Fuadiye nedir, Fuadiye ne demek

Fuadiye; Yerleşim Merkezi olarak kullanılan bir kelimedir.

Gezilecek Görülecek bir yer olarak anlamı:

Yozgat ili, Çekerek ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Fuadiye hakkında bilgiler

Fuadiye, Yozgat ilinin Çekerek ilçesine bağlı bir köydür. Köyün ilk yerleşimcileri 1864 sürgününden hızlanan Kafkasya’dan göç dalgalarının birine kapılarak buraya gelmişlerdir. Yerleşim için seçilen bölge, daha önceki medeniyetlerden de izler taşımaktadır. Bu halklar hakkında her ne kadar kesin bilgi bulunmamakta ise de mevcut antik mezar kalıntıları ve bazı bölgelerde rastlanan eşya parçacıkları bu eski kültürler üzerine bize fikir vermektedir. Köy halkı Abazinler (Kuzey Abazaları)’in Aşuwa koluna mensuptur. Bugün yaşamakta oldukları Karaçay – Çerkes bölgesine (Gumlovkıt-KRASNOVOSTOCHNYY) göçmeden önce Krasnador bölgesinde Adler, Lazarev ve Tuapse rayonları ile Abhazya’ nın kuzey bölgesini kapsayan bir coğrafyada yaşamakta olana Abazalar, zamanla daha kuzeydeki topraklar göç etmişlerdir. Buralarda da 16. yy’dan başlayarak yeni yerleşim bölgeleri kuran Abazalar, diğer Abhaz ve Adige topluluklarıyla birlikte Rus işgaline karşı topraklarını savunmak için sonu gelmeyen savaşlara katılmışlardır. Ancak 1864’de kazanan tarafın Ruslar olarak kesinleşmesiyle Abazalar da diğer Çerkes boylarıyla birlikte Osmanlı topraklarına göç etme durumunda bırakılmışlardır. Köy, 1800 m yüksekliğe sahip Danlıdağı eteklerine kurulmuştur. Rakım yaklaşık olarak 1400 m’dır. Doğu –batı doğrultusunda uzanan bir vadi içerisinde bulunan köyde yapılar tek veya çift katlı olarak inşa edilmiş betonarma yahut kerpiç yapılı kiremit çatılı evler göze çarpar.

 

Fuadiye anlamı, tanımı

Her ne kadar : Başına getirildiği şartlı cümledeki yargının doğru veya doğal görüldüğünü fakat bunun yeterli olmadığını anlatan bir söz

Kesin bilgi : Doğruluğundan kuşkulanılmayan bilgi.

Kesinleşme : Kesinleşmek işi.

Bırakılmış : Artık kullanılmıyan (kelime). (BIRAKILMIŞLIK, Obsoletisme).

Kalıntılar : Öneli gelmiş ve bitmiş olduğu halde ödenmemiş olan borç artıkları.

Medeniyet : Uygarlık.

Topluluk : Nitelikleri bakımından bir bütün oluşturan kimselerin hepsi, toplum, camia, cemiyet. Vücudun dolgun olma durumu. Sanatçı grubu. Aynı türden canlıların bir araya gelmesiyle oluşan küme. Aynı yerde bulunan insan kalabalığı. Müzik eserlerini birden fazla ses veya sazla seslendirmek için oluşturulan grup, ansambl.

Coğrafya : Yeryüzünü fiziksel, ekonomik, beşerî, siyasal yönlerden inceleyen bilim. Bir yeryüzü parçasını, bir bölgeyi, bir ülkeyi belirleyen, niteleyen, fiziksel, ekonomik, beşerî, siyasal gerçekliklerin tümü.

Hakkında : İlgili olarak, üzerine.

Yüksekli : Nevşehir ili, Gümüşkent bucağına bağlı bir bölge.

Yerleşim : Yerleşme, iskân.

Doğrultu : Yön, istikamet. Paralel olmayan iki sonsuz doğruyu birbirinden ayırt ettiren durum. Belli bir sonsuz doğrunun belirttiği tek yol, istikamet. Tutulan, izlenen yol.

 

Yaklaşık : Gerçek değeri ve miktarı değil, ondan az fazla veya eksik bir niceliği gösteren, aşağı yukarı bir değerlendirme yapılarak bulunan, takribî.

Parçacık : Küçük parça, kırıntı. Elektron, proton, nötron gibi atomu oluşturan parçaların her biri, partikül.

Birlikte : Bir arada, beraberce, hep beraber. Yanında, beraberinde. Beraber.

Savunmak : Herhangi bir saldırıya karşı koymak, saldırıya karşı korumak, müdafaa etmek. Hareket veya düşünceyi söz ve yazı ile doğru, haklı göstermeye çalışmak. Futbolda bir takım kendi kalesini korumak için oyun süresince çaba göstermek. Yapılan bir suçlamaya veya ithama karşı kendi haklı gösterecek sebepler ileri sürmek. Bir kişiyi desteklemek, ona arka çıkmak.

Yaşamak : Canlılığını, hayatını sürdürmek. Sağ olmak. Varlığını sürdürmek. Oturmak, eğleşmek. Geçinmek. Herhangi bir durumda bulunmak veya olmak. Görüp geçirmek, başından geçmek. ... yaşında bulunmak: On yaşıyor. Hayatını idame ettirmek.

Kiremit : Çatıları örtmekte kullanılan, yan yana dizilerek suyu aşağıya geçirmeden dışarı akıtacak biçimde yapılmış, kızıl toprağın renginde, pişmiş balçık levha.

Kalıntı : Artıp kalan şey, bakiye. İz, işaret. Bir toplum, kültür, uygarlık vb.nden artakalan şey. Eski çağlardan kalmış şehir veya yapı, ören, harabe.

Osmanlı : XIII. yüzyılda Osman Gazi tarafından Anadolu'da kurulan ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra dağılan büyük Türk imparatorluğunun uyrukları. Düşündüğünü çekinmeden, açıkça söyleyen, bulunduğu toplulukta yetki sahibi olan.

Diğer dillerde Ftalein indikatörleri anlamı nedir?

İngilizce'de Ftalein indikatörleri ne demek ? : phthalein indicators