Gödel nedir, Gödel ne demek

Gödel; Yerleşim Merkezi olarak kullanılan bir sözcüktür.

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Büyük tahta kaşık, kepçe.

Köpek yiyeceği, yal.

Su sırası, su nöbeti.

Çok pişmiş yemek.

Gezilecek Görülecek bir yer olarak anlamı:

Kastamonu ilinde, Kuzyaka bucağına bağlı bir bölge.

Gödel anlamı, tanımı

Göde : Karnı şiş, hastalıklı kişi. Kısa boylu, şişman, göbekli. Gebe. [Bakınız: gede]. Güvercin. Güvercin yavrusu. Hayvan yavrusu: Kaz gödeleri çayırda. Bal vermeyen arı. Büyük: Göde göde fişneler. İyi kuramamış üzüm. Gebelikte karın şişliği. Gövde, vücut. Gövde. Etli bir kuş. x Şişman, göbekli ve kısa boylu. Bulgurluk buğday. (Akbaş Güdül Ankara)

Gödel sayısı : Bir biçimsel dilin deyim kümesinden doğal sayılar kümesine kurulan birebir izerge.

Gödel teoremleri : Formal sistemlerin tam olmadığına ilişkin, matematiksel mantığın iki teoremi. 1939 yılında Avusturya'lı matematikçi Kurt Gödel tarafından verilmiştir.

Gödele : Boyu kısa, geniş karınlı küp. Cendere gibi sıkıştıran alet.

Gödeleç : Boyu kısa, geniş karınlı küp.

Gödelek : Kısa boylu, şişman, göbekli. Yontularak dört köşe durumuna getirilmiş ağaç kütüğü. Kesik kuyruklu köpek. Yaprakları ve yumrusu pancara benzeyen ve yumrusu çiğ olarak yenen bir çeşit bitki. Oyunda ebe.

 

Gödeleş : Boyu kısa, geniş karınlı küp.

Gödelez : Şişman ve kısa boylu çocuk.

Gödeli elbise : Belden aşağı genişleyerek inen üçgen biçimindeki sekiz, on iki parçadan meydana gelen elbise eteği.

Gödellemek : Karıştırmak: Tenceredeki yemeği gödelleyiver.

Gödelmek : Yumruklaşmak, şişmek, çıkıntı meydana getirmek.

Tahta kaşık : Genellikle şimşir ağacından yapılan, yemek pişirirken, yerken veya halk oyunlarında kullanılan kaşık.

Kastamonu : Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Kuzyaka : Antalya ili, Alanya ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Kastamonu ili, Kuzyaka bucağına bağlı bir bölge. Muğla kenti, Milâs belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Sivas kenti, Alacahan nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Pişmiş : Yemek.

Tahta : Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası. Bu ağaçtan yapılmış. Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh. Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç. Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. Kara tahta.

Nöbet : Sıra, keşik. Vakit vakit ortaya çıkan aynı türden fizyolojik bozuklukların bütünü. Sıra ile belirli süre bir yeri bekleme işi. Hastalık sebebiyle titreme, yüksek ateş. Kez, defa. Sıra ile yapılmış olan görev, iş. Resmî yerlerde veya önemli kimselerin kapısında belli vakitlerde çalınan mızıka.

Yemek : Yemek yeme, karın doyurma işi. Kandırmak. Isırmak. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Birine alacağını vermemek, ödememek. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Yasal yoldan cezalandırılmak. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Başkasının parasını harcamak. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Sürekli üzmek, tedirgin etmek.

 

Kepçe : Sulu yiyecekleri karıştırmaya ve dağıtmaya yarayan, uzun saplı, yuvarlak ve derince kaşık. Bu kaşığın alabildiği miktarda olan. Bu aracın alabildiği miktarda olan. Saplı bir çembere geçirilmiş olan, balık veya kelebek tutmada kullanılan ağ. Gemilerde, ortasında dümenevi bulunan yuvarlak kıç çıkıntısı. Güreşte hasmın arkasından bacakları arasına el sokma oyunu. Tahıl, kömür, kum vb.nin yüklenip boşaltılmasında kullanılan, tek veya iki çeneden oluşmuş motorlu araç. Erimiş madeni kalıba dökmek için kullanılan büyük kaşık.

Bağlı : Bir bağ ile tutturulmuş olan. Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste. Kapatılmış olan, kapalı. Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek). Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, sadık, tutkun. Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan. Sınırlanmış, sınırlı.

Diğer dillerde Göçmen nüfus anlamı nedir?

İngilizce'de Göçmen nüfus ne demek ? : immigrant population