Alıkoymak nedir, Alıkoymak ne demek

  • Bir süre için bir yerde tutmak.
  • Ayırıp saklamak
  • Mâni olmak, engel olmak.
  • Birini, yapmakta olduğu veya yapmak istediği işten geri tutmak.
  • Yoksun bırakmak.

"Alıkoymak" ile ilgili cümle

  • "Zalimi zulmetmekten alıkoyarsan kardeşlik hakkını yerine getirmiş olursun." - N. F. Kısakürek
  • "Selim Bey, babamı yemeğinden alıkoyarak mütemadiyen Girit'ten bahsediyordu." - R. N. Güntekin
  • "İlk iki karım beni dalmış olduğum macera âleminden bir adım alıkoymamıştılar." - H. R. Gürpınar
  • "Bu kitabı sizin için alıkoydum."
  • "Bu yağlı kuyruğa herkes bir defa sarılmak, onu kendine çekmek, alıkoymak sevdasında idi." - E. E. Talu

Alıkoymak tanımı, anlamı:

Alıkoyma : Alıkoymak işi, tavik.

Faaliyetten alıkoymak : Çalışması durdurulmak, çalışmadan alıkonulmak.

Tutmak : Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Başlamak. Hedef olarak almak. Yaklaştırmak. Kaplamak. Sürmek, zaman almak. Sarmak, bürümek. Alacağa veya vereceğe saymak. Elde bulundurmak, ele almak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Bir şey düşünmek. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Avlamak. Sunmak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Bağlamak. Benimsemek, beğenmek. Uğramak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Ele geçirmek, yakalamak. Ulaşmak, varmak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Bir kimsenin yerini almak. İş görebilmek. Beklenen sonucu vermek. Hizmetine almak veya kiralamak. Kullanmak. Bırakmamak. Varsaymak, farz etmek. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. İzlemek. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. İşgal etmek. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Kapatmak, sarmak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Desteklemek, birinden yana çıkmak.

 

Yapmak : Üretmek. Dışkı çıkarmak. Edinmek, sahip olmak. Olmasına yol açmak. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Gerçekleştirmek. Bir durum yaratmak. Onarmak, tamir etmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Davranmak, hareket etmek. Salgılamak, çıkarmak. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Düzenli bir duruma getirmek. Olmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Evlendirmek. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Yol almak.

Saklamak : Kaybolmaması, görünmemesi için gizli bir yere koymak. Gizli tutmak, duyurmamak. Bozulmadan doğal durumları ile durmasını sağlamak, korumak, muhafaza etmek. Elinde bulundurmak, tutmak. Birine vermek için ayırmak. Görünmesine engel olmak, ortalıkta bulundurmamak. Korumak, esirgemek.

 

Yoksun : Belli bir şeyden kendisinde olmayan, belli bir şeyin yokluğunu çeken, mahrum.

Bırakmak : Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Yanına almamak, yanında götürmemek. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Ayrılmak, terk etmek. Bıyık veya sakal uzatmak. Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Bakılmak, korunmak için vermek. Boşamak. Sahiplik hakkını başkasına vermek. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Koymak. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Saklamak, artırmak. Engel olmamak. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Sarkıtmak. Unutmak. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Kötü bir durumda terk etmek.

Mani : Kişinin sevinç, güven ve her türlü etkinliğinin normal olmayan bir biçimde arttığı ruh hastalığı.

Engel : Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğini sağlamak için kullanılan açılır kapanır düzenek, bariyer. Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap. Herhangi bir yolu kapamak için konulan nesne, bariyer. Kara yollarının kenarlarına yapılmış olan korkuluk, bariyer. Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken tahta düzenek, bariyer.

Yoksun bırakmak : Yoksun duruma getirmek, bir şeyin yokluğunu çektirmek.

Olmak : Yol açmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Sarhoş olmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Bulunmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Geçmek, tamamlanmak. Uymak, tam gelmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Sürdürmek, yürütmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Yitirmek, elinden kaçırmak.

Diğer dillerde Alıkoymak anlamı nedir?

İngilizce'de Alıkoymak ne demek? : v. detain, keep from, keep, hold up, hold, delay, withhold, restrain, retain, check, constrain, deforce, disable, hinder, incapacitate, intercept, keep in, preclude, retard, stay, stick, stop

Fransızca'da Alıkoymak : retenir, garder, intercepter

Almanca'da Alıkoymak : v. abfangen, abhalten, aufhalten, behalten, behindern, einbehalten, festhalten, zurückbehalten, zurückhalten

Rusça'da Alıkoymak : v. задерживать, удерживать, тормозить, мешать, приберегать, задержать, удержать, затормозить, помешать, приберечь