Explaining türkçesi Explaining nedir

Explaining ile ilgili cümleler

English: Ali is in the next room, explaining what happened.
Turkish: Ali yan odada ne olduğunu açıklıyor.

English: Ali is explaining the lesson.
Turkish: Ali dersi anlatıyor.

English: He had no difficulty in explaining the mystery.
Turkish: Gizemi açıklamada zorluk çekmedi.

English: He had no difficulty explaining the mystery.
Turkish: O, gizemi açıklamada zorluk çekmedi.

English: Ali didn't feel like explaining why he wouldn't attend the meeting.
Turkish: Ali neden toplantıya katılmadığını açıklamak istemedi.

Explaining ingilizcede ne demek, Explaining nerede nasıl kullanılır?

Self explaining : Açıklama gerektirmeyen. Kendiliğinden anlaşılan. Kendini açıklayan.

Explain away : Örtbas etmek. Sözü çevirmek. Başka anlam vermek. Makul açıklamalar getirmek. Açıklayarak özrünü bildirmek. Endişelerini gidermek. Mantıklı açıklamalarla kuşkuları dağıtmak. Konuyu savuşturmak.

Explain briefly : Kısa ve öz biçimde açıklamak.

Explain clearly : Açıkça anlatmak.

Explain oneself : Kendisi hakkında bilgi verme. Kendisinin ne demek istediğini anlatmak. Meramını anlatmak. Kendini ifade etmek. Kendisinin niye öyle davrandığını anlatmak. Kendisini anlatmak. Davranışları veya eylemleri hakkında hesap vermek. Anlaşılmasını sağlamak.

 

Explained : Hesap vermek. Açıklanmış. İzah etmek. Açıklanan. Açıklama yapmak. Anlatmak. Açıklamak.

Explained variable : Açıklanan değişken. Bağımlı değişken. Fonksiyonel bir ilişkide değeri, bağımsız değişken veya değişkenlerin alacağı değere bağlı olarak belirlenen, yani etkilenen değişken. krş. bağımsız değişken. Ekonomi, iktisat alanlarında kullanılır.

Decline to explain : Açıklama yapmayı reddetmek. İzah etmeyi kabul etmemek.

Explained deviation : Açıklanan sapma.

Explainer : Açıklayan kimse veya şey. İzah eden. Aydınlatan. Tasrih eden. Beyan eden. Açıklayan. Tarif eden. Tenvir eden. Açıklamada bulunan. Anlatan.

İngilizce Explaining Türkçe anlamı, Explaining eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Explaining ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Lecture : Konferans vermek. Uyarmak. Öğütler vermek. Ders. -e nutuk çekmek. Uzun öğüt. Ders anlatmak. Öğretmenin belli bir konuyu anlatıp açıklaması ilkesine dayanan, genellikle öğrencilerin soru sormalarına, tartışmalarına ve birlikte çalışmalarına olanak tanımayan bir ders verme biçimi. Azarlamak.

Def : Çok iyi. Yorum (kelime veya ifade olarak). Anlam. Tanım. Güzel.

 

Rehearsal : Tekrarlama. Bir oyunun seyirciye sunulabilmesi için sahne üzerinde yapılan çalışma. Oyunu pişirmek, ışık, alıcı, sestoplar devinimlerini düzenlemek amacıyla, çevirimden önce yapılan çalışmaların tümü. Sahne çalışması. Tekrar. Bir oyunu düzenli ve disiplinli bir yolda ortaya çıkarabilmek için yapılan ön çalışma. sırasına göre: okuma "(tonlama)"-, "sahne"-, "teknik" (dekor, kostüm) ve "genel" provalar vardır. Sayıp dökme. Sınama. Prova (tiyatro).

Indication : Çıtlatma. İşaret. İz. Gösterge. Bildirme. Bulgu. Ölçüm. Bir hastalıkta izlenecek tedavi yöntemi ve müdahalenin belirlenmesi, indikasyon. bir ilacın hangi hastalıklara ve hangi biçimde uygun olacağını veya bir operasyonun hangi koşullarda gerekli olduğunu ifade eder.

Accounts : Hesaplar. Göz önünde tutma. Önem. Hesaba katma. Sebep. Söylenti. Hesap. Yarar. Banka hesabı.

Declarations : Demeç. Deklarasyon. Beyanname. Bildirim. İfade. Tebligat. Bildirme. Beyan.

Accounting : Saymanlık. Hesap tutma. Mahsup. Sayışmanlık el betiği. İktisat, ekonomi alanlarında kullanılır. Hesap vererek. Sayışım kural ve yöntemlerini özet olarak kapsayan yol gösterici. Sayma. Muhasebesel.

Recitation : Ezbere okuma. Ezberlenen parça. Sözlü yoklama. Nakletme. Öğrencilerin, işlenen konular ya da üniteler çerçevesinde kazandıkları bilgi ve beceri yönünden durumlarını; düşünme ve kavrayış bakımından olgunluk derecelerini anlamak ve değerlendirmek amacıyla, soru-yanıt yönteminden yararlanarak yapılan küçük sınav. Ezberden okunacak parça. Ezberden okuma. Kıraat.

Assertion : Sav. Dava. Öne sürme. Öne sürme (bir iddiayı). Bir görüş ya da vargıyı ileri süren yargı. Hakkını arama. Hakkını ispat etme. Evetleme.

Account : Açıklamak. Hesap. Hesap görme. Pusula. Olarak görmek. Kar. Önem. Sebep. İtibar.

Explaining synonyms : rehearsals, clarifications, commentation, deuce, pronouncement, declaration, utterance, render of account, assertions, recitals, commentaries, recitations, exclamation, relation, com, accountability, accounting for, comment, commentary, vocalization, explicating, dickens, narrations, recital, interjection, devil, clarification, ejaculation, comments, recounting, narration, expostulation.