Haya nedir, Haya ne demek
Haya; bir anatomi terimidir. kökeni farsça dilinden gelmektedir.
- Er bezi

Veterinerlik alanındaki anlamları:
Er bezi.
Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:
Yaba, atkı ve sancak gibi araçlarda dişlerin içine geçirildiği tahta kısım. (Aşağıdinek *Şarkikaraağaç -Isparta)
Haya anlamı, kısaca tanımı:
Hayal : Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, imge, hülya. Aydınlatılan bir perde arkasında deri veya kartondan yapılmış, hareket edebilen resimler ve bunlarla oynatılan oyun. Belli belirsiz görülen şey, gölge. İmge. Görüntü.
Hayal etmek : Bir şeyi zihinde tasarlayıp canlandırmak, hayallemek.
Hayal gibi : İnce, zarif.
Hayal gücü : Geçmiş yaşantılara özgü ögelerle şimdiki yaşantı arasında bağ kurma gücü. Zihnin hayal yaratma yetisi, düş gücü, imgelem, muhayyile. Bir nesneyi, o nesne karşımızda olmaksızın tasarımlama yetisi.
Hayal kırıklığı : Çok istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmeyişinden duyulan üzüntü.
Hayal kırıklığına uğramak : Çok istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmemesinden üzüntü duymak.
Hayal kurmak : Gerçekleşmesi istenen, özlenen şeyi düşünmek.
Hayal meyal : Belli belirsiz, açık seçik olmayan. Belli belirsiz, açık seçik olmayan bir biçimde.
Hayal olmak : Gerçekleştirilememek. geçmişte kalmak, hatıra olmak.
Hayal oyunu : Karagöz oyunu.
Hayalbaz : Karagözcü.
Hayalci : Karagözcü. Hayale kapılan, hayal kuran, hayalperest, hayalperver. Bir şeyi gerçekleşmiş gibi kabul edip zihninde tasarlayan kimse, ütopist.
Hayalcilik : Hayalci olma durumu, hayalperestlik, hayalperverlik. Hayalcinin yaptığı iş.
Hayale dalmak : Dış dünyadan uzaklaşarak gerçekleşmesi istenilen şeyleri veya hatıraları düşünmek.
Hayale kapılmak : Hayallerin etkisi altında kalmak.
Hayalen : Hayalî olarak.
Hayalet : Gerçekte var olmadığı hâlde bazen görüldüğü sanılan peri, hortlak vb. görüntüler. Belli belirsiz görülen şey, gölge. Çok zayıf kimse.
Hayalhane : Hayal dünyası. Karagöz oynatılan yer.
Hayali fener : Resimli camları olan ve bu resimleri duvara yansıtan fenere benzer araç. Çok zayıf kimse.
Hayali fenere dönmek : Çok zayıflamak.
Hayali ihracat : Mal ihraç ediyormuş gibi göstererek alınan fatura karşılığının vergi iadesini haksız olarak devletten tahsil etme.
Hayalinden geçirmek : Olmasını istemek, düşünmek.
Hayalli : Hayali olan.
Hayalperest : Hayalci.
Hayalperestlik : Hayalcilik.
Hayat : Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi. Yaşam. Yazgı. Avlu. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa. Geçim şartlarının bütünü. Yaşamayı sağlayan şartların bütünü. Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma. Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı. Meslek. Sundurma. Balkon. Canlı, sağ olma durumu.
Hayat adamı : Zamana kolayca uyan, her türlü güçlüğü yenmesini bilen kimse.
Hayat arkadaşı : Eş.
Hayat boyu : Ömür boyu.
Hayat dersi : İbret veya örnek alınacak gerçek olay.
Hayat dolu : Yaşama isteği çok olan, neşeli, canlı, yaşam dolu.
Hayat düzeyi : Yaşam düzeyi.
Hayat felsefesi : Hayatı anlama ve algılama biçimi, yaşam felsefesi.
Hayat geçirmek : Yaşamak, varlığını sürdürmek.
Hayat hikayesi : Öz geçmiş. Bir kişinin hayatı boyunca geçirdiği önemli olaylar ve evrelerin bütünü.
Hayat kadını : Para karşılığında erkeklerin cinsel zevklerine hizmet eden ve bu işi meslek edinen kadın, fahişe, orospu, orta malı, kaldırım çiçeği, kaldırım süpürgesi, kaldırım yosması, sürtük.
Hayat kadınlığı : Hayat kadını olma durumu, fahişelik, orospuluk. Hayat kadınının yaptığı iş, fahişelik, orospuluk.
Hayat kavgası : Hayat mücadelesi.
Hayat memat meselesi : Ölüm kalım meselesi.
Hayat mücadelesi : Yaşamak ve geçinmek için harcanan emeklerin bütünü, hayat kavgası, yaşam kavgası.
Hayat okulu : Yaşanılan çevre ve zamanda karşılaşılan olayların tümü.
Hayat öpücüğü : Yapay solunum.
Hayat öyküsü : Öz geçmiş.
Hayat pahalılığı : Yiyecek, içecek, giyecek vb. geçim maddelerinin pahalı olması.
Hayat şartları : Hayat boyunca karşılaşılabilecek her türlü sosyal ve ekonomik durum, yaşam koşulları.
Hayat seviyesi : Yaşam düzeyi.
Hayat sigortası : Bir kimsenin, yaşlılık çağında kendisine veya mirasçılarına para ödenmesi şartıyla yaptığı sigorta anlaşması, yaşam güvencesi.
Hayat standardı : Bir toplumda bireylerin mal ve hizmetlerden yararlanabilme, gereksinimlerini karşılayabilme düzeyi, yaşam standardı.
Hayat tarzı : Yaşayış biçimi.
Hayat vermek : Canlılık vermek, canlandırmak.
Hayata atılmak : Geçim sağlamak üzere çalışmaya başlamak.
Hayata bağlamak : Yaşamayı sevdirmek.
Hayata geçirmek : Uygulanır duruma getirmek, canlılık kazandırmak.
Hayata gözlerini yummak : Ölmek.
Hayata küsmek : Bezgin, kötümser olmak, yaşama isteğini yitirmek.
Hayatağacı : Beyinciğin kesitinde dıştaki boz madde bölümüne yayılarak dallanma gösteren ak maddenin oluşturduğu ağaç biçimi. Binaların dış cephelerine işlenen ve uzun ömürlü olması dileğini simgeleyen özel ağaç motifi. Soyağacı.
Hayati : Büyük önem taşıyan, önemli. Hayatla ilgili.
Hayatı cehennem etmek : Büyük üzüntü ve sıkıntı vermek.
Hayatı kaymak : Her işi ters gitmek, mahvolmak.
Hayatına girmek : Yaşamında yer almak.
Hayatından çıkarmak : İlgisini, ilişkisini tamamen kesmek.
Hayatını borçlu olmak : Biri tarafından ölümden kurtarılmış olmak. birinin yaşamı bir başkasının desteği ile sağlanmış olmak.
Hayatını kazanmak : Geçimini sağlamak.
Hayatını yaşamak : Her türlü baskıdan uzak, dilediğince, gönlünce yaşamak.
Hayatının baharında olmak : Hayatının en güzel dönemini yaşıyor olmak.
Hayatının baharını yaşamak : Hayatının en güzel günlerini yaşamak.
Hayatiyet : Yaşama gücü, canlılık.
Hayatiyetli : Yaşama gücüyle dolu, canlı.
Hayatta olmak : Yaşamak.
Aile hayatı : Aile düzeni içerisinde sürdürülen hayat, aile olarak yaşama.
Akla hayale gelmemek : İnanılmamak.
Ar ve haya perdesi yırtılmak : Yüzsüzlük etmek. utanmamak, utanç duymamak.
Bitkisel hayat : Hastalık veya kaza sebebiyle bilinçsiz ve hareketsiz duruma gelme.
Bohem hayatı : Başıboş yaşayış.
Çalışma hayatı : Düşünsel veya bedensel gücün emekçi tarafından bir mal veya hizmet üretmek için kullanıldığı süreç.
Cehennem hayatı : Büyük sıkıntı ve üzüntülerle dolu yaşayış.
Gece hayatı : Gece eğlenceleri.
Ham hayal : Gerçekleşmeyecek düşünce veya ümit.
İş hayatı : Belli bir iş veya mesleği yürüten kimselerin uğraşmakta oldukları alan.
Komün hayatı : Harcamalar için gelirleri birleştirerek yaşanılan ortak hayat.
Lüks hayat : Fazla masraf gerektiren tantanalı, gösterişli ve göz kamaştırıcı yaşama biçimi.
Özel hayat : Kişinin kendine özgü yaşayışı, yaşama tarzı, kendisini ilgilendiren tutum ve davranışı, özel yaşam.
Sosyal hayat : İnsanın toplum içindeki yaşama biçimi, sosyal yaşam.
Yazı hayatı : Yazarlık süresi veya günleri.
Er bezi : Erkeklik hormonunu oluşturan erkek cinsiyet bezi, yumurta, husye, haya, testis.
Er : Koca. İşini iyi bilen, yetenekli kimse. Erkek. Rütbesiz asker, nefer. Erbiyum elementinin simgesi. Erken. Kahraman, yiğit.
Haya bakmak : Sese ya da işarete bakarak hareket etmek.
Haya düzenleyicisi : döşem: Kapalı yerlerde sıcaklık yönünden istenilen hava koşullarını yaratan aygıt.
Haya getirmek : Meram anlatmak, yola, yönteme koymak: Şu adamı bir haya getirecek yok mu ?
Haya perdesi yırtılmak : utanç duymamak. İlgili cümle: "Atalarımızın ar ve hayâ perdesi yırtılmak diye pek düşündürücü bir tabirleri vardır." R. N. Güntekin.
Haya şişmesi : Spermatosel.
Hayad : Avlu.
Hayal ağacı : Gerginin üst sol köşesinde bulunan «Y» biçimindeki destek. Buna bazı tasvirler sıkıştırılır ya da tasvirler bu çatal ağaca dizilir (Kar.) Karagöz perdesinin arkasında, üst sol köşesinde "Y" harfi biçiminde gereç. Buna kimi tasvirler sıkıştırılır. Peş tahtaya takılır, tasvirler bu çatal ağaca dizilir.
Hayal baz : (Kar.) Hayal oyunu ustası, (bk. şebbaz)
Hayal perdesi : Karagöz oyunlarında kullanılan patiska gergi. Buna eskiden lu'b-i hayal, hayal-i zıl ya da şeyh küşteri (tüsteri) meydanı da denirdi. (Kar.) Karagöz oyunlarında kullanılan perde. Buna "Lu'b-i Hayal", "Hayal-i Zil" ya da "Şeyh Küşteri Meydanı" da denir.
Hayal sandığı : Türk gölge oyununda dört yüz tasvirin eksiksiz bulunduğu takıma verilen ad. (Kar.) 400 Karagöz oyunu tasviri eksiksiz bulunursa buna "Hayal Sandığı" denir.
Haya ile ilgili Cümleler
- Hayal edebilir misin?
- Güneş olmadan hayat imkansız olurdu.
- "Ah. Hayatta mısın?" "Evet. Herkes nerede?" "Bilmiyorum."
- Oğlan bir Antarktika seferine gitmeyi hayal ediyordu.
- Hayal ettiğimden daha güzelsin.
- Hayal edebiliyor musun?
- Güneş olmadan hayat olmazdı.
- Hayal ettiğim tek kişisin.
- Ne kadar endişeli olduğumu hayal bile edemezsin.
- Hala hayatta olmam şaşırtıcı.
- Ben yerli köyümü hayal ettim.
- Hayal etmeyi bırak! Eğer çalışmazsan, Almanya'ya gidemezsin.
- Hayal ettiğimden çok farklıydı.
- Hayal etmek zor.
Diğer dillerde Haya anlamı nedir?
İngilizce'de Haya ne demek? : [Haya] v. have, possess; get; live
n. beech, beech tree
n. testicle, testis, spermary, stone
Fransızca'da Haya : testicule [le]
Almanca'da Haya : n. Ei
Rusça'da Haya : n. яичко {анат.} (N), стыд (M)

Bu kısımda Haya nedir? Haya ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Haya tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Haya hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.