Yaba nedir, Yaba ne demek

Yerel Türkçe anlamı:

Arpa ve buğdayı savurmaya yarayan tahtadan yapılmış büyük çatal

Saman küreği

Tınazı savurmaya yarayan tahtadan yapılmış büyük çatal.

Ağaçtan yapılmış bir kaç dişli kürek, 'tığ' savurmakta kullanılan alet

Tınaz savurmaya yarayan tahtadan, büyük çatal araç.

Saman işlerinde kullanılan, kürek şekilli bir harman aleti

Yemek çatalı.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

[yabaltı, yabantı, yava] Dövülmüş ekin saplarını savurmağa yarayan beş parmaklı araç. (Akçaşar *Yalvaç, Aşağıdinek *Şarkikaraağaç, Dereköy *UluborIu -Isparta; *Kemalpaşa -İzmir; Güllüce *Gümüşhacıköy, Uluköy *Taşova -Amasya; *Akkuş -Ordu; Derekuşculu *Görele -Giresun; Yurtbeyi *Çankaya, Abazlı *Bâlâ -Ankara; Emeğil *Pınarbaşı -Kayseri; Yenikent *Aksaray -Niğde; Başkışla *Karaman -Konya; Yukarıbozkuyu *Kadirli -Adana; Gürmedere *Fethiye -Muğla; -Kırklareli) [yabaltı] : (Gönen -Isparta) [yabanlı] : (Emeğil *Pınarbaşı -Kayseri) [yava] : (Bölükbaşı *Selim -Kars)

Yaba hakkında bilgiler

Yaba; birkaç dişli, büyükçe bir çatal şeklindeki tahtadan yapılmış ziraat aleti.tınaz, saman gibi gevşek malzemeleri savurmakta veya bir yere yüklemekte kullanılır. Genellikle 3-5 dişlidir.

 

Yaba sözcüğü Eski Türkçedir. Sözcük Çağataycada (16. yüzyıldan önce) yapa şeklindedir.

Yaba ile ilgili Cümleler

  • İngilizce'den başka yabancı diller öğrenmenin anlamı nedir?
  • O, korkuya yabancıdır.
  • Jale iki yabancı dil konuşuyor.
  • Biz kilisenin etrafındaki bütün çimenleri ve yabani otları kestik.
  • Yaban tavşanlarının uzun kulakları vardır.
  • Yabancı bana doğru geldi.
  • Yabancı aksan sendromu henüz açıklanamayan, hastanın anadilini daha fazla düzgün şekilde telaffuz edemeyip yabancı bir aksanla konuşmaya başlamasıyla vuku bulan tıbbi bir durumdur.
  • "Bugün annem öldü." Albert Camus tarafından yazılan "Yabancı" adlı kitap işte bu şekilde başlar.
  • Yabanarıları öfkeli.
  • Yaban mersinlerinin masada buzları çözülüyor.
  • Ali yabancıya kim olduğunu sordu.
  • Yaban kuşlarını izlemek çok eğlenceli.
  • Şu anda, bizim yaban mersini, böğürtlen, kiraz, çilek, şeftali ve nektarinimiz var.
  • Yaban mersini sezonu ne zamandır?

Yaba anlamı, kısaca tanımı:

Savurmak : Havaya atıp dağıtmak, saçmak. Şiddetle döndürerek sallamak, kaldırarak vurmak. Kaldırıp atmak, fırlatmak. Rüzgâr, şiddetle eserek bir yeri, bir şeyi altüst etmek, havaya kaldırmak, dağıtmak. Yalan, küfür vb. söylemek. Bir sıvının havalanmasını veya kaynayan sıvının taşmasını önlemek, soğutmak amacıyla alıp yine kendi kabına dökmek. Sallamak, uçurmak, dalgalandırmak. Boşuna ve çok miktarda harcamak, israf etmek.

Çatal : Bir tür olta iğnesi. Yol, ağaç gibi kollara ayrılan şeylerin ayrılma yeri. Dirgen. Ucu kollara ayrılmış. İki taraflı. Dallı olan şeylerin her kolu. İki veya daha çok kola ayrılan değnek. Yemek yerken kullanılan iki, üç veya dört uzun dişli çoğunlukla metal araç. İki anlamlı, iki türlü anlaşılabilir.

 

Tahta : Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. Bu ağaçtan yapılmış. Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç. Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası. Kara tahta. Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh.

Yabalama : Yabalamak işi.

Yabalamak : Yaba ile atmak veya savurmak.

Yaban : Yabancı, el, yerli halktan olmayan kimse. Aile ocağından uzak olan yer. Issız. İnsan yaşamayan ıssız yer. Vahşi olan, evcil olmayan canlı. Kendi kendine yetişen bitki.

Yaban arısı : Zar kanatlıların yaban arısıgiller familyasından, arıya benzeyen, iğneli bir böcek, sarıca (Vespa vulgaris).

Yaban arısıgiller : Toplu olarak yaşayan iğneli yaban arıları familyası.

Yaban armudu : Ahlat.

Yaban asması : Akasma.

Yaban baklası : Termiye.

Yaban çileği : Dağ çileği.

Yaban defnesi : İki çeneklilerden, çiçekleri beyaz, sarı veya pembe renkli, orman ve çayırlarda yetişen bir süs bitkisi (Daphne pontica).

Yaban domuzu : Domuzgillerden, domuzdan iri, bağ ve bahçelere zarar veren saldırgan, yabani bir hayvan (Sus scrofa).

Yaban enginarı : Bir tür deve dikeni.

Yaban eriği : Çakal eriği.

Yaban eşeği : Atgillerden, Hazar Denizi dolaylarında yaşayan, eşeğe çok benzeyen yaban hayvanı (Equus onager).

Yaban fesleğeni : Yer fesleğeni.

Yaban gülü : Gülgillerden, çiçekleri soluk pembe, beyaz, yemişi parlak kırmızı renkte bir bitki, yabani gül (Rosa canina).

Yaban havucu : Maydanozgillerden, kökleri yenebilen, hayvan yemi olarak da kullanılan, yıllık veya çok yıllık otsu bir bitki, karakavza (Pastinaca sativa).

Yaban inciri : Bu ağacın meyvesi. Dutgillerden, Mısır'da yetişen ve kerestesi eski Mısırlılarca mumyalara sanduka yapmakta kullanılmış olan bir ağaç, yabani incir.

Yaban kazı : Ördekler familyasından, sazlık alanlarda yaşayan ve yalnız bitki ile beslenen büyük ve göçücü bir kuş, sakar meke (Anser anser).

Yaban keçisi : Anadolu'nun dağlık bölgelerinde yaşayan, uzun ve kıvrık boynuzlu bir tür keçi.

Yaban kedisi : Kedigillerden, kırçıl renkli, 60 santimetre uzunluğunda bir tür memeli (Felis silvestris).

Yaban keteni : Su keteni.

Yaban koyunu : Boynuzlugillerden, Kuzeydoğu Asya, Avrupa ve Anadolu'da yaşayan, büyük boynuzları olan bir tür koyun, argali, muflon (Ovis ammon).

Yaban maydanozu : Baldıranın maydanoza benzeyen bazı türlerine verilen ad.

Yaban mersini : Fundagillerden, çiçekleri beyaz veya pembe, yaprakları taneli bir bitki, keçi yemişi, çobanüzümü (Vaccinium myrtillus).

Yaban nanesi : Yabani bir tür nane.

Yaban ördeği : Ördekgillerden, evcil ördeğe benzeyen, yeşil boyunlu bir tür ördek (Anas boschas).

Yaban pancarı : Pazı.

Yaban pazısı : Iştır.

Yaban sümbülü : Kedi nanesi.

Yaban tavşanı : Ada tavşanı.

Yaban teresi : Horozcuk otu.

Yaban turpu : Turpgillerden, kökü ve yaprakları baharlı, beyaz çiçek açan bir bitki, acırga, yabani turp (Raphanus raphanistrum).

Yaban yasemini : Patlıcangillerden, sulak yerlerde ve çit kenarlarında yetişen, mor çiçekli, çok yıllık bir bitki (Solanum dulcamara).

Yabana atmak : Önem vermemek, önemsiz görmek.

Yabana gitmek : Bulunduğu yerden başka bir yere yaşamak için gitmek. tanınmayan, bilinmeyen biriyle, bir yabancıyla evlendirilmek. boşa gitmek, boşa harcanmak.

Yabana söylemek : Saçma sözler söylemek, boşa konuşmak.

Yabancı : Aileden, çevreden olmayan (kimse veya şey), özge. Başka bir milletten olan, başka devlet uyruğunda olan (kimse), bigâne, ecnebi. Başka bir milletle ilgili olan. Belli bir yere veya kimseye özgü olmayan. Bir konuda bilgisi, deneyimi olmayan. Tanınmayan, bilinmeyen, yad. Aynı türden, aynı çeşitten olmayan.

Yabancı çıta : Kirişli birleştirmelerde iki tarafa açılan yuvaya uygun ölçü ve biçimde hazırlanmış ince, dar parça.

Yabancı dil : Ana dilin dışında olan dillerden her biri. Ana dilin dışında öğrenilen uzmanlık dili.

Yabancı gelmek : Tanımamak.

Yabancı gibi durmak : Bir işe karışmamak, ilgi göstermemek, çekinmek.

Yabancı saha : Dış saha.

Yabancı saymak : Yabancı gibi görmek, yabancı olarak benimsemek.

Yabancıl : Uzak, yabancı ülkelerle ilgili, bu ülkelerden getirilmiş, egzotik.

Yabancılama : Yabancılamak işi.

Yabancılamak : Yabancı gibi görmek, kendinden saymamak, yadırgamak.

Yabancılaşma : Belli tarihsel şartlarda insan ve toplum etkinlikleri ürünlerinin, bu etkinliklerden bağımsız ve bunlara egemen olan ögelerin değişik biçimde kavranması. Yabancılaşmak işi.

Yabancılaşmak : Tanımaz, bilmez duruma gelmek, yabancı olmak, bigâne düşmek. Alışamamak, yadırgamak, yabancılık çekmek.

Yabancılaştırma : Yabancılaştırmak işi.

Yabancılaştırmak : Yabancı duruma getirmek.

Yabancılık : Yabancı olma durumu, bigânelik.

Yabancılık çekmek : Bir iş veya çevrede yabancı olmaktan doğan güçlüklere uğramak.

Yabancılık duymak : Bir kimseye, bir şeye alışamamak.

Yabancıllık : Bir eserde uzak, yabancı ülkelerle ilgili olayları, kişileri, yöresel görüşleri yansıtma, egzotizm, egzotiklik.

Yabancısı olmamak : Tanıdık, bildik olmak.

Yabani : Görgüsü olmayan, kaba ve hoyrat (kimse). Doğada kendiliğinden yetişen (bitki). Doğada yaşayan, evcil olmayan (hayvan), evcil karşıtı.

Yabani akdiken : Hünnapgillerden, yaprakları almaşık, kırmızı renkli yemişi olan bir bitki (Rhamnus frangula).

Yabani enginar : Kenger.

Yabani gül : Yaban gülü.

Yabani hayvan : Ehlîleşmemiş, vahşi ve yırtıcı hayvanların genel adı.

Yabani incir : İncir ağacının yabani türü. Yaban inciri.

Yabani ıspanak : Pazı.

Yabani kimyon : Ayrı taç yapraklı iki çeneklilerden, Doğu Anadolu'da yetişen, beyaz veya turuncu çiçekli, çok yıllık, otsu bir bitki (Zygophyllum fabago).

Yabani kimyongiller : Ayrı taç yapraklı iki çeneklilerden, yabani kimyon, peygamber ağacı vb. bitkileri içine alan bir familya.

Yabani kiraz : Ana vatanı Türkiye olan bir tür kiraz (Cerasus microcarpa).

Yabani lahana : Turpgillerden, kumlu yerlerde yetişen ve sebze gibi yenen bir bitki.

Yabani marul : Sarı çiçekli, beyaz sütlü, 50-150 santimetre yüksekliğinde, iki yıllık otsu bir bitki, eşek marulu, yağ marulu (Lactuca serriola).

Yabani menekşe : Menekşe çiçeğinin yabani bir türü.

Yabani mercanköşk : Mercanköşk çiçeğinin yabani bir türü, farekulağı (Origanum vulgare).

Yabani sarımsak : Zambakgillerden, kırlarda yetişen, koyu yeşil yaprakları bahar olarak kullanılan çok yıllık bir tür bitki, köpek sarımsağı, köpek soğanı.

Yabani turp : Yaban turpu.

Yabanice : Yabani bir biçimde.

Yabanıl : İlkel yaşayan (kimse), yabani, vahşi. Evcil olmayan (hayvan), vahşi. İnsan bakımı ile yetişmemiş (bitki).

Yabanileşme : Yabanileşmek işi, yabanıllaşma.

Yabanileşmek : Yabani duruma gelmek, yabanıllaşmak, vahşileşmek.

Yabanilik : Yabanice davranış. Yabani olma durumu, yabanıllık.

Yabanıllaşma : Yabanileşme.

Yabanıllaşmak : Yabanileşmek.

Yabanıllık : Yabanıl olma durumu, vahşilik, vahşet.

Yabanlık : Ekilmemiş, işlenmemiş toprak. Bayram gibi önemli günlerde veya konukların yanına çıkarken giyilen yeni giysi, kişilik, adamlık.

Yabansı : Abartılı, görülmemiş, duyulmamış. Acayip.

Yabansılık : Yabansı olma durumu, tuhaflık.

Yabansıma : Yabansımak işi.

Yabansımak : Yabansı bulmak, garip ve tuhaf bulmak.

Yabantırak : Sulak yerlerde yetişen bir tür dereotu (Anethum graveolens).

Aba vakti yaba yaba vakti aba : "gereksinimler vaktinden önce ve ucuz olduğu zaman karşılanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Atalar sözünü tutmayanı yabana atarlar : "büyüklerinin sözünü tutmayıp onların gösterdikleri yoldan gitmeyenler toplum içinde ziyan olup giderler" anlamında kullanılan bir söz.

Lafını yabana atmamak : Söylenen söze değer vermek.

Sözüm yabana : Sözüm meclisten dışarı.

Sözünü yabana atmamak : Lafını yabana atmamak.

Yazı yaban : Dağ, taş, kır. Her yer.

Harman : Birçok çeşitten birer parça alıp yeni birleşim oluşturma işi. Bu işin yapıldığı yer veya mevsim. Selüloz açılması aşamasından başlayıp kâğıt veya karton sayfasının meydana gelmesine kadar kullanılan bir veya birkaç kâğıt hamuru ile diğer malzemelerin meydana getirdiği sulu süspansiyon. Herhangi bir şeyin çok bulunduğu yer. Biçildikten sonra tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması işi. Herhangi bir şeyin toplu hâlde bulunduğu, işlendiği veya satıldığı yer.

Biçim : Tarz. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Biçme işi. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Herhangi bir şeyin benzeri.

Tarım : Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi, kalite ve verimlerinin yükseltilmesi, uygun koşullarda korunması, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanması, ziraat.

Aracı : İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği. Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt, komprador. İki şey arasında bağlantı kuran kimse, vasıta. Ara bulucu.

Dişli : Dişleri olan. Sözünü geçiren, istediğini yaptırabilen, güçlü (kimse). Dişleri olan çark. Kaya balığı. Ayakkabıcıların sayayı kalıba çekmek için kullandıkları kerpeten gibi bir araç. Beklenmedik düzeyde olan.

Büyükçe : Oldukça önemli. Biraz büyük.

Ziraat : Tarım.

Yaba vaktı : Harman zamanı.

Yabaaltı : bk. yabaltı- bk. yabaltı-2. Büyük yaba Harman sonu, yelin götüremediği saman.

Yababacak : Düztaban.

Yabacı : Manisa ilinde, Borlu bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Yabacılık : Irgatlık, rençperlik.

Yabadır : Büyük yaba

Yabagaşuh : Tahta kaşık

Yabakaşık : Tahta kaşık.

Yabakulak : Büyük, biçimsiz kulaklı kişi.

Yabalak : Güzel. Bir erkek ismi olarak anlamı; Yabancı. Issız kır,ova. Dışan, başka ülke, gurbet. Ekin Tarlası.

Diğer dillerde Yaba anlamı nedir?

İngilizce'de Yaba ne demek? : [Yaba] n. fan, fork, hayfork, prong, winnow, wooden fork, wooden winnowing fork

Fransızca'da Yaba : fourche [la]

Almanca'da Yaba : Heugabel, Gabel

Rusça'da Yaba : n. вилы (PL)