Taba nedir, Taba ne demek

Taba; kökeni fransızca dilinden gelmektedir.

Yerel Türkçe anlamı:

Tövbe.

Çocuğu olmayan kadın.

Eli sıkı, cimri.

Taba tanımı, anlamı:

Tabaat : Basımcılık.

Tababet : Tıp. Tıp bilgisi.

Tabak : Yiyecek koymaya yarar, az derin ve yayvan kap. Bu kabın alacağı miktarda olan. Sepici.

Tabak gibi : Dümdüz ve açık (yer).

Tabak sevdiği deriyi taştan taşa çalar : "birinin yakınlarına gösterdiği sert davranış onun iyiliği içindir" anlamında kullanılan bir söz.

Tabaka : Cepte taşınan tütün veya sigara kutusu. Derece. Katman. Baskı ve yazıda kullanılan, değişik boyutlarda kesilmiş kâğıt. Katman.

Tabakalama : Tabakalamak işi.

Tabakalamak : Tabaka durumuna getirmek.

Tabakalanma : Tabakaların birbiri üstüne veya birbiri ardınca sıralanışı.

Tabakalanmak : Tabakalar durumuna gelmek.

Tabakalı : Tabakası olan.

Tabakasız : Tabakası olmayan.

Tabakçı : Tabak yapan veya satan kimse. Lokanta vb. yerlerde bulaşık yıkayan kimse.

Tabakçılık : Tabakçı olma durumu.

Tabakhane : Hayvan postunu kullanılacak duruma getirme işleminin yapıldığı yer, sepi yeri.

Tabaklama : Tabaklamak işi.

Tabaklamak : Hayvan postlarını kullanılabilecek duruma getirmek amacıyla değişik kimyasal maddelerle işlemek, terbiye etmek.

 

Tabaklanma : Tabaklanmak işi.

Tabaklanmak : Hayvan postları çeşitli kimyasal maddelerle işlenmek, terbiye edilmek.

Tabaklık : Tabaklama, tabaklama işi, debagat. Tabak koymaya yarayan ve üst üste birkaç kattan oluşan raf.

Taban : Değerlendirmede en alt derece. Ayakkabının alt bölümü. Huy bakımından. Temel. Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle. Tarlanın düz ve verimli kesimi. Dikey duran direk, çubuk, seren vb.nin alt bölümü. Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı. Bir şeyin en alt bölümü. Bir cismin veya bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey veya çizgi, kaide. Kaide. Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı: 53 anlatımında 3 rakamı üstür, 5 ise tabandır. Bir ırmağın en derin olan orta yeri. Kılıç vb. yapımında kullanılan iyi cins demir. Ayağın alt yüzü, aya. Yaradılıştan.

Taban basma : Güreşçinin bir ayağının tabanıyla hasmının ayağına basıp eliyle çenesinden veya omuzlarından tutarak çevirmesi.

Taban çıkmak : Futbolda topla oynayan oyuncunun hareketini engellemek için doğrudan doğruya tabanla müdahale etmek.

 

Taban düzeyi : Bir akarsuyun, aşındırma ile erişebileceği en alçak yer.

Taban fiyatı : Bir mala resmî kuruluşlarca konulan fiyatın en alt sınırı, en düşük satış bedeli.

Taban halısı : Tabana serilen büyük halı. Bin liralık bütün kâğıt para.

Taban lağımı : Eğimli bir cevher yatağının tabanındaki tabakalar içinde ve cevher yatağı doğrultusuna paralel olarak sürülen lağım türü.

Taban tabana zıt : Birbirine son derece aykırı.

Taban tepmek : Uzun yol yürümek.

Taban yapmak : Fiyat, en aşağı duruma düşmek.

Tabana kuvvet : Bir yere yayan gitmekten başka çare olmadığını anlatan bir söz.

Tabana kuvvet kaçmak : Çok hızlı, koşarak kaçmak.

Tabanca : Boyacılıkta kullanılan, basınçlı hava yardımıyla boya püskürtmeye yarayan araç. Kısa, hafif, cepte veya belde taşınan ateşli silah.

Tabanca boyası : Tabanca ile yapılmış olan boya.

Tabanca cilası : Tabanca ile püskürterek yapılmış olan cila.

Tabancaya davranmak : Ateş etmek için tabancayı bulunduğu yerden almaya kalkışmak.

Tabanı yarık : Korkak, güven vermeyen (kimse).

Tabanları kaldırmak : Koşarak kaçmak.

Tabanları patlamak : Çok yürümekten, çok ayakta durmaktan aşırı yorulmak.

Tabanları yağlamak : Uzak bir yere yayan gitmeye hazırlanmak. hızlıca koşmak, kaçmak.

Tabanlı : Tabanı olan.

Tabanlık : Üzerine rayların yerleştirildiği, yere enine konulmuş demir veya ağaç parçaların her biri, travers. Ayağın rahat etmesi için ayakkabı içine yerleştirilen, keçe, deri veya kumaş parçası.

Tabansız : Tabanı olmayan. Yüreksiz, ödlek.

Tabansızlık : Tabansız olma durumu. Korkaklık, yüreksizlik.

Tabanvay : Yayan.

Tabasbus : Yaltaklık.

Tabasbus etmek : Yaltaklanmak.

Ad tabanı : Ad kök ve gövdelerinin çekim eki almamış durumu, isim tabanı.

Ağ tabaka : Göz yuvarlarının iç yüzeyinde görme sinirinin yayılması ile beliren, ışığa duyarlı, ağımsı bölüm, retina.

Alt tabaka : Halkın bilgisiz tabakası, avam. Tabakalardan altta bulunanı.

Ayak tabanı : Aya.

Balık tabağı : Balık koymaya yarayan kap. Yayvan servis tabağı.

Beylik tabanca : Ordu veya emniyet mensuplarına görev dolayısıyla verilen tabanca.

Boya tabakası : Şablonların sulu kenar kapatıcısı ile kaplanması.

Boya tabancası : Sıvı boyayı püskürtmek için kullanılan alet.

Çift tabanca : İşini kolaylaştırmak amacıyla gerekli olan şeyleri birden fazla bulunduran kimse.

Çorba tabağı : Çorba konmak için yapılmış olan özel tabak.

Damar tabaka : Göz küresinin içinde ince kan damarlarından oluşan katman.

Diş tababeti : Diş hekimliği.

Fiil tabanı : Fiil kök ve gövdelerinin çekim eki almamış hâli.

İftar tabağı : Ramazanda genellikle lokantalarda iftar açmak için bir tabağa dizilen ve yemek öncesi yenilen soğuk yiyecekler.

İsim tabanı : Ad tabanı.

Kahve tabağı : Kahve fincanının altına konulmak üzere yapılmış tabak.

Kayık tabak : Kayık biçiminde uzun ve düz tabak.

Kaymak tabakası : Bir toplumun seçkin ve zengin kesimi, kaymak takımı.

Kırk gün taban eti bir gün av eti : "avcılar bir av avlayabilmek için dağ demez, taş demez, günlerce taban teperler" anlamında kullanılan bir söz.

Makineli tabanca : Bir tür otomatik silah.

Mantar tabakası : Ağaçlarda hücrelerin çeperlerine mantar özü yığarak ve protoplazmasını yitirerek mantar oluşumuna yol açan, dış büyütken tabaka.

Mantar tabancası : Borusunun ucuna içi barutlu mantar takılarak patlatılan, tabanca biçiminde bir tür çocuk oyuncağı.

Ordövr tabağı : İçine genellikle soğuk mezelerin konduğu özel olarak hazırlanmış tabak.

Perçin tabancası : Levha olarak üretilmiş parçaları birbirine üst üste koyarak birleştirmek, kaynaştırmak için kullanılan el aleti.

Piyata tabağı : Düz ve büyük yemek tabağı.

Püskürtme tabancası : Vernik veya boya sıvılarını basınçlı hava yardımı ile püskürterek sürmekte kullanılan tabanca biçiminde araç.

Saydam tabaka : Gözün ön bölümünde bulunan, ışığı geçiren küresel zar, kornea.

Sert tabaka : Göz akı. Toprak yüzeyine yakın bir yerde bulunan, kökler ve suyun o bölüme girişini engelleyen yoğun tabaka.

Servis tabağı : Sofraya yemeğin getirildiği büyük tabak.

Sigara tabakası : İçine sigara yerleştirilen, kapaklı, metalden, deriden vb. maddelerden yapılmış olan kutu.

Sosyal tabaka : Bir toplumda yaşama biçimi, maddi imkân, öğrenim durumu bakımlarından birbirine benzeyen kişilerin oluşturduğu sınıf, sosyal sınıf.

Su tabakası : Su ile kaplanmış yüzey.

Tek tabanca : Tek başına hareket eden kimse.

Toplu tabanca : Mermileri şarjöre değil bir eksen etrafında dönen top içerisine yerleştirilen tabanca.

Üst tabaka : İleri gelenler sınıfı.

Veri tabanı : Bilgisayar kullanımında çözüme erişmek için işlenebilir duruma getirilmiş bilgi ortamı.

Yarış tabancası : Yarışı başlatmak, yanlış çıkışları yarışmacılara bildirmek ve yarışı durdurmak için kullanılan ateşli silah.

Yüksek tabaka : Yüksek sosyete.

Tütün : Duman. Bu bitkinin kurutulup kıyılarak sigara biçiminde veya pipoyla içilen yaprağı. Patlıcangillerden, birleşiminde nikotin bulunan, otsu bir bitki (Nicotiana tabacum).

Kızıl : Parlak kırmızı renk. Genellikle küçük yaşlarda görülen, bulaşıcı, yüksek ateşli, kırmızı renkte geniş lekeler döktüren, kuluçka dönemi üç dört gün süren tehlikeli hastalık. Bu renkte olan. Aşırı derecede olan. Komünist. Altın.

Kahverengi : Kavrulmuş kahvenin rengi. Bu renkte olan.

Renk : Nitelik. Çeşitlilik. Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum.

Bu : En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz. Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz.

Taba rengi : (Resim) Tarçın rengi.

Tabaç : Hizmetçi.

Tabağa : < Ar. tabaka: tabaka < İt. tabaccaio: tabaka; tütün kutusu

Tabağa tutulmak : Hayvan şap hastalığına tutulmak.

Tabah : Şap hastalığı 1.bk. tağar- 2.Küçük tandır. 3.bk.tağar- 4.bk. tağar- 40 cm. çapında bakır tabak. < Ar. tabak: tabak. || tabah kibin: tamamiyle açıkta, pürüzsüz, geniş, büyük ve yuvarlak (Yüz) Hayvanlarda görülen şap hastalığı; bk. ayrıca dabah Tabak (

Tabahpazarı : Çarşamba günü.

Tabak döndürme : Değnek ucunda tabak döndürmek gösterisi. Bir hokkabaz aynı anda beş altı tabak döndürebilir.

Tabak hokkabazı : Tabaklarla numaralar gösteren hokkabaz.

Tabak kağıt : İki yapraklı dosya kâğıdı.

Tabak salyangozu : Karından ayaklıların (Gastropoda) akciğerli salyangozlar (Pulmonata) takımından, kabuğu ince, ağzı keskin, kabuk yayları bir düzlem üzerinde olan, tatlı sularda yaşayan türlere sahip bir cins. Karından ayaklıların (Gastropoda), akciğerli salyangozlar (Pulmonata) takımından, kabuğu ince, ağzı keskin, kabuk yayları bir düzlem üzerinde olan, tatlı sularda yaşayan türlere sahip bir cins. (Planorbis): Karından-ayaklılar (Gastropoda) sınıfının akciğerli-salyangozlar (Pulmonata) takımından bir yumuşakça cinsi. Kabuğu ince, ağzı keskin, kabuk yayları bir düzlem üzerindedir. Tatlı sularda yaşar.

Taba ile ilgili Cümleler

  • Ali tabakları kırdı.
  • Ali tabakları temizledi.
  • Çocuklar yaz aylarında serin kalmak için su tabancalarıyla oynamayı severler.
  • Tabak ellerimden kaydı.
  • Bana tabağını uzat ve sana biraz daha et vereceğim.
  • Tabağım nerede?
  • Tabak elinden kaydı ve yere düştü.
  • Chavacano, İspanyolca tabanlı kreol dilidir.
  • Tabağını tamamen temizledi.
  • Tabağını temizle!
  • Tabağındaki her şeyi yesen iyi olur.
  • Ali bir tabanca satın aldı.
  • Tabağını salatayla tepeleme doldurdu.
  • Ali üç tane tabak kırdı.

Diğer dillerde Taba anlamı nedir?

İngilizce'de Taba ne demek? : [Taba] n. print, printing

Almanca'da Taba : n. Servierbrett