Troubles türkçesi Troubles nedir

Troubles ile ilgili cümleler

English: Don't trouble trouble until trouble troubles you.
Turkish: Dert sana dert oluncaya kadar, derdi dert etme.

English: Everyone has domestic troubles from time to time.
Turkish: Herkesin zaman zaman ailevi sorunları olur.

English: It would be better to put his troubles aside.
Turkish: Onun sıkıntılarını bir kenara koyman daha iyi olurdu.

English: His troubles are not over.
Turkish: Onun sorunları bitmedi.

English: Forget your troubles for a while and come and have dinner with us.
Turkish: Bir süre sorunlarını unut ve bizimle akşam yemeği yemeye gel.

Troubles ingilizcede ne demek, Troubles nerede nasıl kullanılır?

A peck of troubles : Bir yığın sıkıntı. Bir dolu sıkıntı. Birçok dert. Bir yığın dert.

Digestive troubles : Hazımsızlık. Sindirim bozukluğu.

Financial troubles : Maddi sıkıntı. Maddi sorun.

Flare up troubles : Problemleri başlatmak. Şiddeti tahrik etmek.

Heart troubles : Kalp organının sorunları veya bozuklukları. Kalpten kaynaklanan ağırılar. Kalp rahatsızlıkları.

Troubleshot : Sorunu gider. Arıza gidermek. Araya girmek. Sorun gidermek. Aracılık etmek. Problemleri tespit etmek. Arıza bulma. Sorun gider. Sorun giderme. Anlaşmazlıkları yatıştırmak.

 

Pecuniary troubles : Para sıkıntısı. Para darlığı.

Teething troubles : Başlangıçta karşılaşılan sorunlar. Başlangıçta yaşanan zorluklar. Diş çıkarma sorunları.

Troubleshooters : İhtilafları çözümleyen kimse (politik, diplomatik, vb.). Sorun gidericiler. Makina ve teknik ekipmanlarda işlev bozukluklarının yerini tespit etmede ve bunları tamir etmede uzman kimse. Arabulucu.

Troubleshooter : Makina ve teknik ekipmanlarda işlev bozukluklarının yerini tespit etmede ve bunları tamir etmede uzman kimse. Sorun giderici. Aksaklıkları gideren kimse. İhtilafları çözümleyen kimse (politik, diplomatik, vb.). Düzeltici. Aksaklıkları saptayıp çözümleyen kimse. Arabulucu.

İngilizce Troubles Türkçe anlamı, Troubles eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Troubles ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Cark : Endişeli olmak. Tedirgin etmek. Endişelenmek.

Occurrence : Olay.

Fashes : Zorluk çıkarmak.

Noise : Kısa devre. Patırtı. Velvele. Ses. Yükselteç çıktısında gözlenen ve imlem girdisinde çeşitli nedenlerden kaynaklanan, asalak birleşenlerin yükseltilmesinden ileri gelen uyumsuz sesler. Ses çıkarmak. Gürültü etmek. Gürültü. Zımbırtı. Şamata.

Fester : Küflenmek. Azmak. Kafasına takılmak. İltihaplanmak. Mikrop kapmak. Kokmak. İrin toplamak. Çürümek. İrinlenmek.

Issues : Bir örgüt veya şirket içindeki sorunlar.

Bait : Fabrikasyon, rafinerasyon gibi yöntemlerle işlenip balık avı için kullanıma hazır halde sunulan cansız organik yemler. Yapay olta yemi. Yapısında organik ve inorganik besin maddelerini bulunduran, belli oranlarda verildiğinde yetiştirciliği yapılan canlının sağlık, gelişme, üreme, verim gibi özellikleri üzerinde olumlu etki yapan maddeler. balıkları cezbetmek için olta iğnesine takılan veya tuzak ağlar içine konulan, sinek, canlı yem, yem solucanı gibi gerçek veya yapay balık yemleri. Oltaya ya da tuzağa yem koymak. Kasten kızdırmak. Kandırmak. Mola. Eziyet etmek. Tuzak.

 

Dimming : Sönükleşmek. Karartma. Bulanmak. Kısma. Kararmak. Karartmak. Donuklaştırmak. Hafifletme.

Clouding : Lekelemek. Buğulanma. Puslanma. Bulutla kaplamak. Bulanıklaşmak. Örtmek. Bulutlanan. Karartmak. Kapatmak. Bulanma.

Muddy : Anlaşılması zor. Çamurlu. Çepelli. Karışık. Çepellemek. Pis. Çamurlamak. Bulanık. Çamura bulamak.

Troubles synonyms : occurrent, perturbation, baited, outrage, bottom out, festers, languished, onslaught, nurses, misfortune, trouble oneself, trouble, nursed, incommode, get the pips, badgers, affects, bug, depress, badgering, bother about, muddier, languish, be sorry, blurs, agitating, disgruntle, scandal, muddiest, bore, break up, bad luck, inconveniences.

Troubles zıt anlamlı kelimeler, Troubles kelime anlamı

Disembarrassment : Sıkıntıdan kurtarılma. Rahatlatma. Güç bir durumdan kurtarma. Sıkıntıdan kurtarma.

Calm : Gürültüsüz. Ağırbaşlı. Yatıştırmak. Teskin etmek. Soğuk. Dingin. Endişesiz. Dinmek (fırtına). Arsız. Durgun.