Çatma nedir, Çatma ne demek

  • Çatmak işi.
  • Provada geçici olarak bir giysiye iliştirilmiş olan parça.
  • Heykel yapımında çamuru ayakta tutan tel iskelet.
  • Ahşap yapılarda ağaç iskeletin temel parçaları.
  • Semerin ağaç kısmı.
  • Duvarları ağaç gövdesinden birbirine takılarak ve çivisiz olarak yapılmış olan yayla evi, Yörük çadırı
  • Bir tür döşemelik kumaş.

"Çatma" ile ilgili cümle

  • "Sonra o çatma örtülü minderin üstüne oturmuş, albayın İstanbul hakkındaki suallerine kısa kısa cevap vermişti." - H. E. Adıvar

Yerel Türkçe anlamı:

Üç ince ağacın uçlarından bağlanarak yayık yaymak için kullanılan bir araç

Destek olarak kullanılan çatal ağaç.

Duvarları ağaç gövdesinden birbirine takılarak ve çivisiz olarak yapılmış olan yayla evi, yığma ev.

Köşe.

Pamuklu elbiseye dikilen eğri dikiş.

Başörtüsü.

Yükleri hayvanın semerine yükleme.

Bağ ve bahçelere yapılmış olan ağaçtan küçük ev, kulübe.

Üç ince ağacın uçlarından bağlanarak yayık yaymak için kullanılan bir araç.

Bir arada bağlı on -oniki hayvana dövensiz harman dövdürme.

Bir dokuma çeşidi

Sehpa.

Elbise sandığı.

Harmanın çevresine bir seferde yayılan sap.

Birleştirme.

Bir yapıyı parçalama.

Dört tekerlekli arabada arka tekerlekleri badoga bağlayan çatal ağaç.

 

İlmeleme.

Bir çeşit yanık bağı.

Semerin ağaç kısmı.

Tarlayı sudan kurtarmak için yapılmış olan setin iskelesi.

Direkler çatılarak araları tuğla veya kerpiçle doldurulan duvar.

Yörük çadırı.

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

Heykel çamurunu ayakta tutacak demir çubuk ve tel iskelet.

Kurşun çubuklardan yapılmış olan camresim iskeleti.

Matematik terimi olarak kelime anlamı:

Tabanı bir çokgen, yanal yüzleri birer üçgen olan ve ortak bir köşe noktasında birleşen çok yüzlü. Anlamdaş. kurgan.

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Çeşitli kenar biçimi, göze sayısı ve göze büyüklüğündeki ağ parçalarının kenarlarının birbirine birleştirilmesi işlemi.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Dolgu ile kapatılmış ağaç duvar. (Fındıkoluk -Bilecik;. Güney *İkizdere -Rize)

Ağaç ve tahta yapılarda ana direklere çapraz olarak çakılan çıtalar. (Güney *İkizdere -Rize)

Diğer sözlük anlamları:

Çiçekli kadife kumaş

Bilimsel terim anlamı:

Vuruşma duruşunda, savutların uçlarını karşılıklı olarak uygun görülen çelgi doğrultusunda çaprazlama.

İngilizce'de Çatma ne demek? Çatma ingilizcesi nedir?:

collision, framework, engagement, pyramid, knotless

Fransızca'da Çatma ne demek?:

collision

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Yozgat ilinde, Musabeyli bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Bingöl şehri, Adaklı belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Edirne şehri, Lalapaşa belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Hakkâri şehri, Yüksekova ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Çatma kısaca anlamı, tanımı:

 

Çatma kaş : Aralarında kılsız yer olmayıp birbirine kavuşmuş olan kaşlar.

Derme çatma : Değersiz gereçlerle özensiz olarak yapılmış. Önemsiz, değersiz. Gelişigüzel toplanmış, aralarında uygunluk bulunmayan.

Çatmak : Rastlamak, karşılaşmak. Yükü hayvana iki yanlı yüklemek. Üzücü, kızdırıcı veya şaşırtıcı olaylarla karşılaşmak. Odun, değnek, kılıç, tüfek vb. uzun şeylerden birkaç tanesini, tepelerinden birbirine çaprazlama dayayarak durdurmak. Yazıyla veya sözle sataşmak. Kereste vb.ni birbirine tutturmak. Gemiler birbirine çarpmak. Başa yemeni, çatkı, yazma vb.ni bağlamak. Bir şeyi yapmak için gerekli parçaları bir araya getirmek.

Belaya çatmak : Beklenmedik bir bela ile karşılaşmak.

Çatkı çatmak : Başına çatkı örtmek.

Gelip çatmak : Vakti gelmek, kaçınılmaz olmak.

Keyif çatmak : Keyfetmek.

Silah çatmak : Silahları uç uca çapraz bir biçimde dayayarak durdurmak.

Tam adamına çatmak : Olumsuz bir davranış ve tutum içinde bulunan kimseyle karşı karşıya gelmek.

Tüfek çatmak : Askerlerin dinlenme sırasında tüfeklerini, dipçikleri üzerinde üçerli olarak birbirine dayamak.

Prova : Bir şeyin amacına uygun, istenilen düzeyde olup olmadığını anlamak için yapılmış olan deneme. Yazar veya düzeltmen tarafından üstünde düzeltmeler yapılmış olan basılı metin. Bir giysiye son biçimini vermeden önce giysiyi giyecek kişinin üzerinde yapılmış olan düzeltme.

Geçici : Yaya, yoldan veya karşıdan karşıya geçen kimse, yolcu. Kısa ve belli bir süre için olan, muvakkat, palyatif, kalıcı karşıtı. Çok sürmeyen. Bulaşan, bulaşıcı.

Giysi : Her türlü giyim eşyası, giyecek, elbise, kıyafet, esvap, libas, urba.

Parça : Güzel, alımlı kız veya kadın. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Pasaj. Müzik eseri. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Tane. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Nesne.

Duvar : Sonuç alınamayan yer. Bir yapının yanlarını dışa karşı koruyan, iç bölümlerini birbirinden ayıran, taş, tuğla vb. gereçlerden yapılmış olan veya örülen dikey düzlem. Engel. Bir toprak parçasını sınırlayan taş, tuğla, kerpiçten yapılmış olan engel. Voleybolda ağ üzerinde karşı takım oyuncusunun vuruşuna karşı koyma.

Ağaç : Tahta, kereste. Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki. Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dallarından yapılan.

Gövde : Bir şeyin asıl bölümü. Ağaç ve bitkilerin dallarının dışında kalan ana bölümü. Hayvanlarda baş, ayak ve kuyruktan geri kalan bölüm. Kesilmiş hayvanın, sakatatı alındıktan sonraki durumu. İnsan bedeninde baş, kol ve bacaklar dışında kalan bölüm. Ad ve fiil köklerinden yapım ekleriyle türetilmiş kelime.

Bir : Sadece. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bir kez. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bu sayı kadar olan. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Aynı, benzer. Eş, aynı, bir boyda. Beraber. Sayıların ilki. Tek. Ancak, yalnız. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

Tür : Bir sonuca ulaşıncaya kadar yapılmış olan iş. Dolaşma. Başladığı noktada biten, bir veya daha fazla yere önceden belirlenmiş bir programa göre yapılmış olan seyahat.

Döşemelik : Yapılarda tabana döşemek için kullanılan (gereç). Kanepe, koltuk vb.nin kaplanmasına elverişli (kumaş).

Kumaş : Varlığı ve kişiliği oluşturan nitelik veya malzeme. Pamuk, yün, ipek vb.nden makinede dokunmuş her türlü dokuma.

Kısmı : Bir şeyin yalnız bir bölümünü içine alan, tikel.

Çatma boşaltması : Bir çatma değiştirme karşısında, sıyırma ile yapılan boşaltma eylemi.

Çatma çekmek : Sapı, harmanın etrafına yaymak.

Çatma değiştirme : Çatma durumunda, başka bir çelgi doğrultusunda yeni bir çatmayı oluşturma.

Çatma ev : Ağaçlar birbirine çatılarak yapılan kır evi

Çatma kovmak : Harman dövmek.

Çatmaca : Duvarları ağaç gövdesinden birbirine takılarak ve çivisiz olarak yapılan yayla evi, yığma ev. 1.bk. çatma (I)- İskelet.

Çatmacı : Çatma işini yapan kimse.

Çatmacılık : Çatmacının yaptığı iş.

Çatmağ : İki parçayı birbirine birleştirmek, iliştirmek.

Çatmah : Sataşmak. Sataşmak, rastlamak

Çatma ile ilgili Cümleler

  • Kaş çatma öfke ya da hoşnutsuzluk ifade edebilir.
  • Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
  • Ali sadece keyif çatmaya ve dinlenmeye karar verdi.
  • Kaşlarını çatma.

Diğer dillerde Çatma anlamı nedir?

İngilizce'de Çatma ne demek? : n. attack, declamation

Fransızca'da Çatma : agression [la], bâti [le], charpente [la], échafaudage, faufilure

Almanca'da Çatma : n. Zusammenstoß, Zusammenprall, Aufeinanderprall, Kollision

Rusça'da Çatma : n. столкновение (N)