Suret nedir, Suret ne demek

Suret; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Görünüş, biçim.
  • Yüz, çehre.
  • Resim, fotoğraf.
  • Yazı ya da resim kopyası, nüsha.
  • İslam felsefesinde, varlığın görünen yanı, beş duyu ile algılanan yönü
  • Biçim, yol, tarz.

"Suret" ile ilgili cümleler

  • "Bunun bir suretini almalı."
  • "Onlar daimî surette güzeli, iyiyi, doğruyu görmemeye mahkûm olmuşlardır." - A. H. Çelebi
  • "İnsan suretinde bir ağaç."

Yerel Türkçe anlamı:

(

Resim, fotoğraf

Hukuki terim anlamı:

1) yol, biçim. 2) örnek.

Bilimsel terim anlamı:

Karagöz oyunundaki kişi, hayvan ve dekor resimlerine Karagözcülerce verilen ad. (Buna tasvir de denir.)

Suret tanımı, anlamı:

Suret almak : Bir belgenin kopyasını çıkarmak.

Sureti haktan görünmek : Kendisini iyi niyetli imiş gibi göstermek. birinin iyiliği için çalışıyor görünmek.

Suretine girmek : Bir şeyin görünüşüne, biçimine benzemek.

Sureta : Yalandan. Görünüşe göre, görünüşte.

Görünüş : Gözün ilk bakışta veya zihnin dolaysız olarak algıladığı şey. Fiillerin belirttiği oluşların süresi, gelişmesi ve bitmesiyle ilgili bütün biçimleri kapsayan dil bilgisi kategorisi. Görünme işi. Gerçeğe uymayan dış görüntü, zevahir. Bulunulan bir yerden görülebilen alan, görünüm, manzara.

Biçim : Herhangi bir şeyin benzeri. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Biçme işi. Tarz. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil.

 

Resim : Tören. Bunu yapmak için gerekli yöntemleri öğreten sanat. Açık gösterge, kesin sonuç. Fotoğraf. Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça gibi araçlarla kâğıt, bez vb. üzerinde yapılmış olan biçimleri. Bazı eşyadan ve işlerden alınan vergi veya harç.

Kopya : Aynı canlıdan eşeysiz olarak üreyen canlı, klon. Bir sanat eserinin veya yazılı bir metnin taklidi, asıl karşıtı. Yazılı sınavda gizlice bakmak için hazırlanmış kâğıt. Bir sınavda soruları cevaplamak için başka birinden veya yerden gizlice yararlanma. Suret çıkarma işi. Taklit edilmiş olan.

Nüsha : Birbirinin tıpkısı olan yazılı şeylerin her biri. Benzer, aynı, kopya. Gazete, dergi vb.nde sayı.

Tarz : Biçim, yol. Bir kimsenin kendine özgü anlatım biçimi. Güzel sanatlarda üslup, stil, konsept. Özel oluş veya davranış biçimi, üslup, stil, janr.

İslam : Müslümanlık.

Yazı : Alfabe. Herhangi bir konuda yazılmış bilim, düşünce ve sanat ürünü. Anlam, sanat veya biçim bakımından yazılan şey, makale. Düz yer, ova, kır. Metal paraların üzerinde değeri yazılan yüzü. Yazgı. Düşüncenin belli işaretlerle tespit edilmesi, yazma işi. Harfleri yazma biçimi.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

 

Yol : Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Kez, defa. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer. Hile, tuzak. Kumaşta bulunan çizgi. Yolculuk. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. Gaye, uğur, maksat. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. Gidiş çabukluğu, hız.

Fotoğraf : Görüntü. Bu yöntemle aktarılarak çoğaltılan resim, foto. Çeşitli araç ve malzeme kullanarak görüntüyü özel bir yüzey üzerinde sabitleme.

Yüz : Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat. Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı. Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret. Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılmış olan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz. Nedeniyle, sebebiyle. Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü. Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin her biri. Bu sayıyı gösteren 100 ve C rakamlarının adı. Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş. Yan, taraf. Kesici araçlarda ağız. On kere on, doksan dokuzdan bir artık. Utanma. Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf. Yüzey.

Çehre : Pamuk, yün, ipek vb.ni eğirip iplik durumuna getirmeye yarar araç, iğ.

Suret almak : bir belgenin kopyasını çıkarmak.

Suret bağlamak : Vücut bulmak, teşekkül etmek.

Suret darısı : Küçük darı, güvercinlere verilen darı.

Suret düzmek : Resim yapmak, resmetmek.

Suret uğruluğu : Riya, mürailik.

Suret uğrusu : Mürai.

Suret yazmak : Resim yapmak.

Suretbaz : Eski Türklerde kukla oynatıcısına verilen ad. (Kuk) Eski Türklerde Kukla oynatıcı.

Suretiyle : Yoluyla, biçimiyle. İlgili cümle: "“Bir hafta, her gece çalışmak suretiyle hikâyesini bitirdi.”" H. E. Adıvar.

Suret ile ilgili Cümleler

  • Düğününü hiçbir surette kaçırmam.
  • İnsanoğlu Tanrı'nın suretinde yaratılmıştır.
  • Kati surette reddettim.
  • Tom'un makul surette sağlığı iyi.
  • Tom, aslında hepimizin Tanrı'nın büründüğü suretlerden ibaret olduğumuzu anlamıyor.
  • Ben uzaktan yaklaşan bir suret gördüm.
  • Biz Tanrı'nın suretinde yaratıldık.

Diğer dillerde Suret anlamı nedir?

İngilizce'de Suret ne demek? : [Assyrian Neo-Aramaic] n. copy, duplicate, exemplar, transcript, counterpart, ditto, repetition

Fransızca'da Suret : copie [la], double [le], extrait [le], transcription [la]

Almanca'da Suret : n. Doppel, Nachbild

Rusça'da Suret : n. вид (M), наружность (F), изображение (N), дублет (M), образ (M), способ (M), числитель (M)