Saklamak nedir, Saklamak ne demek

  • Elinde bulundurmak, tutmak.
  • Bozulmadan doğal durumları ile durmasını sağlamak, korumak, muhafaza etmek.
  • Korumak, esirgemek
  • Birine vermek için ayırmak.
  • Görünmesine engel olmak, ortalıkta bulundurmamak.
  • Gizli tutmak, duyurmamak.
  • Kaybolmaması, görünmemesi için gizli bir yere koymak.

"Saklamak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Eti buzdolabında saklamak. Peyniri tuzlu suda saklamak."
  • "Paralarını kasada saklıyor."
  • "Bu kitabı size sakladım."
  • "Allah saklasın."
  • "Sarayın sükûnu bir kederli muammayı saklar gibi ağırdı." - İ. A. Gövsa
  • "Batı, o büyük kaynaktan sık sık faydalanır ama iktibaslarını titizce saklar." - C. Meriç

Yerel Türkçe anlamı:

Beklemek.

Bilişim alanındaki terim anlamı:

Bir yazmaçta bulunan veriyi ana bellekte bir yere aktarmak.

Bilgisayar Terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: gizlemek]

[Bakınız: kaydetmek]

Diğer sözlük anlamları:

Muhafaza etmek, sakınmak, himaye etmek, korumak, esirgemek.

İngilizce'de Saklamak ne demek? Saklamak ingilizcesi nedir?:

store

Saklamak anlamı, kısaca tanımı:

Saklama : Saklamak işi.

Bulundurmak : Eksik etmemek. Var olmasını, hazır bulunmasını sağlamak.

Tutmak : Bir kimsenin yerini almak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Bırakmamak. İşgal etmek. Başlamak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Hedef olarak almak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Bir şey düşünmek. Benimsemek, beğenmek. Bağlamak. Ele geçirmek, yakalamak. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Kapatmak, sarmak. Elde bulundurmak, ele almak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Denetimi ve yetkisi altına almak. İş görebilmek. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Ulaşmak, varmak. Varsaymak, farz etmek. Kullanmak. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Yaklaştırmak. Hizmetine almak veya kiralamak. Sarmak, bürümek. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Beklenen sonucu vermek. Uğramak. Kaplamak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Alacağa veya vereceğe saymak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Sürmek, zaman almak. Avlamak. İzlemek. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Sunmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak.

 

Kaybolma : Kaybolmak işi.

Görünme : Görünmek işi.

Koymak : Etkilemek, dokunmak. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek. İmza, tarih, adres yazmak. Bırakmak. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. Bırakmak, terk etmek. Katmak, eklemek. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak.

 

Engel : Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken tahta düzenek, bariyer. Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap. Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğini sağlamak için kullanılan açılır kapanır düzenek, bariyer. Kara yollarının kenarlarına yapılmış olan korkuluk, bariyer. Herhangi bir yolu kapamak için konulan nesne, bariyer.

Ortalık : Yeryüzünün görünen bölümü, çevre, etraf. İçinde bulunulan, yaşanılan ev, oda vb. yer. Bulunulan yer, çevre. Soyut anlamda yaşanan ortam.

Olmak : Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Gerçekleşmek veya yapılmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Sürdürmek, yürütmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Herhangi bir durumda bulunmak. Yol açmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Sarhoş olmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Geçmek, tamamlanmak. Bulunmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Uymak, tam gelmek. Yitirmek, elinden kaçırmak.

Ortalıkta : Göz önünde, meydanda.

Gizli : Başkalarından saklanan, duyurulmayan, saklı kalan, mahrem, mestur, nihan. Saklı olarak, saklayarak. İlgili kişi veya makamlarca değerlendirilmesi amacıyla kurum içi veya kurumlar arası gönderilen yazının, belgenin, raporun ve yayınların taşıdığı gizlilik derecesini bildiren terim. Niteliği anlaşılmayan, bilinmeyen. Görünmez, belli olmaz bir durumda olan, edimsel karşıtı.

Vermek : Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Herhangi bir duruma yol açmak. Yaymak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Bırakmak veya bağışlamak. Tespit etmek. Satmak. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Dayamak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Ondan bilmek, atfetmek. Kazandırmak, katmak. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Ödemek. Ayırmak, harcamak. Doğurmak. Sahip olmasını sağlamak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak.

İçin : Amacıyla, maksadıyla. Süre belirten bir söz. Oranla, göz önünde tutulursa. Özgü, ayrılmış. Neden ve sonuç belirten bir söz. -den dolayı, -den ötürü. Ant deyimleri yapan bir söz. Hakkında. Uğruna, yoluna. Düşüncesince, kendince, göre. Karşılığında, karşılık olarak.

Ayırmak : Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek. Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak. Seçmek. Bölmek. Birbirinden uzaklaştırmak. Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek. İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak. Farklı davranmak, fark gözetmek. Bir yeri bir engelle bölmek.

Korumak : Süregelen bir durumun değişikliğe uğramasını önlemek. Tehlikeli, zararlı durumları önlemek. Karşılamak, denk gelmek. Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek. Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden, zor bir durumdan uzak tutmak, esirgemek, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek. Bir şeyin eskimesini, yıpranmasını önlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek. Tehlikeye karşı denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek.

Esirgemek : Bir şeyi yapmaktan veya vermekten kaçınmak. Korumak, himaye etmek, vikaye etmek.

Saklamak ile ilgili Cümleler

  • Bayan Thompson milyoner olduğu gerçeğini saklamak istiyor.
  • Bunu orada saklamak istiyorum.
  • Bu gıda maddelerini eksi on derecede saklamak daha iyi olur.
  • Onu saklamak istiyorum.
  • Saklamak zorunda değilsin.
  • Bunu sır olarak saklamak istediğini biliyorum.
  • Kışa saklamak istediğimiz balıkları tuzlamalı ya da kurutmalıyız.
  • Saklamak zorunda olduğun bir şeyin var mı?
  • Bir tane saklamak istiyorum.

Diğer dillerde Saklamak anlamı nedir?

İngilizce'de Saklamak ne demek? : v. hide, conceal, put out of sight, shelter, bury, keep smth. quiet, keep back, blind, cloak, disguise, enshrine, harvest, hold back, lay down, obscure, plant, put by, screen, secrete, keep snug, stash, stash away, stow away, suffuse, tuck away

v. make a cracking noise, snap

Fransızca'da Saklamak : cacher, garder, détenir, conserver, réserver, couvrir, rentrer

Almanca'da Saklamak : v. aufbehalten, aufbewahren, aufheben, behalten, beibehalten, bemänteln, bewahren, hehlen, horten, verbergen, vergraben, verschleiern, verstecken, verwahren, wahren

Rusça'da Saklamak : v. хранить, беречь, сберегать, сохранять, прятать, припрятывать, приберегать, запрятывать, скрывать, утаивать, таить, укрывать, держать, секретничать, убирать, откладывать, сберечь, сохранить, спрятать, припрятать, приберечь, запрятать, скрыть, утаить, укрыть, подержать, убрать