Ilgıdır nedir, Ilgıdır ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

İpliği çile yapmaya yarayan iki ucu çengelli tahta araç.

Çorabı genişletmeye ya da düzgün tutmaya yarayan tahta kalıp.

İp bükmeye yarayan çatal ağaç.

Saf, ahmak.

Zayıf, sıska.

Bir uzunluk ölçüsü, arşın.

Zayıf, cılız.

Teknik terim anlamı:

Yumak durumundaki ipi çile yapmakta kullanılan iki kollu tahta araç.

Masıra durumuna getirilmeden önce ipliğin üzerine sarıldığı dört kollu döner tahta araç.

Geniş delikli kalbur.

Ilgıdır kısaca anlamı, tanımı

Ilgı : At, eşek ya da keçi sürüsü. [Bakınız: ılkı]. Keçi ve koyun çobanı. Soy sop. Hısım, akraba. Düğme. Ev eşyası: Bugün yaylaya ilgi taşıdım. Kendi halinde, başıboş. Patika. Ses şada: Bir ılgı geldi. Keçi. Koyun. Sürü. Çoban

Ilgıd : Yavaş ve hafif esen rüzgar.

Ilgıdı : İpliği çile yapmaya yarayan iki ucu çengelli tahta araç.

Ilgıdır incik : Çok ince bilekli kimse.

Ilgıdır kesilmek : Zayıflamak.

Ilgıdır olmak : Zayıflamak: Görmiyeli nağadan ilgidir olmuşsun.

Ilgıdıra : İpliği çile yapmaya yarayan iki ucu çengelli tahta araç.

Uzunluk ölçüsü : Uzunluğu ölçmek için kullanılan metre, yarda vb. herhangi bir birim.

Genişletme : Genişletmek işi. Bir konuyu, ayrıntılarını katarak geliştirme. tevsi'. Bir konuyu, ayrıntılarını da katarak, geliştirme.

 

Getirilme : Getirilmek işi.

Genişlet : Yönetmenin, alıcı yönetmenine alıcının yerini değiştirmeksizin daha geniş açılı mercek kullanması için verdiği komut.

Çengelli : Çengeli olan veya ucu çengel biçiminde olan.

Delikli : Deliği ya da delikleri olan. Deliklerle kaplı esnek doku şeridi. Kevgir. Bir tür olta iğnesi.

Uzunluk : Bir şeyin bir uçtan öbür uca kadar olan uzaklığı. Bir yüzeyin iki temel boyutundan en büyük olanı, boy, en karşıtı. Yazının, sözün kapsam yönünden genişliği. Süre yönünden uzun olma durumu. İki nokta arasındaki yer aralığının ölçümü, tul.

Üzerine : Üstüne. -den daha üstün. -den dolayı. -den sonra. Hakkında.

Düzgün : Doğru ve pürüzsüz, muntazam. Fondöten. İyi. Kurala uygun olarak, kusursuz bir biçimde. Kenar veya ayrıtları ile açıları birbirine eşit olan (biçim). Düzenli, kusursuz, insicamlı, rabıtalı, muntazam.

Yapmak : Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Yol almak. Davranmak, hareket etmek. Üretmek. Bir durum yaratmak. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Salgılamak, çıkarmak. Edinmek, sahip olmak. Olmasına yol açmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Olmak. Gerçekleştirmek. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Onarmak, tamir etmek. Evlendirmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Düzenli bir duruma getirmek. Dışkı çıkarmak.

Masıra : Bir çeşit üzüm hastalığı. Dokuma tezgâhında atkı ipliklerinin sarıldığı ağaç parçası. Masura. Hıyarın küçüğü. Masura; küçük boy salatalık; turşuluk salatalık.

 

Uzunlu : Kilis ilinde, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Samsun şehrinde, Çarşamba ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Yozgat kenti, Boğazlıyan ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Kalbur : Tahıl ve başka iri taneli maddeleri elemek için kullanılan büyük delikli veya seyrek telli elek.

Diğer dillerde Ile de france koyunu anlamı nedir?

İngilizce'de Ile de france koyunu ne demek ? : ile de france sheep