Diken nedir, Diken ne demek

  • Bazı bitkilerin dal, yaprak, meyve kabuğu vb. bölümlerinde ve bazı hayvanların derisinde bulunan sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntılardan her biri.
  • Bu çıkıntıları çok olan bitki

"Diken" ile ilgili cümleler

  • "Gül dikeni. Kirpinin dikenleri."

Diken anlamı, kısaca tanımı:

Diken battığı yerden çıkar : "zarar hangi yönden geldiyse ancak o yönden giderilir" anlamında kullanılan bir söz.

Diken üstünde oturmak : Bir yerde tedirginlik duymak.

Dikence : Dikenli balıkgillerden bir tür küçük tatlı su balığı (Gasterostsus pungitius).

Diken diken : Dik duruma gelmiş, dikleşmiş. Dikeni bol.

Diken dutu : Böğürtlen.

Akdiken : Alıç.

Çakırdiken : Maydanozgillerden, hekimlikte kullanılan bir bitki, deveelması (Arctium tomentosum).

Sarıdiken : Dikenli, tüylü, iki veya çok yıllık otsu bir bitki (Scolymus hispanicus).

Çalı dikeni : Karaçalı.

Demir dikeni : Toprak üzerinde yatık olarak bulunan, boynuz biçiminde dikenli çiçekleri küçük ve açık sarı renkli bir tür bitki (Tribulus terrestris).

Deve dikeni : Birleşikgillerden, yol ve tarla kenarlarında yetişen, 30-100 santimetre yüksekliğinde, 1-2 yıllık ve otsu bir bitki, meryemana dikeni, peygamber dikeni, sütlü kengel (Silyum marianum).

Domuz dikeni : Yaprakları sapsız ve dikenli, çiçekleri etli, otsu bir bitki.

 

Eşek dikeni : Kenger.

Geyik dikeni : Alıç.

Kar dikeni : Diş otugillerden, pembe çiçekli bir tür çalı (Acantholimon echinus).

Meryemana dikeni : Deve dikeni.

Öz dikeni : Dikenli, tırmanıcı ve kışın yapraklarını dökmeyen bir bitki (Smilax aspara).

Peygamber dikeni : Deve dikeni.

Sakız dikeni : Sakız çıkarılan bir tür diken.

Teke dikeni : Patlıcangiller familyasından yüksek çalı biçiminde dikenli bitki.

Diken diken olmak : Dik duruma gelmek, dikleşmek.

Dikencik : Küçük diken.

Dikencikli : Ucu sivri olan. Küçük dikenleri olan.

Dikenleşmek : Diken durumu almak, diken gibi olmak.

Dikenli : Dikenli olan. Dikeni olan bitkilerin bulunduğu (yer). Zor, çetin, sıkıntı veya üzüntü veren.

Dikenli balık : Dikenli balıkgillerden, tatlı sularda yaşayan, göğüs veya karın yüzgeçleri dikenlerden oluşmuş küçük bir balık (G. aculeatus).

Dikenli balıkgiller : Balıklar sınıfının kemikli balıklar takımına giren bir familya.

Dikenli meyan : Yüksekliği 1-2 metre olan, beyazımsı mor çiçekli, tüysü yapraklı çok yıllık bir bitki, acı meyan (Glycyrrhiza echinata).

Dikenli salyangoz : Karından bacaklılar sınıfından, ılık ve tropik denizlerde yaşayan, kabuğu üzerinde birçok dikeni olan bir yumuşakça, iskerlet (Murex).

Dikenli tel : Üzerinde yer yer diken gibi sivri çıkıntıları olan ve bir yeri korumak, geçişi güçleştirmek için kullanılan tel.

Dikenli yol : Zorluk, sıkıntı ve üzüntü ile dolu olan süreç.

Dikenli yüzgeçliler : Kemiksi balıklar takımının bir alt familyası (Acanthodii).

Dikenlice : Biraz dikenli.

Dikenlik : Dikenli bitkileri çok olan yer.

Dikensi : Dikene benzer, dikeni andıran, diken gibi, dikenimsi.

 

Dikensi çıkıntı : Omurların, sırt boyunca alt alta duran kemik çıkıntıları.

Dikensiz : Dikeni olmayan. Sıkıntısız, üzüntüsüz bir biçimde.

Dikensiz gül olmaz : "iyi veya güzel olan her şeyin az çok sıkıntı veren bir yanı da bulunur" anlamında kullanılan bir söz.

Bir ağaçta gül de biter diken de : "bir aileden iyi adam da çıkar, kötü adam da" anlamında kullanılan bir söz.

Derisi dikenliler : Beşli bakışımlı denizkestaneleri, denizhıyarları, denizyıldızları, deniz yılanları ve denizlalelerini içine alan deniz hayvanları dalı.

Göze diken olmak : Göze batmak.

Gözüne diken olmak : Gözüne batmak.

Gülü seven dikenine katlanır : "insan sevdiği kimse veya sevdiği iş yüzünden gelecek sıkıntılara katlanır" anlamında kullanılan bir söz.

Tüyleri diken diken olmak : Üşümekten veya korkmaktan vücuttaki kılların dipleri kabarıp kıllar dikilmek.

Tüylerini diken diken etmek : Korkutmak, tiksindirmek.

Bitki : Bulunduğu yere kök vb. organlarıyla tutunan, çoğunlukla fotosentez sonucu yaşam için gerekli bileşenleri oluşturan, birçoğu spor veya tohum aracılığıyla döl vererek çoğalan bir veya çok yıllık, otsu, odunsu canlıların genel adı, nebat.

Yaprak : Bitkilerde solunum, karbon özümlenmesi, terleme vb. olayların oluştuğu, çoğu klorofilli, yeşil ve türlü biçimdeki bölümler. Eni 50, boyu 75 santimetre olan bayrak ölçüsü. Kat kat ayrılabilen şeylerde kat. Kitap, defter vb. şeylerde ön ve arka yüzü oluşturan kâğıtlardan her biri, varak. Birkaç parça eklenerek yapılmış olan şeylerde her parça. Börek, baklava vb. şeylerde yufka. Sarma yapılmış olan asma yaprağı.

Meyve : Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ, yemiş. Ürün, sonuç, kâr.

Bölüm : Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Çağ, devir. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik.

Hayvan : Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse).

Deri : Toplantı, düğün. İşlenerek kullanılır duruma getirilmiş hayvan postu. Pazar veya panayır kurulan gün, dernek. İnsan ve hayvan vücudunu kaplayan tüy, kıl veya pulla kaplı tabaka, cilt, ten. Bu tabakadan yapılmış.

Sert : Gönül kırıcı, katı, ters bir biçimde. Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan. Hırçın, öfkeli, hiddetli. Ciğerlerden gelen havanın ağız boşluğundaki tam kapalı veya yarı kapalı engellere çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimsiz, süreksiz, ötümsüz, tonsuz, sedasız. Güçlü kuvvetli. Gönül kırıcı, katı, ters. Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı. Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı. Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen. Titizlikle uygulanan, sıkı. Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı.

Bu : Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz. En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

Diken altı çukuru : Kürek kemiğinin yan yüzünde, spina scapulae'nin arka tarafında bulunan çukurluk, fossa infraspinata.

Diken kuşu : Saka kuşu.

Diken kuyruklu agama : Pullu sürüngenler (Squamata) takımının, agamagiller (Agamidae) familyasından, 35 cm kadar uzunlukta, Mısır'da yaşayan bir tür.

Diken serçesi : Çalı kuşu, çalı bülbülü, bokluca bülbül, çinkit kuşu

Diken üstü çukuru : Kürek kemiğinin yan yüzünde, spina scapulae'nin ön tarafında bulunan çukur, fossa supraspinata.

Diken üstünde oturmak : bir yerde tedirginlik duymak. İlgili cümle: "“O bir yıl içinde diken üstünde otururum o evde; düş kuramam, şiir yazamam.”" M. C. Anday. “Konuşmaya başladık. Yine kavga ederiz diye diken üstündeyim.” -R. Erduran.

Diken-kuyruklu agama : (Uromastix spinipens): Pullu-sürüngenler (Squamata) takımının agamagiller (Agamidae) familyasından bir sürüngen türü. Uzunluğu 35 cm. Mısırda yaşar.

Diken-yapraklar : (botanik)

Dikence balıkları : Kemikli balıklardan, pulları olmayan, sırt yüzgeçlerinin ön ışınları dikenlere dönüşmüş, tatlı ve tuzlu sularda yaşayan bir familya.

Dikencir : Serçe kuşuna benzeyen, sarı renkli, ufak bir çeşit kuş.

Diken ile ilgili Cümleler

  • Dikensiz güller yoktur.
  • Dikenli telin altından sürünerek geçtiğinde, pantolonuyla takılıp kaldı.
  • Özgür irade sorunu din için bir dikenli bir bilmece.
  • Dikensiz bir gül yoktur.
  • Tüylerim diken diken oldu.
  • En güzel çiçeklerin en keskin dikenleri vardır.
  • Dikenleri olmayan bir gül yoktur.
  • Bahçemize güller diken kişi Tom'du.
  • Üye olduğunuz yerde her zaman diken üstündesiniz.
  • Güllerin dikenleri var.
  • Parmağımda bir diken var.

Diğer dillerde Diken anlamı nedir?

İngilizce'de Diken ne demek? : [Diken] n. thorn, spine, thorny plant, thornbush, briar, brier, barb, prick, pricker, prickle, spicule, trichome

Fransızca'da Diken : chardon [le], épine [la], aiguillon [le], piquant [le]

Almanca'da Diken : n. Dorn, Stachel, Schlehdorn - yabani ak diken

Rusça'da Diken : n. шип (M), колючка (F), игла (F), иголка (F), жало (N), препятствие (N), помеха (F)