Büyük oda nedir, Büyük oda ne demek

Büyük oda; Tarih alanında kullanılan bir terimdir.

Tarih terimi olarak anlamı:

Topkapı sarayının Enderun bölümündeki altı koğuştan, Edirne, Galata ve İbrahim Paşa saraylarından gelen kıdemli acemi oğlanlarının eğitim görmek üzere alındıkları, ikinci koğuş.

Büyük oda ile ilgili Cümleler

  • O, bu büyük odayı tamamen kendine aldı.
  • Büyük odayı kendisine aldı.
  • O, kendine bu büyük odayı aldı.
  • Kendisine büyük odayı aldı.
  • Tom'un odası, evdeki en büyük odaydı.

Büyük oda anlamı, tanımı

Büyü : Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, efsun, sihir, füsun, bağı. Karşı durulamaz güçlü etki

Büyük : Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Büyük abdest. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Önemli. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Üstün niteliği olan. Niceliği çok olan.

Oda : Evin veya herhangi bir yapının oturma, çalışma, yatma gibi işlere yarayan, banyo, salon, giriş vb. dışında kalan, bir veya birden fazla çıkışı olan bölmesi, göz. Serbest meslek adamlarını içinde toplayan resmî birlik. Yeniçeri kışlası.

 

Topkapı sarayı : Osmanlı padişahlarının oturdukları, İstanbul'da Sarayburnu sırtlarında kurulmuş olan saray.

Saraylar : Balıkesir şehri, Marmara ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

İbrahim : İnananların, halkların babası.

Topkapı : Erzincan ilinde, Dutluca nahiyesine bağlı bir yer.

Kıdemli : Bir işte eski ve deneyimi çok olan. Sınıf temsilcisi, mümessil.

Enderun : Saraylarda harem ve hazine dairelerinin bulunduğu yer. Devlet görevlilerini yetiştiren okul. Büyük sarayların iç bölümü.

Görmek : Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek. Çok değer vermek. Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak. Karşılaşmak, rastlaşmak. Bir işleme uğramak. Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak. Yanına gidip konuşmak. Gezmek. Almak. Anlamak, kavramak, sezmek. Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak. Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek. Ziyaret etmek. Saymak, herhangi bir şey gibi görmek. Vermek. Bir şeye erişmek. Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak. Sahne olmak, geçirmek. Yapmak, etmek. Takım arkadaşlarından en uygun olanına pas atmak.

Galata : Karışık tahıl. Sürahi biçiminde yapılmış toprak testi. Bir çeşit çörek.

Eğitim : Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye. Eğitim bilimi.

İkinci : İki sayısının sıra sıfatı. Sırada önem bakımından birinciden sonra gelen. Birinciden sonra gelen kimse veya nesne. Yeni, bir başka. Değer ve kalitece birinciden sonra gelen.

 

Edirne : Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Alındı : Para vb. bir şeyin teslim alındığını gösteren belge, makbuz.

Koğuş : Kışla, okul, tutukevi, hastane vb. kalabalık yerlerde, içinde birçok kimsenin yattığı veya barındığı büyük oda. Osmanlı Devleti'nde devşirilen çocuklara acemi ocağında eğitim ve öğretimin verildiği, birbirini izleyen yedi oda.

Oğlan : Erkek çocuk. Cinsel bakımdan erkeklerin zevkine hizmet eden sapık erkek. Bacak. Yetişkin erkek.

Üzere : Amacıyla. Neredeyse. Şartıyla. Gibi.

Saray : Hükümdarların veya devlet başkanlarının oturduğu büyük yapı. Van iline bağlı ilçelerden biri. Tekirdağ iline bağlı ilçelerden biri. Kamu işlerinin yürütüldüğü büyük yapı. Devlet başkanı ve çevresi. Görkemli ve gösterişli yapı.

Kıdem : Bir görevde rütbece eskilik. Bir görevde geçirilen süre.

Diğer dillerde Büyük oda anlamı nedir?

Osmanlıca Büyük oda : hane-i kebir