Financial crisis türkçesi Financial crisis nedir

  • Para darlığı.
  • Mali kriz.
  • Ekonomik felaket.
  • Finansal kriz.
  • Mali buhran.
  • Ekonomik sıkıntı.

Financial crisis ile ilgili cümleler

English: The rise and fall of prices caused a financial crisis.
Turkish: Fiyatların yükselip alçalması, mali bir krize neden oldu.

English: Black money scandal, 11th of September, expenseuro, the Old Europe, Hartz IV, Madame Chancellor, fanmile, climatic catastrophe, financial crisis, wreckage bonus and citizen of anger are the last ten words of the year in Germany.
Turkish: Kara para skandalı, 11 Eylül, euronun yayılması, Eski Avrupa, IV. Hartz, Bayan Başbakan, vantilatör mili, iklim felaketi, mali kriz, enkaz primi ve kızgın vatandaş, Almanya'da yılın son 10 kelimesidir.

English: Because of the financial crisis, that wasn't a very good year.
Turkish: Mali krizden dolayı, o çok iyi bir yıl değildi.

English: There was a financial crisis in 2009.
Turkish: 2009 yılında mali bir kriz vardı.

Financial crisis ingilizcede ne demek, Financial crisis nerede nasıl kullanılır?

Financial : Parasal. Para ve sayca konularına ilişkin özellikler. Transfer mali transfer. Finansal. İktisadi. Mali. Akçalı.

Crisis : Olayların alışılmış ya da beklenen sırasında görülen herhangi bir bozulma. alışkanlık ya da ölçülerin değişen koşullara uygun düşmemesi sonucu bireyin, toplumsal kümenin ya da toplumun, yeni koşullara uygun alışkanlıklar, ölçüler oluşturması zorunluluğunun ortaya çıkması. Bunluk. İktisat, sosyoloji, veterinerlik, uluslararası ilişkiler alanlarında kullanılır. Badire. Bunalım. Dönüm noktası. Bir oyunda gerilimin ve ilginin arttığı, işlerin karıştığı, çapraştığı yer. düğüm öğesi çatışmalardan, çevrilen dolaplardan, birtakım gizlerden elde edildiği gibi, kişilerin karakter özellikleriyle de yaratılabilir. Hastalığın dönüm noktası, hastanın iyileşeceği veya öleceğinin belli olduğu an. aniden gelişen şiddetli belirtilerle ayırt edilen nöbet, hastalık nöbeti. Sermaye ve gelir kayıplarına yol açan ve iktisadi bütünlüğün her düzeyinde etkisi olan politik, ideolojik ve iktisadi tüm değerleri bozan bir rahatsızlık. iktisadi çevrimdeki genişleme ve sürekli bir ilerleme döneminden sonra uzun ya da kısa daralma evresine geçerek yön değiştirme. Nöbet.

 

Financial account : Sermaye hesabı. Bir ülkedeki yerleşik kişilerin diğer ülkelerdeki yerleşik kişiler ile yapmış oldukları kısa ve uzun dönemli sermaye hareketlerinin yer aldığı ödemeler bilançosu temel hesaplarından biri.

Financial accounting : Finansal muhasebe. Şirket finansal verilerinin dışardaki ajanslar için rapor olarak hazırlanması. Mali muhasebe. Finans sayışımı. Finansal hesaplama.

Financial accounts : Mali tablolar. Kar zarar hesabı. Finansal tablolar. Mali hesaplar. Bilanço.

Financial administration : Mali idare.

İngilizce Financial crisis Türkçe anlamı, Financial crisis eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Financial crisis ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

 

Money crisis : Para krizi. Bir ülkede yabancı bir paraya yönelik spekülatif bir saldırının ulusal paranın büyük oranda değer yitirmesiyle sonuçlanması veya parasal yetkeler tarafından ulusal parayı korumak amacıyla uluslararası rezervlerin büyük oranda eritilmesi ya da faiz oranlarının keskin bir şekilde artırılması durumlarında ortaya çıkan iktisadi bunalım. Para bunalımı.

Economic distress : Ekonomik zorluk. Ekonomik sarsıntı. Müzayaka. Ekonomik kriz. Finansal ve ticari zorluk.

Stringencies : Sertlik. Sıkılık. Sıkışıklık. Darlık. Şiddet. Sıkıntı.

Deflation : Havasını söndürme. Gazını boşaltma. Rüzgar süpürmesi. Deflasyon. Üzerinde sürekli bitki örtüsü bulunmayan çıplak ve kuru yereylerde, rüzgarın gevşek özdekleri yerinden söküp, sürüklemesi. Enflasyon karşısında para arzını azaltma. Paradarlığı. Gururunu kırma. Coğrafya, iktisat, ekonomi alanlarında kullanılır. Sönme.

Stringency : Kesat. Şiddet. Sıkışıklık. Sıkılık. Darlık. Sertlik. Sıkıntı.

Pecuniary troubles : Para sıkıntısı.

Deflations : Gazını boşaltma. Enflasyon karşısında para arzını azaltma. Havasını söndürme. Hava kaçırma. Deflasyon. Sönme. Paradarlığı. Söndürme. Gururunu kırma. Enflasyona karşı alınan önlemler.

Lack of money : Para eksikliği. Para kaynağı yokluğu. Parasızlık.