Gaga nedir, Gaga ne demek

"Gaga" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Kuşların boyu ağacın boyuyla hemen hemen aynıydı, gagaları üst dallara değiyordu." - A. Ağaoğlu
  • "Gaganı kapa!"

Yerel Türkçe anlamı:

Karga

Meyve ve kuru yemiş (Çocuk dilinde).

Küçük kardeş.

Yumurta (çocuk dilinde).

Ağabey.

Erkek

Biyoloji'deki anlamı:

Kuşların keratinden oluşan, şekli, büyüklüğü, rengi türlere göre değişen bir ağız uzantısı.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Kuşların ağızlarında sert çıkıntı yapan kısım.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Çorap şişinin ucundaki kertik. (İnönü -Eskişehir)

Zooloji alanındaki anlamı:

Genel olarak kuşlarda ağızın bir uzantısı halinde bulunan, biçim ve büyüklüğü değişik olabilen keratin yapılar.

İngilizce'de Gaga ne demek? Gaga ingilizcesi nedir?:

beak

Fransızca'da Gaga ne demek?:

rostre, bec

Osmanlıca Gaga ne demek? Gaga Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

minkar

Gaga hakkında bilgiler

Gaga kuşların anatomik bir dış yapısıdır. Beslenmeye ek olarak, tımar etme, temizleme, nesneleri beceriyle kullanma,avlarını öldürme, yiyecek aramada sonda etme, kur yapma ve yavrularını beslemede kullanılır.

 

Bazı kuşlarda gaga yapısı serttir. Ölü doku sert kabuklu yiyecekleri ve avları öldürmek için kullanılır. Diğer kuşlarda (ördek gibi) gaga yapısı hassastır ve sinir ihtiva eder. Yiyecekleri dokunarak bulmak için. Gaga kullanım dolayısıyla aşınır ve kuşun hayatı boyunca devamlı olarak gelişir. Çeneleri dişsizdir, bu nedenle gaga çiğnemek için kullanılmaz. Kuşlar yiyeceklerini yutarlar, yiyecek kursaklarında parçalanır.

Alışılmamış gagaya sahip kuşlara örnek olarak Sinek kuşu, toucan ve kaşıkgaga (spoonbill) örnektir.

Gaga ile ilgili Cümleler

  • Biri benimle Lady Gaga konserine gelebilir mi?
  • Gök-Oğuzca'da (Gagavuzca'da) "büük" "büyük" demek.
  • Benimle Lady Gaga'nın bir canlı konserini seyretmeye gitmek isteyen biri varmı?
  • Keşke Lady Gaga kadar iyi şarkı söyleyebilsem.
  • Kyary Pamyu Pamyu, Japonya'nın Lady Gaga'sı olarak da bilinir.
  • Akbabalar tarafından gagalanan ölü bir geyik, diğer hayvanlar tarafından kısmen yenilmiş kalır, o tür çürümüş ete leş denir.
  • Ali Mary'den Lady Gaga konserinde ön sıra koltuklardan almanın bir yolunu bulmasını istedi.

Gaga tanımı, anlamı:

Kuşlar : Çok hücreli hayvanlardan, omurgalıların geniş bir sınıfı.

Gagasından yakalamak : Bir kimseyi karşı koyamayacak duruma getirmek.

Gagaburun : Baş bodoslaması gagayı andırır biçimde yapılmış ticaret yelkenlisi, gagalı.

Gaga burun : Burnu uzun ve aşağıya doğru kıvrık olan (kimse).

Leylekgagası : Bir çizimin oranları bozulmadan daha küçük veya daha büyüğünün çizilmesi için kullanılan araç.

Ördekgagası : Açık turuncu renk. Bu renkte olan.

Turnagagası : Sardunyagillerden, tohumlarının ucunda turna gagasına benzer ince uzun bir uç bulunan, yaprakları güzel kokulu bir bitki, dönbaba (Geranium robertianum).

 

Gagalama : Gagalamak işi.

Gagalamak : Azarlamak, hırpalamak. Kuş, gagasıyla yemi toplamak. Kuş, gaga ile vurup ısırmak.

Gagalanma : Gagalanmak işi.

Gagalanmak : Gagalama işi yapılmak. Azarlanmak, hırpalanmak.

Gagalaşma : Gagalaşmak işi.

Gagalaşmak : Birbirini gagalayarak oynaşmak. Kuşlar birbirini gagalamak.

Gagalı : Gagası olan. Gagaburun.

Gagalı memeli : Tek deliklilerin gagalı memeliler familyasından, vücudu yumuşak tüylerle kaplı, eti yenen, Avustralya ve Tasmanya ırmaklarında yaşayan bir tür memeli, ornitorenk (Ornithorhynchus anatinus).

Gagalı memeliler : Örnek türü gagalı memeli olan, tek delikliler takımının bir familyası.

Gagamsı : Gagayı andıran, gagaya benzeyen, gaga gibi.

Gagavuz : Büyük çoğunluğu Moldova'da, az bir kısmı Deliorman, Dobruca, Beserabya ve Ukrayna'da oturan Ortodoks Türk halkı veya bu halktan olan kimse.

Gagavuzca : Gagavuz Türkçesi. Bu Türkçeyle yazılmış olan.

Kılıç gagalı : Yağmur kuşugillerden, çok ince ve uzun gagalı, tüyleri ak, kanatları kara bir kuş (Recurvirosta avocetta).

Süzgeç gagalılar : Ördek, kaz, flaman vb. perde ayaklı kuşları içine alan alt takım.

Genel : Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Bir genelleme sonucunda elde edilen. Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan.

Uzantı : Bazı nesnelerin herhangi bir yerinde görülen uzamış bölüm. Ana konumdaki bir bütünün, özün veya durumun, kendisinden ayrı görülen ancak aynı yapısal özellikleri içeren parçası.

Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

Biçim : Biçme işi. Herhangi bir şeyin benzeri. Tarz. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil.

Büyük : Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Önemli. Üstün niteliği olan. Büyük abdest. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Niceliği çok olan. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş.

Değişik : Çok hastalık geçirerek gelişmemiş çocuk. Farklı. Alışılmışın dışında bir özelliği bulunan. Yedek iç çamaşırı, giyecek. Değiştirilmiş, muaddel.

Boynuz : Bu organdan yapılmış. Kurşun borudan kol alma işleminde kullanılan demirden yapılmış alet. Bazı hayvanların başında bulunan, tırnaksı bir maddeden, uzun, kıvrık veya çatallı korunma organı.

Anatomik : Anatomi ile ilgili.

Ağız : Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Çıkış yeri. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Uç, kenar. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.

Gaga döşemek : Aç gözlü olmak, gözü doymamak.

Gaga kemiği : Domuza özgü, bazen sığırda da bulunabilen üçgen biçiminde küçük yüz kemiği, os rostrale.

Gaga kesimi : Kümes hayvanlarının gagalarının uç kısmının kanibalizmin kontrol altına alınması ve yem israfının önlenmesi amacıyla kesilmesi.

Gagaç : Arslan yavrusu. Gelincik. İçi boş olan kamış gibi bitkilerin gövdesi: Düdük gagaçtan yapılır. Ağaçkakan. Uzun burunlu (kimse). Fazla kıvrık ve kuru ağaç.

Gagaçlamah : Soğuktan donup kaskatı olmak.

Gagaçlamak : Felç olmak: Elleri gagaçlamış.

Gagaçlanmah : Soğuktan donup kaskatı olmak

Gagak : Uzun burunlu (kimse). Gaga. Yumurta (çocuk dilinde).

Gagal : Yeşil kabuğundan çıkarılmış ceviz. Göz bebeği: Gözümün gagalısın. Erkeklik organı.

Gagala : Ortası oyuk tandır ekmeği, bazlama. Dolu: Öyle gagala yağdı ki, yerler bembeyaz. Tandır ya da fırında pişirilen ufak ekmek. Dolu, yuvarlak Dolu tanesi; yuvarlak cisim; topekmeği. || gagala yağmak: dolu yağmak || gagala göz: yuvarlak ve fırlak göz Ortası boş yuvarlak tandır ekmeği. (*Susuz -Kars)

Diğer dillerde Gaga anlamı nedir?

İngilizce'de Gaga ne demek? : n. simpleton, fool, senile person; crazy person

adj. crazy about, wild about

adj. (Informal) gaga, senile

Fransızca'da Gaga : bunak

Almanca'da Gaga : n. Schnabel

Rusça'da Gaga : n. клюв (M), нос (M)