayılmamak.
Yüzüne bakılmaz olmak : Çok çirkin olmak.
Dağlık : Birçok dağın bulunduğu, dağlarla kaplı (bölge).
Yöre : Değirmenlerde, taşla kasnak arasında kalan ve hayvan yemi olarak kullanılan un. Bir bölgenin belli bir yer ve çevresini kapsayan sınırlı bölümü, havali, mahal, civar.
Yamacı : Ayakkabı yamayan, onaran kimse, ayakkabı eskicisi.
Doğal : Doğada rastlandığı gibi, doğaya uygun olan, doğa güçlerine, kurallarına uyan, tabii, natürel. Doğada olan, doğada bulunan. Kendiliğinden olan, insan eliyle yapılmamış, yapay karşıtı. Katıksız, saf. Sağduyuya, mantığa, olağan düzene uygun olan. Yapmacık olmayan. Olağan, alışılmış, her zamanki gibi olan, beklenildiği gibi.
Şart : Olması başka durumların gerçekleşmesini gerektiren şey, koşul. Temel kural belgesi.
Tespit : Bir şeyi sağlam bir biçimde yerleştirme, yerinden oynamaz duruma getirme, saptama. Bir durumu kuşkuya düşürmeyecek biçimde gösterme. Sabitleme. Belirleme.
Denetleme : Denetlemek işi. Bir görevin yolunda yürütülüp yürütülmediğini anlamak için yapılmış olan araştırma, denetim, bakı, teftiş, murakabe, kontrol.
Bölge : Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye. Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka.
Fal : Geleceği öğrenmek, şans ve kısmeti anlamak amacıyla oyun kâğıdı, kahve telvesi, el ayası vb.ne bakarak anlam çıkarma, bakı.
Bakıbatu : Bakmakta.
Bakıcak : Bir tepede çevresinin en iyi görülebildiği yüksek yer, gözetleme yeri
Bakıcı inek : Bir ineğin kendisine ait olmayan bir buzağının annesi olması.
Bakıkulu : Osmanlılarda, defterdarlık merkez örgütünde devlet gelirlerini toplayan görevli, maliye müfettişi.
Bakılabilme : Bakılabilmek işi.
Bakılabilmek : Bakılma imkânı veya olasılığı bulunmak.
Bakılak : Karaçalı kozası.
Bakıldak : Fasulye, nohut, bakla, bezelye, mercimek, yulaf, pirinç, susam gibi bitkilerin başakları. Taze fasulye. Harmanda çıkan çürük tane: Bu sene bakıldak çıkmadı. Serçeden büyük, tepeli, eti yenir bir çeşit kuş. Boş meyve kabuğu.
Bakıldak otu : Susam.
Bakım bakmak : Fal bakmak.
Diğer dillerde Bakı anlamı nedir?
İngilizce'de Bakı ne demek? : [Baki] adj. permanent, enduring, eternal
Almanca'da Bakı : Hut , bleibend, dauernd; übrigbleibend

Bu kısımda Bakı nedir? Bakı ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Bakı tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Bakı hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.