Balast direnç nedir, Balast direnç ne demek

Balast direnç; bir fizik terimidir.

  • Gerilimin büyük değişimlerinde, devredeki akımı sabit tutmak için konulan direnç

Balast direnç anlamı, kısaca tanımı:

Balast : Safra. Demir yollarında traverslerin altına, şoselerde düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş kırıkları.

Bala : Yavru, çocuk.

Direnç : Bir nesnenin elektrik akımına karşı dayanma özelliği, mukavemet, rezistans. Dayanma, karşı koyma gücü, mukavemet. Bir çevrime istenilen değerde ek direnç katmak için kullanılan düzen, mukavemet, rezistans.

Gerilim : İhtiyaçların karşılanamadığı veya bir hedefe yönelmiş davranışlar engellendiğinde ortaya çıkan coşkulu durum. İki ucundan ters yanlara çekilen bir telin her noktasında, o iki güce karşı koyan güç, tevettür. Gerginlik, tansiyon. Konuşmada bir sesin ortaya çıkması için ses kirişlerinin gerginleşmesi. Çeşitli yollara başvurularak filmde yaratılan sıkıntılı, gergin hava, tansiyon. Bir iletkenin uçları arasındaki gizil güç farkı, potansiyel farkı, voltaj.

Büyük : Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Niceliği çok olan. Büyük abdest. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Üstün niteliği olan. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Önemli.

 

Değişim : Rüzgârın yön değiştirmesi. Para aracılığı olmaksızın, bir nesnenin dolaysız olarak bir başka nesne ile değiştirilmesi, değiş, değişme, değiş tokuş, takas, mübadele, trampa, trok. Bir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü, değişme. Bir niceliğin birbirinden ayrı değerler alması veya böyle iki değer arasındaki ayrım. Yeni döllerin atalarına tıpatıp benzememesini sağlayan özelliklerin tümü, varyasyon.

Akım : Hava, su vb. akışkan maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akışı, yer değiştirmesi, cereyan. Sanatta, siyasette, düşünce hayatında ortaya çıkan yeni bir görüş, yöntem, hareket, cereyan, tarz. Debi. Akma işi.

Sabit : Gerçekliği tespit edilmiş, kanıtlanmış olan. Yerinden oynamayan, yerini değiştirmeyen, durağan. Değişmeyen, hep aynı kalan, önceden ayarlanmış.

Tutmak : Hedef olarak almak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Sarmak, bürümek. Gereğini yapmak, yerine getirmek. İş görebilmek. Kullanmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Avlamak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Bir şey düşünmek. Sunmak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Bir kimsenin yerini almak. Benimsemek, beğenmek. Bırakmamak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. İşgal etmek. Denetimi ve yetkisi altına almak. İzlemek. Biriktirmek, tasarruf etmek. Kapatmak, sarmak. Ulaşmak, varmak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Elde bulundurmak, ele almak. Kaplamak. Yaklaştırmak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Ele geçirmek, yakalamak. Uğramak. Varsaymak, farz etmek. Bağlamak. Sürmek, zaman almak. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Alacağa veya vereceğe saymak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Hizmetine almak veya kiralamak. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Beklenen sonucu vermek. Başlamak.