Yürümek nedir, Yürümek ne demek

"Yürümek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "O da yürümüş."
  • "Asker kaleye yürüdü."
  • "Çocuk erken yürüdü."
  • "Gölgesinde yürüdüğü duvarın arkasından bir horoz sesi fark etti." - Ö. Seyfettin
  • "Bu paranın faizi yüzde beşten mi yürüyor?"
  • "Bu evliliğin yürümeyeceği daha başından anlaşılmıştı ama belki yürütürüz, demiştim." - Z. Selimoğlu
  • "Dallara su yürümek."
  • "Kafası yerde, kamburunu çıkarmış, yürüyordu." - H. Taner
  • "Doktor o hayatın dışında kalmış. Bu ne demek? Bu, o demek ki hayat yürümüş gitmiş, birlikte yürüyememiş." - M. Ş. Esendal
  • "Buz dağları güneye yürümüş."
  • "Biraz yürüyelim, geç kaldık."

Diğer sözlük anlamları:

Gezmek, dolaşmak.

Ayrılmak, uzaklaşmak.

Hücum etmek, saldırmak.

Hareket etmek, dönmek, devretmek.

Tedavül etmek, geçer olmak.

Geçmek, nafiz olmak.

Hareket etmek, iş yapmak.

 

Yürümek anlamı, tanımı:

Yürü : "devam et, git" anlamında kullanılan bir söz.

Yürü ense tıraşını göreyim : Görüştüğü kimseye gitmesini söylemek veya görüşmeyi kısa kesmek için kullanılan bir söz.

Yürüyen merdiven : Basamakları sürekli olarak dönen bir düzenek üzerine yerleştirilmiş, elektrikle çalışan merdiven.

Yürüme : Yürümek işi.

Alıp yürümek : Az zamanda çok ilerlemek, yayılmak, çoğalmak, artmak.

Aşağı yukarı yürümek : Bir baştan bir başa yürümek.

Badi badi yürümek : Ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek, koşmak).

Dıbır dıbır yürümek : Hafif ve düzenli biçimde ses çıkararak yürümek.

Geriye yürümek : Öncesini kapsamak.

İzinden yürümek : Birine içten bağlanarak onun başladığı işi aynı anlayışla sürdürmek.

Kan yürümek : Bir organda aşırı kan birikmek.

Su yürümek : İlkbahara doğru ağaçlar tomurcuklanmaya başlamak.

Tıpış tıpış yürümek : Kısa adımlarla çabuk yürümek. ister istemez bir yere gitmek veya bir yerden ayrılmak.

Tok tok yürümek : Kendinden emin, heybetli bir biçimde yürümek.

Üstüne yürümek : Korkutmak, yıldırmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak.

Üzerine yürümek : Üstüne yürümek.

Yol yürümek : Yolda gitmek.

Adım : Ayakta, esas duruşta, bir ayağın türlü yönlerde iki ayak boyu kadar yer değiştirmesi. Bir ayak atışıyla alınan ve uzunluğu yaklaşık 75 santimetre olan mesafe. İki diş arasındaki aralık. Bir gösterge ucunun eş olarak ayrılmış yaylardan biri boyunca aldığı yol. Yürümek için yapılmış olan ayak atışlarının her biri. Girişim, hamle. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap.

 

İlerlemek : Bulunduğu yerden daha ileriye gitmek, yol almak. Daha güçlü, daha etkili duruma gelmek. Daha iyi, daha yüksek bir düzeye, aşamaya erişmek, gelişmek, terfi etmek, terakki etmek. Vakit geçmek.

Sürek : Süren, devam eden zaman. Satmak için pazara götürülen hayvan sürüsü. Hızlı süren, hızlı giden.

Değiştirmek : Başka bir biçime sokmak, değişikliğe uğratmak. Anlatıma yeni bir içerik vermek. Bir şeyi veya bir kimseyi bulunduğu yerden başka bir yere götürmek. Birini bırakıp başkasını kullanmak. Bir şey verip yerine başka bir şey almak. Başka bir duruma, başka bir görünüme getirmek.

Çocuk : Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak. Genç erkek. Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse. Büyüklere yakışmayacak, daha çok küçüklerin yapabileceği gibi davranan kimse. Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi. Küçük yaştaki erkek veya kız. Soy bakımından oğul veya kız, evlat.

Ayak : Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Basamak. Halk edebiyatında uyak. Göl ayağı. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Vücudun belden aşağı bölümü. Bacak.

Durum : Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon.

Gitmek : Dayanmak. Yürümek, yol almak. Değerlendirmek, saymak, karşılamak. Yok olmak, elden çıkmak. Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak. Götürülmek, gönderilmek. Bir şey zarar görmüş olmak. Makine, işlemek, çalışmak. Sürmek, devam etmek. Ölmek. Geçmek. Tüketilmek, harcanmak. Çıkmak, ulaşmak. Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak. Herhangi bir durumda olmak. Yeter olmak, yetmek, yetişmek. Yakışmak, yaraşmak. Bir yere doğru yönelmek. Yapmak. Satılmak. Bir yerden veya bir işten ayrılmak. Başvurmak, yapmak.

Yayan : Yürüyerek giden. Yürüyerek, yaya. Bilgisiz.

Gezmek : Bir yeri görüp incelemek. Hava alma, hoş vakit geçirme vb. amaçlarla bir yere gitmek, seyran etmek. Bir yerde gezi yapmak. Hasta ayağa kalkmak. Bir yerde dolaşmak, yürümek. Herhangi bir biçimde gezinmek. Gitmek, başvurmak. Bulunmak.

Yol almak : Yolda ilerlemek.

Yol : Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Hile, tuzak. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. Yolculuk. Gidiş çabukluğu, hız. Kez, defa. Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Gaye, uğur, maksat. Kumaşta bulunan çizgi. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer.

Almak : Ele geçirmek, fethetmek. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Çalmak. İçine sığmak. Birlikte götürmek. Görevden, işten çekmek. Soldurmak. Sürükleyip götürmek. Kabul etmek. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Tat veya koku duymak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Başlamak. Satın almak. Temizlemek. İçeri girmesini sağlamak. Yer değiştirmek. Kısaltmak, eksiltmek. Yutmak, kullanmak. Göreve, işe başlatmak. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Yol gitmek, mesafe katetmek. Kazanç sağlamak. Kazanmak, elde etmek. Bürümek, sarmak, kaplamak. Yolmak, koparmak. Örtmek, koymak. İçecek veya sigara içmek. İçeri sızmak, içine çekmek. Gidermek, yok etmek. Erkek, kadınla evlenmek.

Faiz : Kapitalist ekonomide, artık değerin değişikliğe uğramış biçimi olarak paranın fiyatı, kiralanan paranın kira bedeli. İşletmek için bir yere ödünç verilen paraya karşılık alınan kâr, getiri, ürem, nema.

Hesap : Tutum, durum, anlayış. Aritmetik. Matematiksel işlem. Ödenecek ücretin dökümünü ve tutarını gösteren kâğıt, hesap pusulası, adisyon. Bir girişimin, bir işin başarıya ulaşması için alınan önlemlerin bütünü. Bankadaki işlemlerin yapılabilmesi için kişi, kurum ve kuruluşlar adına düzenlenen çizelge. Alacaklı veya borçlu olma durumu. Oranlama, tahmin.

Edilmek : Etme işine konu olmak, yapılmak.

İşlemek : İse tutup karartmak.

Geçmek : Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. Yaşamak. Üstünlük sağlamak. Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek. Tükenmek, bitmek, sona ermek. Hastalık bulaşmak, sirayet etmek. Çekiştirmek, yermek. Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek. Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak. Etki yapmak, işlemek. Bir yerden başka bir yere gitmek. Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek. Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Geride bırakmak, aşmak. Kalmak, devrolmak. Harcamak. Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek. Kullanımda olmak, tedavülde olmak. Bir yandan girip diğer yandan çıkmak. Görev almak. Bir yere gidip oturmak. Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak. Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak. Okulda, sınavda başarı göstermek. Yerini bırakıp başka yer almak. Yazılmak, girmek. Sönmek. Kabul edilemez olmak. Bir duruma uğramak, konu olmak. Söylemeden veya bitirmeden atlamak. Sürümü olmak, satılmak. Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek. Bırakmak, vazgeçmek. Birinden meşk etmek. Zamanı aşmak, geride bırakmak.

Değişmek : Yerine başka şey veya kimse gelmek. Başka bir biçim veya duruma girmek, tahavvül etmek. Değiştirmek. Karşılıklı alıp vermek, mübadele etmek.

Bir : Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sadece. Ancak, yalnız. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bu sayı kadar olan. Aynı, benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Sayıların ilki. Beraber. Tek. Bir kez. Eş, aynı, bir boyda.

İşte : Anlatılan şeye dikkat çekmek için kullanılan bir söz. Bir şey gösterilirken veya bir şeye işaret edilirken söylenen bir söz, aha, ahacık. Anlatılan bir sözün sonucuna gelindiğini gösterir.

İleri : Temel duruşta ayak uçlarının gösterdiği yön. Herhangi bir şeye göre daha ötede olan yer, geri karşıtı. "Amaca doğru durmadan yürü" anlamında kullanılan bir seslenme sözü. Doğrusundan daha çok gösteren (saat). Önde bulunan. Henüz gelmemiş zaman, gelecek, sonra. Benzerlerini geride bırakmış. Öne doğru, ileri doğru. Bir şeyin ulaşılacak yönü.

Gibi : İmişçesine, benzer biçimde. -e yakışır biçimde. O anda, tam o sırada, hemen arkasından. -e benzer.

Yapılmak : Yapma işine konu olmak. Gerçekleştirilmek, ortaya çıkarılmak.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Ölmek : Değerini, geçerliğini, gücünü yitirmek, kullanılmamak. Yaşamaz olmak, hayatı sona ermek, can vermek. Bazı sebeplerle çok sıkıntı veya acı çekmek. Bitki, solmak.

Yürümek ile ilgili Cümleler

  • Yürümek için çok uzak mı?
  • Eve yürümek istemiyorum.
  • Ali eve yürümek zorunda kalmadan önce yağmurun duracağını umuyordu.
  • Ali bisikletinin patlak tekeri olduğundan bugün okula yürümek zorundaydı.
  • Buradan kampüse yürümek on beş dakika sürer.
  • Yürümek için çok uzak değil.
  • Yürümek en iyi egzersizdir.
  • Yürümek için çok uzak.
  • Arabam bozulduğu için buraya yürümek zorunda kaldım.
  • Yürümek için ideal bir gündü.
  • Yürümek güzeldir.
  • Asansör bozuktu ve biz beşinci kata yürümek zorunda kaldık.
  • Canım çok hızlı yürümek istemiyor.
  • Yürümek için çok geç değil.

Diğer dillerde Yürümek anlamı nedir?

İngilizce'de Yürümek ne demek? : v. ankle, have a walk, hike, pace, step, step up, toddle, tread, walk

Fransızca'da Yürümek : marcher, aller, aller à pied, cheminer, déambuler

Almanca'da Yürümek : v. andringen, betreten, gehen, laufen, marschieren, stiefeln, ziehen

Rusça'da Yürümek : v. двигаться, ходить, идти, маршировать, шагать, проходить, переступать, шествовать, шлепать, исходить, следовать, пройтись, прогуляться, поспешить, начисляться, считаться, умереть, двинуться, походить, сходить, пойти, шагнуть, пройти, переступить, шлепнуть, изойти, последовать