Flaş nedir, Flaş ne demek
Flaş; kökeni fransızca dilinden gelmektedir.
- Fotoğraf çekiminde ışık yeterli olmadığında bir görüntüyü net almak için kullanılan çok kısa süreli ve güçlü parıltı.
- İletişimde üstünlüğü, önceliği olan, önemli (haber).
- Fotoğraf çekiminde güçlü parıltıya gereksinim duyulduğunda kullanılan lamba

- Gösterişe, ilgiye düşkün.
- Televizyon yayınlarında görüntüyü net almak için kullanılan çok kısa süreli ve güçlü ışıltı.
- Ünlü, gözde.
"Flaş" ile ilgili cümleler
- "O günlerin şimdi çoğu unutulmuş flaş imzaları arasında bile ilgiyi hemen çeken iki şair." - T. Uyar
İngilizce'de Flaş ne demek? Flaş ingilizcesi nedir?:
flash
Flaş hakkında bilgiler
Fotoğraf makinesi flaşlarının çalışması için enerji depolayan araçlar kondansatörlerdir. İlk flaşlar 19. yüzyılda kullanılan barutla anlık ışık sağlayan bir düzenek idi. Ampülün ve taşınabilir pillerin yaygınlaşması, fotoğraf makinalarında ve flaş aparatında pratik gelişmeler sağladı. Ayrı bir aparat iken zamanla fotoğraf makinası ile kombine hale geldi.
Flaş, fotoğraf çekimi için ışığın yetersiz olduğu mekanlarda ortamın aydınlatılması için kullanılır. Fotoğrafın çekilmesi için mekanın sürekli aydınlık olması gerekmemekte, tam çekim anında sağlanan yüksek aydınlık düzeyi çekim için yeterli olmaktadır. Bu sebeple flaşa bağlanmış olan kondansatör çekim anında devreye sokulur ve depolanmış yüksek enerji bir anda boşaltılır, böylece anlık olarak yüksek aydınlık elde edilmiş olur. Kondansatörde depolanan elektrik enerjisinin çoğu ışık enerjisine bir kısmı da ısı enerjisine dönüşür, ancak flaş patladıktan sonra elle temasla flaşın ne kadar ısındığına bakılıp, depolanan enerjinin ne kadar büyük olduğu anlaşılabilir. Flaşın anlık olarak biriktirilen tüm enerjiyi harcaması kondansatör sayesinde olmaktadır. Kondansatörün aniden boşalması flaş ışığının parlak olmasını sağlar. Bundan dolayı flaşlar uzun süreli yanıp, lamba olarak kullanılamazlar, çünkü sadece bir anlık parlamaları için bile ihtiyaçları olan enerji yeterince yüksektir, dolayısıyla lamba olarak kullanılmaları çok daha yüksek enerji gerektireceğinden imkânsızdır. Çok kısa süreli ancak çok güçlü ışık sağlaması fotoğraflanması zor veya imkânsız olan kareleri çekilebilir hale getirir. Bu yönüyle fotoğrafçının vazgeçilmez ekipmanıdır. Çeşitleri geniş bir yelpaze oluşturur. Temelde çalışma şekilleri çok benzer olmakla birlikte tetikleme şekilleri ve hızları değişiklik gösterir. Doğrudan makinadan, mevcut başka bir flaştan, kızılötesi tetikleme ile uzaktan, kablo ile makinadan ya da birbirine senkron yahut asenkron flaşlarla birlikte tetiklenebilir.
Flaş ile ilgili Cümleler
- Burada bir flaş kullanmak doğru mu?
- Ali sağ flaşörü açtı.
- Flaşlı fotoğraf çekmek bu noktadan itibaren yasak.
- Resmi flaşlı mı yoksa flaşsız mı çekmeliyim?
- Flaş çalışmıyordu, bu yüzden o karanlıkta resim çekemedi.
Flaş anlamı, tanımı:
Fotoğraf : Çeşitli araç ve malzeme kullanarak görüntüyü özel bir yüzey üzerinde sabitleme. Görüntü. Bu yöntemle aktarılarak çoğaltılan resim, foto.
Çekim : Alıcının sürekli olarak çalıştırılmasıyla elde edilen film parçası, plan. Fiillerin çeşitli zaman, kişi ve kiplere, adların da ad durumlarına göre uğradığı biçimleri, tasrif. Çekme işi. Herhangi bir cismin, başka bir cismi kendine doğru çekme gücü, cazibe, traksiyon.
Işık : Aydınlanmak için kullanılan elektrik. Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk. Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı. Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç. Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma. Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb.
Yeterli : Gereksinimlere cevap veren, ihtiyaçları karşılayan. Bir işi yapma gücünü sağlayan özel bilgisi olan, kifayetli, ehliyetli. Bir görevi, işlevi yerine getirme gücü olan, etkisi olan.
Süreli : Belirli aralıklarla yapılan, çıkan, mevkut, periyodik.
Güçlü : Şiddeti çok olan. Nitelikleri ile etki yaratan, etkili. Gücü olan, kuvvetli, yavuz. Etkisi, önemi büyük olan, sözü geçer, forslu.
Lamba : Petrol gibi yanıcı bir madde yakarak veya elektrik akımıyla içindeki teller akkor durumuna geçerek ışık veren alet. Radyo ve televizyonlarda kullanılan, havası boşaltılmış veya içine düşük basınçlı bir gaz doldurulmuş cam, seramik veya çelikten ampul. Kapı, pencere kenarlarına açılan, genellikle dik açılı girinti.
Flaş conta : Su motorlarında motor ile su borusu arasına geçirmezliği sağlamak için yerleştirilen yuvarlak lastik veya kauçuk madde.
Su altı flaşı : Suyun altında film çekmek için gerekli ışığı veren cihaz.
Flaşör : Dörtlü.
Görüntü : Sayı doğrusu üzerinde bir sayıya karşı gelen nokta. Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla ekrana art arda düşürülmesi sonunda hareketin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş, görüntülük üzerindeki hareketli resimler bütünü. Gölge oyununda Karagözcünün perdeye yansıttığı görsel malzeme. Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. araçlarla oluşturulan biçimi, hayal. Gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet. Manzara.
Parıltı : Parıldama, göze çarpan parlaklık.
Gereksinim : Eksikliği duyulan şey, ihtiyaç.
Televizyon : Vericiden iletilen dalgaların görüntü ve ses olarak görünmesini ve duyulmasını sağlayan aygıt, televizyon alıcısı.
Yayın : Radyo ve televizyon aracılığıyla halka sunulan, duyurulan, iletilen eser, program, neşriyat. Basılıp satışa çıkarılan kitap, gazete vb., neşriyat.
Işıltı : Bir şeyin ışıldarken saçtığı ışık. Hafif ışık, ışıntı, parıltı.
İletişim : Telefon, telgraf, televizyon, radyo vb. araçlardan yararlanarak yürütülen bilgi alışverişi, bildirişim, haberleşme, muhabere, komünikasyon. Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon.
Makine : Herhangi bir enerji türünü başka bir enerjiye dönüştürmek, belli bir güçten yararlanarak bir işi yapmak veya etki oluşturmak için çarklar, dişliler ve çeşitli parçalardan oluşan düzenekler bütünü. Araba, otomobil. Bir alet veya taşıtın hareket etmesini sağlayan mekanizması.
Düşkün : Yoksulluk sebebiyle mutluluk ve refahını yitirmiş. Yaşlılık, hastalık vb. sebeplerle çalışma gücünü yitirmiş. Değer ve onurunu yitirmiş. Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı, âşıklı, tutkun. Meraklı. Geçim sıkıntısına düşmüş. Kötü yola düşmüş, ahlaksız.
Ünlü : Ses yolunda bir engele çarpmadan çıkan ses, sesli, sesli harf, vokal: a, e, ı, i, o, ö, u, ü. Ün salmış olan, şöhretli, meşhur, şanlı, namlı, namdar, anlı şanlı.
Gözde : Önemli bir kimsenin beğendiği kadın. Benzerleri arasında nitelikleri sebebiyle üstün tutulan, beğenilen, önem verilen (kimse veya şey), favori.
Flaşing : Kısrakta endometritis tedavisinde döl yatağının serum fizyolojikle yıkanması. Aşım zamanında besleme.
Diğer dillerde Flaş anlamı nedir?
İngilizce'de Flaş ne demek? : n. flash, photoflash, flash gun
Fransızca'da Flaş : flash [le]
Almanca'da Flaş : n. Blitz
Rusça'da Flaş : n. вспышка (F), лампа-вспышка (F)

Bu kısımda Flaş nedir? Flaş ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Flaş tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Flaş hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.