Went about türkçesi Went about nedir

Went about ile ilgili cümleler

English: The rumor soon went about.
Turkish: Söylenti kısa sürede yayıldı.

English: He went about with a bag.
Turkish: O bir çanta ile yürüyordu.

English: He went about from town to town while he was in Japan.
Turkish: O, Japonya'da iken kasaba kasaba dolaştı.

Went about ingilizcede ne demek, Went about nerede nasıl kullanılır?

Went : İşlemek. Girmek. Olmak. Ölmek. Yapılmak. İddiaya girmek. Tükenmek. Başlamak. Kaybolmak. Koyulmak.

About : Aksi yöne. Şuralarda. Üstünde. Muhiten. Civarında. Ötede beride. Aşağı yukarı. Üzere. Şuraya buraya. Üzerine.

Went after : Peşinden koşmak. Yakalamaya çalışmak. Takip etmek. Peşinden gitmek. Peşinde koşmak. Çabalamak. Peşinde olmak. İzlemek. Kazanmaya çalışmak. Kovalamak.

Went after him : Onu izledi. Onu takip etti. Arkasından gitti. Peşinden gitti. Ona bakmak için peşinden gitti. Ardı sıra gitti.

Went against : Ters düşmek. Karşı çıkmak. Aykırı olmak. Karşı olmak. Karşı gelmek.

Went against the establishment : Yenilikçiydi. Herkesin yaptığının tersine gitti. Topluma uymayan biriydi. İsyan etti. Girişkendi. Toplum kurallarına uymadı.

İngilizce Went about Türkçe anlamı, Went about eş anlamlısı

 

Sözcükler, direkt olarak Went about ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Prevail : Hüküm sürmek. Baskın çıkmak. Galip gelmek. Yürürlükte olmak. Üstün gelmek. Başarmak. Yenmek. Geçerli olmak. Yerine geçmek. Galebe çalmak.

Circulated : Devretmek. Dolaştırmak. Tedavül ettirmek. Yayılmak. Deveran etmek. Yaymak. Tedavül etmek.

Dealt : Uyuşturucu işi yapmak. Kağıt dağıtmak. Dağıtmak. Alışveriş etmek. Vurmak. İş yapmak. Uğraşılan. Değinmek. İlgilenmek.

Discusses : Münakaşa etmek. Konuşmak. Tadını çıkarmak. Tartışmak. Söyleşmek. Görüşmek. Müzakere etmek. Tadına varmak.

Ambulated : Yürümek. Dolaşıp durmak.

Come in : Kabarmak (met halindeki deniz). Almak. Yükselmek. Haline gelmek. Tutulmak. Sağlamak. Başa geçmek. Olmak (yarışma sonunda belirli bir sırada). Gözde olmak. Seçilmek.

Circulate : Tedavül ettirmek. Devirdaim olmak. Devridaim yapmak (motordaki sıvı). Yayılmak (haber). Dolaştırmak. Dolaşmak (kan veya hava). Devretmek. Yaymak. Tedavül etmek. Tamim etmek.

Get about : Yayılmak. Gezinmek. Oradan oraya gidip gelmek. Oraya buraya gidip gelmek. Yürümek. Oradan oraya koşuşturmak. Seyahat etmek. Duyum almak.

Cruise : Sokaklarda dolaşarak müşteri aramak (fahişe). Ağır ağır gitmek. Gezinmek. Gemiyle gezmek. Turistik gemi yolculuğu. Yol almak. Dolaşmak (taksi şoförü taksi müşteri arayarak). Gemi gezisi. Dolaşmak (polis veya polis arabası) (etrafı kolaçan ederek).

Approaches : Varmak. Ulaşmak. Yanaşmak. Andırmak. Girişler. Yaklaşımlar. Başvurmak. Yaklaşmak. Görüşmek.

Went about synonyms : itinerate, go about, go at, do, hiked, circuited, coping with, handle, coming in, ambulate, prevails, give it some thought, bat, deals, go around, cruise along, cruised, ambulates, prevailed, circuit, deal with, jaunting, come up, approached, deal, circulates, jaunts, discuss, circuiting, approach, bat around, become tangled, ambulating.