Açkı nedir, Açkı ne demek

Yerel Türkçe anlamı:

Oklava.

Tabaklanmış derinin yüzünü parlatmaya yarıyan kalın camdan, silindir şeklinde bir alet.

[Bakınız: açgı]

Demircilerin, baltanın deliğini açıp, genişletmek için kullandıkları aygıt.

Yufka açma.

[Bakınız: açacak]

Kalem açacağı.

Kilim, halı gibi yaygı, sergi.

Tahtaları birbirine eklemek için kullanılan bir marangoz aleti.

[Bakınız: açacak]

Anahtar.

Oklava ile açılmış hamur, yufka.

Cila, perdah.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

açar , açma.

[Bakınız: ]

Bilimsel terim anlamı:

Fikir imli yazılarda, özellikle Çincede sesdeş kelimeleri birbirinden ayırmağa yarayan işaretlerden her birine denir.

Boru, burmaç, somun ve benzeri sıkıştırıp gevşetmeye, bir kilidi açıp kapamaya yarayan araç.

Metal, tahta ve benzeri yüzeyleri parlatma, cilalama işinde kullanılan araç, gereç, özdek.

(I) işleyim:

(II) genel uygulayım:

Kilitleri açmaya ya da bir makineyi kurarak işletmeye yarayan araç,

Demir işlerinde, delikleri genişletmek için kullanılan araç.

[Bakınız: açkılama]

İngilizce'de Açkı ne demek? Açkı ingilizcesi nedir?:

key, polish

Fransızca'da Açkı ne demek?:

désobstruant, apéritif, clef, désopilatif, dilatatoire, dilatant, dilatateur, blépharostat

 

Açkı anlamı, kısaca tanımı:

Açkıcı : Anahtarcı. Açkı yapan kimse, perdahçı.

Açkılama : Açkılamak işi.

Açkılamak : Açkı ile parlatmak.

Açkılanma : Açkılanmak işi.

Açkılanmak : Açkı yapılmak, perdahlanmak.

Açkılatma : Açkılatmak işi.

Açkılatmak : Açkı işi yaptırmak, perdahlatmak.

Açkılı : Açkı yapılmış, perdahlanmış, perdahlı.

Açkısız : Açkı yapılmamış, perdahlanmamış, perdahsız.

Yüzey : Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz.

Sert : Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı. Hırçın, öfkeli, hiddetli. Gönül kırıcı, katı, ters bir biçimde. Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı. Ciğerlerden gelen havanın ağız boşluğundaki tam kapalı veya yarı kapalı engellere çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimsiz, süreksiz, ötümsüz, tonsuz, sedasız. Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen. Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı. Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan. Titizlikle uygulanan, sıkı. Güçlü kuvvetli. Gönül kırıcı, katı, ters.

Madde : Bir cismi oluşturan öge, öz. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Para, mal vb. ile ilgili şey. Duyularla algılanabilen nesne. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Molekül.

 

Araç : Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri. Taşıt. Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta.

Parlatma : Parlatmak işi.

Perdah : Sakal tıraşından sonra kıl çıkış yönünün tersine yapılmış olan ikinci tıraş. Parlatma, parlaklık verme.

Demirci : Manisa iline bağlı ilçelerden biri. Demir satan, demir eşya yapan veya onaran kimse.

Delik : Delinmiş olan. Dar, küçük çukur. Cezaevi. Küçük hayvan yuvası. Dar, küçük açıklık.

Anahtar : İstenilen yere veya aygıta, isteğe göre elektrik akımının geçmesini sağlamak için kullanılan düzen, çevirici, çevirgeç, şalter, komütatör. Herhangi bir olayda belirleyici olan. Konserve kutularının kapağını keserek açmaya yarayan alet, açacak. Somunları veya vidaları çevirerek sıkıştırıp gevşetmek için kullanılan çelik saplı araç. Vesile, araç, vasıta. Notaların müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunmasını sağlamak için portenin başına konulan işaret. Kurgu. Kilidi açıp kapamak için kullanılan araç, açar, açkı, miftah, dil. Şifre yazmak ve çözmek için kararlaştırılmış olan yol.

Her : Önüne geldiği ismin benzerlerini "teker teker hepsi, birer birer hepsi, birer birer tamamı" anlamıyla kapsayacak biçimde genelleştiren söz.

Türlü : Çok çeşitli özellikleri olan, çeşit çeşit, muhtelif. Çeşitli sebzelerle pişirilen yemek.

Açma : Bir tür susamsız, kalınca, yağlı çörek. Açmak işi. Orman içinde ağaç kesme veya yakma yoluyla tarıma elverişli bir duruma getirilen arazi.

Aracı : İki şey arasında bağlantı kuran kimse, vasıta. Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt, komprador. Ara bulucu. İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği.

Açkı açmak : Yufka açmak.

Açkı çubuğu : Oklava.

Açkı makinesi : Tabaklanmış derinin yüzünü parlatmaya yarıyan kalın camdan, silindir şeklinde bir alet. Deri parlatma aygıtı. (*Bor -Niğde)

Açkı sofrası : Üzerinde yufka açılan yahut hamur işleri yapılan uzun veya yuvarlak tahta.

Açkı tahtası : Üzerinde yufka açılan yahut hamur işleri yapılan uzun veya yuvarlak tahta.

Açkıcılık : Açkıcının yaptığı iş. Derileri parlatma sanatı.

Açkıç : Anahtar.

Açkılama cebiri : Boole işlencesinin kıvıl (elektrik) ve eksicikli (elektronlu) çevrimlere uygulanmış biçimi.

Açkılama tekerleği : Açkılama işi için kullanılan bezli ya da fırçalı tekerlek.

Açkılatılma : Açkılatılmak işi.

Diğer dillerde Açkı anlamı nedir?

İngilizce'de Açkı ne demek? : polish " perdah; key" anahtar

Almanca'da Açkı : die Politur, der Schlüssel