Borrow türkçesi Borrow nedir

  • Borç almak.
  • Alıntı yapmak.
  • Ödünç alma.
  • Borç olmak.
  • Almak.
  • Borçlanma.
  • Ariyeten almak.
  • Ödünç almak.

Borrow ile ilgili cümleler

English: Ali asked Mary if he could borrow her bicycle.
Turkish: Ali Mary'ye onun bisikletini ödünç alıp alamayacağını sordu.

English: "Can I borrow your socks?" "No."
Turkish: "Çoraplarını ödünç alabilir miyim?" "Hayır."

English: "Mum, may I borrow your nail polish?" "Yes, you can borrow it."
Turkish: "Anne, ojeni ödünç alabilir miyim?" "Alabilirsin."

English: Ali advised Mary not to borrow money from anybody.
Turkish: Ali Mary'ye hiç kimseden ödünç para almamasını tavsiye etti.

English: "May I borrow this pen?" "Sure, go ahead."
Turkish: "Bu kalemi ödünç alabilir miyim?" "Tabii, alın."

Borrow ingilizcede ne demek, Borrow nerede nasıl kullanılır?

Borrow digit : Ödünç numarası. Ödünç basamağı. Ödünç sayamağı basamağı.

Borrow from : Ödünç almak. Borç almak.

Borrow money : Borçlanmak.

Borrow of gold : Temel ve öğeleri ulusal paraya dayanmayıp karşılığında altınla ödeme yapılmak koşulu ile alınan borçlar. Altın karşılığı borçalma.

Borrow trouble : Başına dert açmak. Tasasını çekmek. Gereksiz yere endişelenmek. Gereksiz endişe duymak.

Borrowed : Ödünç alınmış. Borç alınan. Borç alınmış. Ödünç. Geçici olarak alınmış. İğreti. Nesneyi bedava kullanma ve belirli bir süre bitiminde geri verme koşuluyla başkasına geçici olarak verme. Ödünç olarak alınmış. Eğreti.

 

Can i borrow your key : Anahtarınızı alabilir miyim.

General agreement to borrow : Genel borçlanma anlaşması. Genel borçlanma andlaşması. Uluslararası mali sistemin işleyişini engelleyecek krizleri önlemek amacıyla finansman gereksinimi olan ülkelere ek kaynak sağlanması için abd, ingiltere, almanya, fransa, belçika, hollanda, italya, isveç, kanada ve japonya'nın ımf’ye kredi açmasını öngören 1962 yılında yürürlüğe giren özel düzenleme.

Borrowed word : Başka bir dilden alınmış kelime. Bir dile yabancı bir dilden girmiş; ancak, daha o dilde benimsenmemiş olan kelime: fr. animatör “sunucu, çizgi film yapımcısı”, deflasyon < fr. deflation “durgunluk, para durgunluğu”, brifing (<ing. briefing “bilgilendirme”, best-seller “satış rekoru kıran kitap”, departman <fr. departement, dipfriz < ing. deep-freeze “derin dondurucu”, ekoloji (<fr. ecologi) “çevre bilimi”, fiktif < fr. fictif “kurmaca”, franchising < ing. franchi-sing “isim hakkı”, dejenerasyon < fr. degeneration “soysuzlaşma”, factoring < ing. factoring “aracı”, ing. handling “yer hizmetleri”, ing. off-shore “kıyı bankacılığı”, realizasyon < fr. realisation “gerçekleştirme”, transparan < ing. transparency “saydam”, ing. underground “yer altı” vb. || dilimize arapça ve farsçadan geçmiş doğu kökenli sözlerin pek çoğu, yeni türetmelerle kullanılıştan düşmüş ise de çeşitli etkenler altında batı dillerinden girmiş olan sözlerin önü alınamamıştır. bunlar içinde estetik, karne, kontrol, kontenjan, ekose, enflasyon, envanter kredi, sektör, jüri, rapor, kontrol, kontenjan gibi kısmen benimsenerek alıntı kelime durumuna geçmiş olanlar varsa da, yukarda belirtilen türden pek çok söz yabancılık damgasını taşımakta ve türkçe karşılıklarının benimsenmesini beklemektedir. krş. alıntı kelime. Yabancı kelime. Başka dilden alınmış kelime. Aktarma. Aktarma sözcük.

 

Can i borrow your pen : Kaleminizi alabilir miyim.

İngilizce Borrow Türkçe anlamı, Borrow eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Borrow ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Admit : Kabul etmek. Olanak tanımak. İçeri almak. Girmesine izin vermek. İtiraf etmek. İçeriye almak. Meydan vermek. Teslim etmek. İzin vermek.

Buys : İnanmak. Satın almak. Rüşvetle elde etmek. Pahasına elde etmek. Kiralamak. Satın alma gücü olmak. Yutmak.

Take : Tutma. Avalanan hayvan miktarı. Tutulan balık miktarı. Yakalamak. Kabul etme (vücut). Reaksiyon. Kavramak. Çevirmek. Alıntı. Tepki.

Assumes : Takınmak. Zannetmek. Saymak. Sanmak. Hükmetmek. Üstlenmek. Farzetmek. Üstüne almak. Varsaymak.

Citing : Takdiri açıklamak. Atıfta bulunmak. Alıntı yapmak (yazıda vb). Alıntılamak. Aktarmak. Celbetmek. Anmak. Referans vermek. Zikretmek. Bahsetmek.

Quote : Anmak. Alıntı vermek. Aktarmak. Adlandırmak. Tırnak içine almak. Fiyat vermek. İktibas. Yinelemek. Alıntı. İktibas etmek.

Adhibit : İdare etmek. Yapıştırmak. Koymak. Ek.

Abstract : Soyut resim. Özet. Soyutlamak. Damıtmak (biyoloji terimi). Kafasını meşgul etmek. Heykel. Soyut. Usavurma ya da çıkarsama yoluyla geçerlik kazanan kavramsal nesne. bk. somut. Ayırmak.

Quoting : Fiyat belirlemesi. Tekrar etmek. Borsa cetveline geçirme. Fiyatlandırmak. Alıntı vermek. Kote etme. Aktarmak. Tırnak içine almak. Yinelemek.

Borrow synonyms : borrow from, excerpted, have, cites, borrows, adopt, accept, excerpting, capture, indebtedness, excerpt, admits, get, take over, borrowing, assume, cite, raise a loan, owing, acquires, attach to, acquire, debt, acceptant, take up, take on loan, accepts.

Borrow zıt anlamlı kelimeler, Borrow kelime anlamı

Lend : Katkıda bulunmak. Ödünç vermek. Faizle borç vermek. Faizle borç para verme. Eklemek. Katmak. Vermek. Borç vermek. İğreti vermek.

Refuse : Karşı koymak. Artık. Elinin tersiyle itmek. Atık. Süprüntü. Direnmek. Reddetmek. Cerh etmek. İzin vermemek. Döküntü.

Borrow ingilizce tanımı, definition of Borrow

Borrow kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Something deposited as security. A surety. A hostage. The opposite of lend. To receive from another as a loan, with the implied or expressed intention of returning the identical article or its equivalent in kind. A pledge.