Tepmek nedir, Tepmek ne demek

"Tepmek" ile ilgili cümleler

  • "Bu topraklı yolları tepmeden oraya varmak zordur."
  • "Gündüz ya bir yere sokulup uyur ya sessiz sedasız sokaklarda dolaşır fakat akşam oldu mu derdi teper." - H. E. Adıvar
  • "Gelmiş buraya, başını sokacak, ekmeğini kazanacak bir yer bulmuş, hiç bunu teper mi?" - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Yünleri çuvala tepmek."
  • "Tüfek geri tepti, omzunu incitti."

Yerel Türkçe anlamı:

Çifte atmak: İneyh tepti.

1.Deliğe bir şey tıkamak, bastırmak. 2.Saman ya da otu sıkıca bastırarak doldurmak: Samanı harara tep. 3.Çiğnemek. 4.Saklamak : Şu boncuğu bir yere tep ki görmesinler.

Saklamak.

Fırsatı elinin tersiyle itmek

Oyun bozulmak, plan bozulmak

Tüylü kumaşları sürterek tüy ve kıllarından temizlemek.

Bel ya da kürekle kazmak.

1.bk.teprenmek (I)-

Birini veya bir tarafı kayırmak.

Tekme atmak, tepinmek

2.bk. tepertmek.

Sığır süt vermemek : Camış tepti.

Sıkıştırmak.

Sıkıca doldurmak.

Dövmek.

Hastalık ya da kapanmak üzere olan yara yeniden azmak, yinelemek

Tepmek anlamı, kısaca tanımı:

Tepe tepe kullanmak : Sağlamlığına güvenilen şeyleri yıpranacağını düşünmeden, esirgemeden, sakınmadan hoyratça kullanmak.

 

Tepme : Suda çiğnenerek keçeleştirilen yünden dokunmuş (kumaş, keçe vb.). Tekme. Tepmek işi.

Çıkarını tepmek : Kendisine yarar sağlayacak bir şeyden veya durumdan yararlanmamak. kendisine yarar sağlayacak bir şeyi veya bir durumu istememek.

Hora tepmek : Ayaklarını vurarak gürültü etmek. hora oynamak.

Kısmetini ayağıyla tepmek : Kavuşacağı iyi bir durumu, değerini bilmeyerek istememek.

Nimeti ayağıyla tepmek : Kısmetini ayağıyla tepmek.

Taban tepmek : Uzun yol yürümek.

Yol tepmek : Çok uzun bir süre yürümek.

Hayvan : Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse). Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Kızılan bir kimseye söylenen bir söz.

Vurmak : Tavla oyununda pulu kırmak. Hızla değmek, çarpmak. Kadeh tokuşturmak. Amaçladığı şeye rast getirmek. Olduğundan başka biçimde görünmek. Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. Çarpma işlemini yapmak. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Hızla çarpmak. Desteklemek, dayamak. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. Bağlama, ilişkilendirmek. Manevi olarak yaralamak. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Sırtına, omzuna yerleştirmek. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Uygulamak, basmak, koymak. Takmak, koymak, bağlamak. İçki içmek. Silahla yaralamak, öldürmek. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Duyulmak, hissedilmek. Sürmek. Dokunmak, hasta etmek. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Etkisi bir yere kadar uzanmak. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. Olumsuz yönde etkilemek. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. Çıkmak.

 

Basar : Merdivenin ayakla basılan yüzeyi. Göz. İleriyi görme, algılama yetisi.

Sıkıştırmak : Bir nesneyi sıkıca duracak biçimde bir yere koymak, yerleştirmek veya orada tutmak. Bir şeyin sıkışmasına, kısılmasına, ezilmesine sebep olmak. Kaçmayacak biçimde çembere almak, kıstırmak. Sarkıntılık etmek. Zorlamak. Gevşek veya seyrek olan şeyleri birbirine yaklaştırarak sıkı duruma getirmek. Ansızın, gizlice ve karşısındakinin isteyip istemediğine bakmadan bir şeyi vermek, tutuşturmak. Bir şeyi dar bir yere zorla sığdırmak, tıkmak.

Yürümek : Ölmek. Karada veya suda, herhangi bir yöne doğru sürekli olarak yer değiştirmek. Faiz, hesap edilmek, işlemek. Adım atarak ilerlemek, gitmek. Yol almak. Gereği gibi yapılmak veya ilerlemek. Çocuk ayakları üzerinde gezecek duruma gelmek. Bir işte ileri gitmek. Bir yere gelmek, bir yere ulaşmak, kaplamak. Yayan gezmek, yayan gitmek. Geçmek, ilerlemek, değişmek. Üzerine doğru gitmek, akın etmek, saldırmak, hücum etmek.

Silah : Savunmak veya saldırmak için kullanılan nesne, etken araç. Savunmak veya saldırmak amacıyla kullanılan araç. Bir konuda etkili her şey.

Ateş : Tutuşmuş olan cisim. Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od, nâr. Patlayıcı silahların atılması. Isıtmak, pişirmek için kullanılan yer veya araç. Tehlike, felaket. Öfke, hırs, hınç. Coşkunluk. Büyük üzüntü, acı. Genellikle hastalık etkisiyle artan vücut sıcaklığı, kızdırma.

Üzerine : -den sonra. Hakkında. Üstüne. -den daha üstün. -den dolayı.

Çokça : Oldukça fazla, aşırı miktarda, fazlaca.

Baskı : Giysinin içine kıvrılıp dikilen kenarı. Belirli ruhsal etkinlik ve süreçleri, kişinin isteği dışında bilinçaltına itmesi veya bu itilenlerin bilince çıkmasını önleme durumu. Bası sayısı. Bir eserin basılış biçimi veya durumu. Bir eserin tekrarlanarak yapılmış olan baskı işlemlerinden her biri, edisyon. Top oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketini ve sonuç almasını engellemek amacıyla uygulanan yakın savunma durumu, pres. Hak ve özgürlükleri kısıtlayarak zor altında bulundurma durumu, tahakküm. Bir maddeyi sıkıp ezen alet, pres.

Yapmak : Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Evlendirmek. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Üretmek. Olmak. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Düzenli bir duruma getirmek. Gerçekleştirmek. Olmasına yol açmak. Salgılamak, çıkarmak. Yol almak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Edinmek, sahip olmak. Bir durum yaratmak. Dışkı çıkarmak. Davranmak, hareket etmek. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Onarmak, tamir etmek.

Yeniden : Gene, yine, bir daha, tekrar.

Çıkmak : Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Sıyrılmak, ayrılmak. Flört etmek. Yayılmak. Belirmek, tanınmak. Oluşmak, olmak. Süresi dolduğunda ayrılmak. Olmak, bulunmak, var olmak. Artırmak, fiyatı yükseltmek. Yerinden oynamak. Unutmak. Giderilmek, yok olmak. Harcamak zorunda kalmak. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Piyasaya sürülmek. Ay, Güneş görünmek. Niteliği sonradan anlaşılmak. Bitmek, büyümek, sürmek. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Yayılmak, duyulmak. Yükselmek, artmak. Bulaşmak. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Ay veya mevsim geçmek. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Büyük abdest bozmak. Gelmek. Sesini yükseltmek. Erişmek, görmek. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Yayımlanmak. Yetişecek ölçüde olmak. Eksilmek. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Karaya ayak basmak. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Yapılmak, yürümek. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Gerçekleşmek. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Mal olmak. Vermeye katlanmak. Verilmek. Binaya kat eklemek. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Meydana gelmek. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Yeni yetişip satışa sunulmak.

Tazelenmek : Taze duruma gelmek, tazelik kazanmak. Tazeleme işi yapılmak.

Depreşmek : Nüks etmek.

Diğer dillerde Tepmek anlamı nedir?

İngilizce'de Tepmek ne demek? : v. kick, foot it, chuck away, tuck, boot, scout, spurn

Fransızca'da Tepmek : repousser, chasser, ruer; mépriser, mésestimer; plétiner

Almanca'da Tepmek : v. verschmähen

Rusça'da Tepmek : v. лягать, лягаться, брыкаться, пренебрегать, отказываться, отвергать, отплясывать, отдавать, втискивать, утаптывать, возвращаться, брыкнуться, пренебречь, отказаться, отвергнуть, отплясать, отдать, втиснуть, утоптать, возвратиться