Çelmek nedir, Çelmek ne demek

  • Ayak uzatarak birisini düşürmek.
  • Kendi yanına çekmek, beğenisini, sevgisini kazanmak.
  • Bir şeyin kenarını verev veya çapraz kesmek, çalmak.
  • Düşünce ve davranış birbirini tutmamak, birbirine ters düşmek.
  • Örtü vb.ni örtünüp iki ucunu bağlamak
  • Topa gidiş yönünü değiştirecek biçimde vurmak.
  • Yolundan çevirmek, engel olmak, engellemek.

"Çelmek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bu sözünüz deminkini çeliyor."
  • "En tutulmaz penaltıları çeler ama bazen de bakarsın, bacak arasından en olmayacak golleri yerdi." - H. Taner
  • "Gönlümü çelen bir söz söyle."

Yerel Türkçe anlamı:

Koyunlar çiftleşmek.

Çelik çomak oyununda, havaya fırlayan çeliğin ortasına değnekle vurup ileri fırlatmak.

Gelmek: Bize çelecen mi ?

Açmak: Şu kalemi bir çeliver.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Bıçak ağzını keskinleştirmek. (Köprü *Şarkikaraağaç -Isparta)

Çelmek anlamı, kısaca tanımı:

Çelme : Birini yere düşürmek için ayağının önüne ayak uzatma. Çelmek işi. Arkadan hafifçe bağlanan başörtüsü.

Aklını çelmek : Ayartmak, baştan çıkarmak. niyetinden, kararından caydırmak.

Fikrini çelmek : Kandırmak, düşüncesini değiştirtmek, ikna etmek.

Gönlünü çelmek : Kandırmak, yola getirmek, aşkını kazanmak. kendi yanına çekmek, sempatisini kazanmak.

 

Zihnini çelmek : Bir kimseyi yanıltmak, yanlış yola sürüklemek. baştan çıkarmak.

Ayak : Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Halk edebiyatında uyak. Vücudun belden aşağı bölümü. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Basamak. Bacak. Göl ayağı. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta.

Düşürmek : Görevi bıraktırmak. Uğratmak. Değerini, fiyatını indirmek. Vücuttan yavru, çocuk, taş, solucan vb. atmak. Düşmesine yol açmak, düşmesine sebep olmak. Değerli bir şeyi ucuz veya kolay elde etmek. Zayıf bırakmak, gücünü azaltmak. Azaltmak.

Çevirmek : Durdurmak. Yönetmek, idare etmek. İşlemek, yapmak. Çevrilemek, tevil etmek. Geri göndermek. Çeviri yapmak. Bir yerin çevresini bir şeyle sarmak, kuşatmak. Bir şeyin yönünü değiştirmek. Bir durumdan başka duruma getirmek, dönüştürmek. Bir durumdan başka duruma geçmek. Bir giyeceği söküp iç yüzünü dışa getirmek. Kâğıt oyunu oynamak. Döndürerek hareket ettirmek. Öteki yüzünü görünür duruma getirmek. Yolundan alıkoymak, yoldan döndürmek.

 

Engel : Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken tahta düzenek, bariyer. Herhangi bir yolu kapamak için konulan nesne, bariyer. Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğini sağlamak için kullanılan açılır kapanır düzenek, bariyer. Kara yollarının kenarlarına yapılmış olan korkuluk, bariyer. Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap.

Engellemek : Bir şeyin gerçekleşmesini veya yapılmasını önlemek. Güreşte hasmı çaprazda sürerken düşürmek için ayağına basmak veya topuğuna ayak takmak.

Örtü : Örtmek için kullanılan şey, vualet. Yapılarda çatı, dam.

Bağlamak : Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Gönlünü kazanmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Denk yapmak, paket yapmak. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Anlaşma yapmak. Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Geçişi engellemek. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Düğümlemek. Uyulması zorunlu olmak. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak.

Olmak : Gerçekleşmek veya yapılmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Yol açmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Sarhoş olmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Uymak, tam gelmek. Bulunmak. Geçmek, tamamlanmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Sürdürmek, yürütmek. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Yaklaşmak, gelip çatmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek.

Çelmek çelmek : Harman savrulurken, tanelerin üzerindeki çelmikleri yaba ile almak.

Diğer dillerde Çelmek anlamı nedir?

İngilizce'de Çelmek ne demek? : to divert, to deviate; to dissuade, to tempt

Almanca'da Çelmek : v. binden: sich etw. um den Kopf binden

Rusça'da Çelmek : v. перекашивать, платок: повязываться платком, отговаривать, опровергать, перекосить, отговорить, опровергнуть