The cause türkçesi The cause nedir

The cause ile ilgili cümleler

English: He fully realizes that he was the cause of the accident.
Turkish: Kazanın sebebi olduğunun tamamen farkındadır.

English: Ali seems interested in finding out the cause of the problem.
Turkish: Ali sorunun sebebini bulmakla ilgili görünüyor.

English: At present, the cause of the disease is unknown.
Turkish: Şu an için, hastalığın sebebi bilinmiyor.

English: He's the cause of all this.
Turkish: Tüm bunların sebebi o.

English: A fact-finding committee was set up to determine the cause of the incident.
Turkish: Olayın nedenini belirlemek için bir gerçeği bulma komitesi kuruldu.

The cause ingilizcede ne demek, The cause nerede nasıl kullanılır?

The : Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belgili tanımlık. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer).

Cause : Sebep vermek. Hedef. Belli bir etki, bir devinim ya da değişime yol açan şey, bir olaya zorunlu olarak öngelen koşul. Sebeb. Sebep olmak. Amaç. Yol açmak. İlke. Dava. -e neden olmak.

 

In the cause of : Aşkına. Nedeniyle. Uğruna. İçin.

The 1967 borders : 1967 sınırları. Yeşil hat. Bağımsızlık savaşı sonrasında ateşkes anlaşmalarında oluşturulan sınırlar (israil tarihi).

The 2004 tsunami : Bir depremin tetiklediği ve iki kıtada 8 ülkede (tayland, hindistan, endonezya, malezya, maldivler, seylan, somali ve sri lanka) yaklaşık 225. 2004 tsumanisi. 000 insanın ölümüne yol açan 26 aralık 2004'te meydana gelen yıkıcı tsunami. 26 aralık 2004'teki büyük tsunami.

The a team : A takımı. Televizyonda macera dizisi ismi.

The ablative : Ablatif. Çıkma durumu. İsmin -den hali.

İngilizce The cause Türkçe anlamı, The cause eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak The cause ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Constructive : Müspet. İnşaatla ilgili. İnşaat. Geliştirici. Hukuken varsayılan. Yapıcı. Dolaylı. Yapısal. Olumlu. Yardımcı.

Conduce : Katkıda bulunmak. Gerektirmek. Götürmek. Yardım etmek.

Bred : Çiftleşmek. Beslemek. Üretmek. Çoğalmak. Yetiştirmek. Yavrulamak.

Deity : Mabut. Tanrılık. Tanrıça. İlah. Çoktanrıcılıkta var olduğuna inanılan insanüstü varlıklardan her biri. acunda varolan her şeyin yaratıcısı ve buyurucusu olduğuna inanılan yüce varlık. Tanrısal konum. Tanrısal varlık.

Composer : Besteci. Kompozitör. Uzlaştırıcı. Yazar. Bir müzik yapıtı ya da tiyatro arka müziği yaratan sanatçı. Bestekar. Bir müzik yapıtını yaratan sanatçı.

Daedalian : Ustalıkla veya mahirane bir şekilde oluşturulmuş ya da çalışılmış. Hünerli. Yetenekli. Usta. Marifetli. Ustaca yapılmış. Zeki. Becerikli. Ustalıkla işlenmiş.

 

Architects : Mimar. Mimarlar.

Deities : Tanrıça. Tanrısal konum. Tanrılık. Tanrısal varlık. İlah. Mabut.

Conceiver : Algılayan kimse. Anlayan kimse. Mucit. Düşünen kimse. Tasarlayıcı. Yeni şeyler yaratan kimse.

Brought : Verilen. Celp olunan. Kazandırmak. İkna etmek. Razı etmek. Getirmek. Vermek (ceza). Getirilmiş. Getirtilen.

The cause synonyms : admit of, motived, motive, authors, accounts, case, bears, being, factor, architect, justifications, causes, breed, begot, bear children, almighty, bring into the world, dominus, induces, conceivers, admitting of, bring along, beareth, causation, justification, conduced, account, allow of, divinity, creators, beat a path, causatively, give place to.