Bela nedir, Bela ne demek
Bela; kökeni arapça dilinden gelmektedir.
- İçinden çıkılması güç, sakıncalı durum

- Hak edilen ceza.
- Büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse.
"Bela" ile ilgili cümleler
- "Hayatta dipdiri yanmak belasından da kurtulmuştum." - Y. K. Beyatlı
- "Allah belasını verdi."
- "Kumar, toplum için büyük bir beladır."
Yerel Türkçe anlamı:
Bela
Hertarafı beyaz olan koyun.
Musibet, bela // zor bela: güçlükle
Bela anlamı, tanımı:
Bela aramak : Kavga çıkarmak için fırsat kollamak.
Bela çıkarmak : Kavga çıkarmak.
Bela getirmek : Kötülüğe, felakete uğratmak.
Bela kesilmek : Birisine sıkıntı ve eziyet vermek, musallat olmak.
Bela okumak : Birine ilenmek.
Bela olmak : Aşırı güçlük, sıkıntı ve zarara sebep olmak.
Belalar mübareği : İstenilmeyen, kaçınılan bir durumun gerçekleştiği bildirilirken söylenen bir söz.
Belası : -den dolayı, sebebiyle.
Belasını bulmak : Hak ettiği cezayı görmek.
Belaya çatmak : Beklenmedik bir bela ile karşılaşmak.
Belayı satın almak : Göz göre göre belayı üstüne çekmek.
Defibela : Başa gelen belayı savma.
Güç bela : Zorlukla, güçlük çekerek.
Püsküllü bela : Büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya şey.
Tatlı bela : Sevildikleri için verdikleri sıkıntı ve üzüntülere katlanılan kimse, tatlı kaçık.
Yedi bela : Çok şirret, geçimsiz, küstah kimse.
Zor bela : Güçlükle.
Ar belası : Namus belası.
Baş belası : Sıkıntı, üzüntü, eziyet veren.
Gönül belası : Aşkın verdiği sıkıntı, dert.
Namus belası : Namusunu ve halk arasındaki saygınlığını korumak için katlanılan sıkıntı, ar belası.
Hatır belasına : Birine duyulan sevgi ve saygı dolayısıyla. İstemeye istemeye.
Belagat : Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak hiçbir yanlış ve eksik anlayışa yer bırakmayan, yorum gerektirmeyen, yapmacıktan uzak, düzgün anlatma sanatı. İyi konuşma, sözle inandırma yeteneği. Söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı, retorik. Bir şeyde gizli olan derin anlam.
Belagatli : Belagati olan.
Belalı : Yoran, üzen, can sıkan. Kavgacı, şirret. Yolsuz kadının zorba dostu.
Belasız : Bela içermeyen.
Baş belası olmak : Sıkıntı, üzüntü, eziyet vermek.
Bülbülün çektiği dili belası : "ilerisi düşünülmeden söylenen söz insanın başına dert açabilir" anlamında kullanılan bir söz.
Deli ile çıkma yola başına getirir bela : "deli, kendisiyle arkadaşlık edenin başına çeşit çeşit dert açar" anlamında kullanılan bir söz.
Kazasız belasız : Kazaya veya güçlüğe, sıkıntıya uğramadan.
Sakıncalı : Sakınmayı, çekinmeyi gerektiren, mahzurlu.
Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon.
Büyük : Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Niceliği çok olan. Üstün niteliği olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Büyük abdest. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Önemli.
Zarar : Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat.
Sıkıntı : Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı. Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet. Sorun, mesele, sendrom, problem. Bulunmama durumu. İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet.
Açan : Oynak kemiklerin arasındaki açıları genişletmeye yarayan kasların genel adı, büken karşıtı.
Olay : Önemli tarihsel olgu, fenomen. Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka.
Güç : Zorlukla. Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet, efor. Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli. Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat. Sınırsız, mutlak nitelik. Yeterliliğini ve güvenilirliğini kanıtlamış kimse. Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği. Bir toprağın verimlilik yeteneği. Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik. Ağır ve yorucu emekle yapılan, çetin, müşkül, kolay karşıtı. Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği. Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet, devletler topluluğu. Birim zamanda yapılmış olan iş.
Hak : Emek karşılığı ücret. Verilmiş emekten doğan manevi yetki. Dava veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk. Adalet. Doğru, gerçek. Adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç. Pay. Tanrı. Maden, ağaç, taş üzerine elle yazı veya şekil oyma, kazı. Kâğıttaki yazıyı kazıma, kazı.
Ceza : Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım. Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü yaptırım.
Belabuki : Halbuki.
Beladan : Çınar ağacı
Belagatsiz : Belagati olmayan. İlgili cümle: "Yeni kelimeler sanatı, daha saf, hiç belagatsiz ve hiçbir zaman, hiçbir şey ispat etmeye çalışmıyor." S. F. Abasıyanık.
Belağeyru : Lüzumsuz, faydasız, boşuboşuna.
Belahet : Alıklık. İlgili cümle: "Faziletle belahet aynı şey sayılıyor." P. Safa.
Belak : Kundak, çocuk bezi.
Belalan : Tepe, yüksek yer, üzeri yassı tepe, ufak tepe. Ordu ilinde, Korgan ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Samsun şehrinde, Çakıralan bucağına bağlı bir bölge. Samsun şehrinde, Kavak belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Samsun ili, Mezraa nahiyesine bağlı bir yer.
Belan : bk. belen (I)- 2.bk. belen (I)- İki tepe arasındaki alçak kısım, belen. Tarla, sert topraklı yer. Tepe, yüksek yer, üzeri yassı tepe, ufak tepe. Dağ üzerindeki yüksek geçit, yol, dönemeçli, dik dağ yolu
Belanarı : Şöyle böyle, az çok, oldukça, biraz, üstünkörü.
Belarus : [Bakınız: Beyaz Rusya]
Bela ile ilgili Cümleler
- Bela istemiyorum.
- Tom'un başı belada değil.
- Bela çıkacağını seziyorum.
- Beladan uzak dur.
- Bela Lugosi birkaç filmde oynadı.
- Ali yine başını belaya sokmak istemiyor.
- Bela okumak şeytandandır.
- Çok büyük bir belanın içindeydik.
- Bela bütün şehri mahvetti.
- Şimdi başımın belada olduğunu biliyorum.
- Başın belada değil mi?
- Ali başının belada olduğunu biliyordu.
- Beladan uzak durmama yardım ettiğin için teşekkür ederim.
- Tom'un başı çok belada mı?
Diğer dillerde Bela anlamı nedir?
İngilizce'de Bela ne demek? : [Bela] v. baa, beat out, bleat
v. bleat, baa
adj. beautiful, pretty, handsome, good-looking, beauty
Fransızca'da Bela : catastrophe [la]
Almanca'da Bela : n. Heimsuchung, Missgeschick, Unheil
Rusça'da Bela : n. беда (F), бедствие (N), несчастье (N), лихо (N), напасть (F), горе (N), бич (M)

Bu kısımda Bela nedir? Bela ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Bela tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Bela hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.