Durukmak nedir, Durukmak ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Tereddüt etmek, karar verememek, duralamak.

Düşünceye dalmak.

Mahzunlaşmak, durgunlaşmak.

Uslanmak.

Konuşurken susuvermek.

Durmak, dinmek: Fırtına biraz duruktu.

Kımıldamamak.

Atılan, düşen ya da suda hareket eden bir şey önüne gelen engele takılıp durmak.

Yiyecek boğazda kalmak.

Teknik terim anlamı:

Duruklamak.

Durmak, karar kılmak.

Durukmak anlamı, tanımı

Duru : Bulanıklığı olmayan, temiz, berrak. Pürüzsüz (ten). Arınmış, karışık olmayan (dil, üslup vb.)

Duruk : Hareketi olmayan, belirli bir süre değişmeyen, statik, dinamik karşıtı. Dalgalı akımlı elektrik motor veya üreteçlerinde hareketsiz bölüm, stator. Kuvvetlerin dengelenmesiyle ilgili olan. Hareket etmeyen nesnelerin üzerindeki kuvvet dengeleri ile uğraşan bilim dalı, statik.

Durgunlaşmak : Durgun bir duruma gelmek.

Mahzunlaşmak : Mahzun duruma girmek, mahzun olmak.

Durgunlaşma : Durgunlaşmak durumu.

Mahzunlaşma : Mahzunlaşmak işi.

Susuvermek : Ansızın susmak.

Susuverme : Susuvermek işi.

Duralamak : Duraklamak.

Kımıldama : Kımıldamak işi.

Uslanmak : Yadırganan, ayıplanan davranışlardan vazgeçmek, davranışlarına düzen vermek. Herhangi bir olaydan ders almak, aklı başına gelmek.

Tereddüt : Kararsızlık, duraksama, ikircik, ikirciklik.

 

Duralama : Duralamak işi.

Yiyecek : Yenmeye elverişli olan her şey. Yenebilen.

Hareket : Bir cismin durumunun ve yerinin değişmesi, devinim, aksiyon. Vücudu oynatma, kıpırdatma ya da kımıldanma. Deprem. Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içerisinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi. Yola çıkma. Belirli bir amaca varmak için birbiri ardınca yapılmış olan ilerlemeler, akım. Davranış, tutum. Demir yollarında katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri. Devinim. Bir parçanın yavaşlık, çabukluk derecesi.

Fırtına : Rüzgâr çizelgesinde hızı 34-40 deniz mili olan ve kuvveti 8 ile gösterilen, yağmur ve kasırga getiren çok güçlü rüzgâr. Güç atlatılan kötü durum. Bu rüzgârın denizde veya kum çöllerinde yarattığı dalgalanma. Karşıt düşünce veya durumların yarattığı karışıklık, sıkıntı.

Düşünce : Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, ide, idea. İlke, yönetici sav. Tasa, kaygı, sıkıntı. Niyet, tasarı. Dış dünyanın insan zihnine yansıması.

Uslanma : Uslanmak durumu.

Kılmak : Etmek, yapmak.

Kalmak : Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek. Yapamamak. Eğleşmek. Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak. Sınırlanmak. Oturmak, yaşamak. Olmak, herhangi bir durumda bulunmak. İşlemez, yürümez duruma gelmek. Sınıf geçmemek. Herhangi bir durumu sürdürmek. Oyalanmak, vakit geçirmek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Varlığını korumak, sürdürmek. Hayatını sürdürmek, yaşamak. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak. Yetinmek. Miras olarak geçmek. Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak. İleriye atılmak, ertelenmek. Konaklamak, konmak.

 

Diğer dillerde Duruk kütle anlamı nedir?

İngilizce'de Duruk kütle ne demek ? : rest mass