Doğrultu nedir, Doğrultu ne demek

  • Yön, istikamet.
  • Paralel olmayan iki sonsuz doğruyu birbirinden ayırt ettiren durum
  • Belli bir sonsuz doğrunun belirttiği tek yol, istikamet.
  • Tutulan, izlenen yol.

"Doğrultu" ile ilgili cümle

  • "Düz gittiği veya geldiği düşünülen bir okun uzayda kalan izi, okun doğrultusunu gösterir."
  • "Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda ... devletin gözetim ve denetimi altında yapılır." - Anayasa

Doğrultu anlamı, tanımı:

İstikamet : Doğrultu.

Paralel : Yerküresi üzerinde çizildiği varsayılan, Ekvator'a paralel çemberlerden her biri. Aynı düzlem içinde ikişer ikişer bulunan ve kesişmeyen, koşut, muvazi, mütevazi. Aynı zaman içinde gelişen veya aynı özellikleri gösteren (olay, düşünce vb.).

Sonsuz : Çok. Sonu olmayan, her niceliği aşabilen değişken (nicelik). Birçok. Sonu ve sınırı olmayan şey. Sonu olmayan, bitmeyen, ebedî. Ölçülemeyecek kadar çok veya büyük olan.

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır.

Yön : Belli bir noktaya göre olan yer, taraf. Bir yere gitmek için izlenen yol, cihet, istikamet. Bir şeyin belli bir noktaya baktığı yan, veçhe. Tutulacak, izlenecek yol.

 

Yol : Yolculuk. Kez, defa. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. Gaye, uğur, maksat. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer. Kumaşta bulunan çizgi. Gidiş çabukluğu, hız. Hile, tuzak.

Doğrultu ile ilgili Cümleler

  • Ali tüfeğini Mary'ye doğrultulmuş şekilde tuttu.
  • Özgürlük; bir başkasının özgürlüğüne zarar veriyorsa bu noktada güvenlik güçleri devreye girmeli fakat hükûmetlerin insanları kalıplaştırmaya, onların düşüncelerini taraflı olarak şekillendirmeye ve hükûmetlerin isteği doğrultusunda hizaya sokmaya hakkı var mı ve bu durum sence mantıklı mı?
  • Senin planın bizim politikamız doğrultusunda değil.
  • John ona ateş ettiğinde Mustafa tabancasını Mary'ye doğrultuyordu.
  • Arkadaşlarımı kırmadan yaşayıp onların sözleri doğrultusunda hatalar yaptıysam suç bende mi?
  • O, onlara bir silah doğrultuyordu.

Diğer dillerde Doğrultu anlamı nedir?

Almanca'da Doğrultu : n. Richtung

Rusça'da Doğrultu : n. направление (N), направленность (F)