Tıraş nedir, Tıraş ne demek

Tıraş; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

"Tıraş" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Asker tıraşı."
  • "Tıraştan sonra da bıyık, sakal yerleri belli olurdu." - M. Ş. Esendal
  • "Üç günlük tıraşıyla hasta yatıyordu."
  • "Bırak tıraşı, doğru konuş!"

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Çatal çürüğü.

Bilimsel terim anlamı:

Mobilyada kullanılan kalın camların kenarlarını düzeltme işlemi.

İngilizce'de Tıraş ne demek? Tıraş ingilizcesi nedir?:

keratolysis, thrush

Osmanlıca Tıraş ne demek? Tıraş Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

rodaj

Tıraş hakkında bilgiler

Tıraş, bedenin herhangi bir yerindeki kılların dibinden kesilmesi (kazınması). Yüz tıraşı anlamında erkekler için kullanılan bir terim olmasının yanı sıra koltukaltı ve bacak kıllarının alınması yönünde kadınlar için de kullanılabilen bir terimdir.

Günümüzde piyasada bulunan tıraş malzemeleri genellikle üç ayrı kategoriye ayrılır; tıraş öncesi, tıraş sırasında ve tıraş sonrası (after-shave). Tıraş bıçağı, tıraş fırçası, tıraş kremi, tıraş pudrası, tıraş sabunu, tıraş makinesi ve after-shave vb. ürünler tıraşın temel unsurlarıdır.

 

Tıraş ile ilgili Cümleler

  • Ali başını tıraş etti ve sağcı bir gruba katıldı.
  • Tıraş olmadan önce yüzümü sabunlarım.
  • Tıraş olmak istiyorum.
  • Saç tıraşı olmam gerekiyor.
  • ABD saç tıraşı olmak için dünyadaki en tehlikeli yer.
  • Tıraş olmam gerek.
  • Tıraş losyonu kullanıyor musun?
  • O tıraş oldu.
  • Tıraş olacağım.
  • Her sabah tıraş olur musunuz?
  • Tıraş oldum.
  • Tıraş olmalısın.
  • Yarın, ücretsiz tıraş oluruz.
  • Bir tıraş istiyorum.

Tıraş kısaca anlamı, tanımı:

Erkek : Sözüne güvenilir, mert. Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden çıkıntılı olanı. Sert, kolay bükülmez. Yetişkin adam, bay, er kişi. İnsan, hayvan ve bitkilerin dişiyi dölleyecek cinsten olanı. Sperma oluşturan organizma. Koca.

Kesilme : Kesilmek işi.

Tıraş etmek : Tıraş işini yapmak. bıkkınlık verecek kadar uzun konuşmak.

Tıraş olmak : Erkek saçını, sakalını kesmek veya berberde kestirmek.

Tıraşa tutmak : Birini bıkkınlık verici uzun konuşmalarla oyalamak.

Tıraşı gelmek : Saçı, sakalı tıraş edilecek duruma gelmek.

Tıraş bıçağı : Erkeklerin yüzlerindeki kılları kesmek için kullandıkları, çelikten yapılmış ince bıçak, jilet, ustura.

Tıraş fırçası : Sakal tıraşı olurken yüze sabun sürmeye yarayan fırça.

Tıraş köpüğü : Tıraş olmayı kolaylaştıran özel hazırlanmış köpük.

Tıraş kremi : Tıraştan sonra deriyi yumuşak tutmak için sürülen krem.

Tıraş losyonu : Tıraştan sonra deriyi canlandırıcı, özel kokulu kolonya.

 

Tıraş makinesi : Tıraş etmeye yarayan araç veya aygıt.

Tıraş sabunu : Tıraşı kolaylaştırmak, sert kılları yumuşatmak için kullanılan sabun.

Tıraş tası : Tıraş suyunun konulduğu, içinde tıraş bıçağının, fırçanın çalkalandığı metal veya plastik tas.

Dikine tıraş : Karşısındakini sinirlendirecek biçimde söylenilen yalan, aşırı palavra.

Elmastıraş : Ucu elmaslı, kalem biçiminde cam keskisi, elmas. (elma'stıraş) Üzeri elmas gibi yontulmuş (iyi tür cam, billur).

Heykeltıraş : Heykelci.

Kalemtıraş : Kurşun kalemlerin ucunu açmak için kullanılan türlü biçimlerdeki keski, kalem açacağı. Kamış kalemleri açmak için kullanılan uzun saplı küçük bıçak.

Tıraşçı : Karşısındakini bıktırıncaya kadar lafa tutma huyu olan kimse. Palavracı.

Tıraşlama : Tıraşlamak işi.

Tıraşlamak : Saç, sakal vb.ni seyreltmek, kazımak, tıraş etmek. Bir şeyin üzerindeki pürüzleri almak, yontmak. Bıkkınlık verecek kadar uzun, asılsız, abartılı konuşmak.

Tıraşlanmak : Tıraşlama işi yapılmak.

Tıraşlı : Tıraşı uzamış. Tıraş olmuş, sakalını tıraş etmiş, matruş. Yontulmuş.

Tıraşsız : Yontulmamış (taş vb. sert nesne). Saçı veya sakalı uzamış, tıraşı gelmiş.

Böyle başa böyle tıraş : "kişi nasıl birisiyse ona uygun biçimde davranılır" anlamında kullanılan bir söz.

Yürü ense tıraşını göreyim : Görüştüğü kimseye gitmesini söylemek veya görüşmeyi kısa kesmek için kullanılan bir söz.

Sakalı : Saka hastalığına tutulmuş.

Kesme : Kesin, değişmez, maktu. İki çekimin birbirine doğrudan doğruya bağlanmasından, iki ayrı çekimin birbirini izlemesinden doğan durum. Kesmek işi. Lokum. Nazımda veya nesirde, bir cümleyi sonu anlaşılacak biçimde yarım bırakma sanatı, kat. Küp biçiminde veya köşeli olarak kesilmiş olan. Kesme işareti. Kıyılarımızda yaygın olarak bulunan, yuvarlak tepeli, 5 metre kadar boylu, her dem yeşil, yaprakları küçük ve kenarları testere dişli, çiçekleri yeşilimsi beyaz renkli olan bir süs ağacı, akçakesme (Phillyrea latifolia). Teneke, sac vb.ni kesmek için kullanılan makas. Çizgisel iki doğru parçası ve bir eğri yayı ile sınırlanan düzlem yüzeyi.

Yülüme : Yülümek işi, tıraş.

Biçim : Tarz. Herhangi bir şeyin benzeri. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Biçme işi. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu.

Kazınma : Kazınmak işi.

Zaman : Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Dönem, devir. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Çağ, mevsim. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Belirlenmiş olan an. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram.

Sakal : Yetişkin erkeklerde yanak ve alt çenede çıkan kılların tümü. Gemi karinasında oluşan yosun, yapışan midye vb. yabancı madde. Bazı hayvanlarda çene altında bulunan kılların tümü.

Beden : Canlı varlıkların maddi bölümü, vücut. Vücudun, baş, kol ve bacak dışında kalan bölümü, gövde. Giysilerde ölçü. Kale duvarı.

Saç : Bu üründen yapılan. Bu nesneden yapılmış, üzerinde yufka yapılmış olan dışbükey pişirme aracı. Yassı demir çelik ürünü.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Yalan : Yalancı kimse. Uydurma. Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır.

Asılsız : Doğru olmayan, temelsiz, köksüz, dayanaksız, yalan (haber). Uydurma.

Gereksiz : Gereği olmayan, yararsız, lüzumsuz. Boş yere.

Söz : Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi. Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük. Kesinlik kazanmayan haber, söylenti. Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, laf, kavil. Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme. Müzik parçalarının yazılı metni, güfte.

Tıraş eylemek : Elde etmek.

Tıraşı gelmek : saçı, sakalı tıraş edilecek duruma gelmek.

Tıraşlanma : Tıraşlanmak işi.

Tıraşlar : Düzce ili, Yığılca ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Tıraşlı cam : Kenarları düzeltilmiş, zımparalanmış cam.

Tıraşmermer : Ayakkabıcıların üzerinde deri kestikleri mermer. (*Tavşanlı -Kütahya)

Diğer dillerde Tıraş anlamı nedir?

İngilizce'de Tıraş ne demek? : [Tiras] n. shaving, shave

Fransızca'da Tıraş : rasage [le]

Almanca'da Tıraş : n. Rasur, Salm

Rusça'da Tıraş : n. строгание (N), бритье (N)