İğne nedir, İğne ne demek

  • Dikiş dikmeye yarayan, ince, ucu sivri, bir ucunda iplik geçecek deliği bulunan çelik araç.
  • Bitkilerde yumurtacıkla tepecik arasındaki sapçık.
  • Oltanın ucundaki küçük çengel.
  • Kas veya damar yoluyla vücuda sıvı bir ilacı basınçla vermek amacıyla enjektör ucuna takılan, boru biçiminde, ucu keskin metal araç.
  • Dokunaklı söz.
  • Bazı böceklerin kendilerini savunmak için kullandıkları organ.
  • İki şeyi birbirine tutturmaya yarar ince, uzun, ucu sivri, metal araç.
  • Toplu iğnenin süs olarak kullanılan, iri başlı, renkli bir türü.
  • Genellikle kadınların süs olarak elbiselerinin göğüs, yaka vb. yerlerine taktıkları süs eşyası
  • Bazı araçların ucu sivri parçaları.

"İğne" ile ilgili cümle

  • "Arının iğnesi. Akrebin iğnesi."
  • "Çengelli iğne. Toplu iğne."
  • "Pusula iğnesi."

Biyoloji'deki anlamı:

(Lât, spicula: küçük mızrak) Omurgasız hayvanlarda rastlanan silis ya da kalkerden yapılmış iğne biçiminde yapılar; iğne biçiminde olan herhangi bir küçük çıkıntı. Spikül.

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

[Bakınız: boyuncuk]

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Laboratuvarda mikrobiyolojik ekim, preparat hazırlama ve izolasyon işlemlerinde kullanılan, uç tarafı iğne biçiminde platin telden oluşan metal çubuk.

Zooloji alanındaki anlamı:

(karşılık: spikul), (Lat. spicula = küçük mızrak): Omurgasız hayvanlarda rastlanan silis ya da kalkerden yapılmış ufak, iğne biçimi yapılar; iğne biçiminde olan herhangi bir küçük çıkıntı.

 

İngilizce'de İğne ne demek? İğne ingilizcesi nedir?:

spicule, pin, needle, style

Fransızca'da İğne ne demek?:

aguille

İğne kısaca anlamı, tanımı:

İğne atsan yere düşmez : Çok kalabalık.

İğne ile kuyu kazmak : Yetersiz araçlarla, sürekli ve sabırlı bir biçimde çalışıp çok güç olan veya çok ağır yürüyen bir işi başarmaya çalışmak.

İğne ipliğe dönmek : Çok zayıflamak.

İğne yemek : İğne olmak.

İğne olmak : İğne ile vücuduna ilaç verilmek.

İğne üstünde oturmak : Diken üstünde oturmak.

İğne yapmak : İğne ile vücuda sıvı bir ilaç vermek.

İğne yutmuş ite dönmek : Zayıf ve bitkin duruma gelmek.

İğne ardı : İğneyi, çıkış noktasının gerisinden saplayıp daha ileriden çıkararak yapılmış olan aralıksız dikiş veya nakış türü.

İğne deliği : İğnenin arkasında iplik geçirilen delik.

İğne oyası : İğneyle değişik biçimli veya düğümlü ilmekler oluşturularak ve bunlar birleştirilerek yapılmış olan oya.

İğne yaprak : Çam türlerinde görülen, ince uzun, sivri uçlu yaprak.

İğne yastığı : İğnelik.

 

İğneden ipliğe : Ne kadar eşya varsa.

Çatal iğne : İki veya üç çengeli olan olta iğnesi.

Çatallı iğne : Çengelli iğne.

Çengelli iğne : Tutturulduğu yerden kurtulmaması için ucu özel yuvaya geçirilen iğne, kancalı iğne, çengel iğnesi, çatallı iğne.

Kancalı iğne : Çengelli iğne.

Karaiğne : Bir tür iğneli karınca.

Mıknatıslı iğne : Merkezinden bir iple asılı bulunan, dar ve sivri bir eşkenar dörtgen biçiminde yapılmış mıknatıs çubuğu.

Toplu iğne : Başında küçük bir toparlak bulunan iğne.

Ağ iğnesi : Tahtadan veya plastikten yapılan, ağ örmekte kullanılan, iğ biçiminde alet.

Çengel iğnesi : Çengel biçiminde ilmiklerden oluşan bir işleme türü. Çengelli iğne.

Çobaniğnesi : Itır çiçeği cinsinden kokulu bir bitki (Geranium).

Deniziğnesi : Yuvarlak somaklı, vücudu ince ve uzun bir deniz balığı (Syngnathus acus).

Dikiş iğnesi : Dikiş dikmek için özel olarak yapılmış iğne.

Hanım iğnesi : Kadınların ince el işlerinde kullandıkları iğne.

İnsülin iğnesi : Kanda şeker oranını düzenlemek amacıyla yapılmış olan iğne.

Kravat iğnesi : Kravatın sağa sola hareketini engellemek amacıyla kravatla gömleği birbirine tutturan aksesuar.

Olta iğnesi : Olta takımının ucuna takılan ve biçimlerine göre değişik adlarla anılan küçük çengel.

Şeytaniğnesi : Şeytaniğnesigiller familyasına giren kız böceklerine verilen genel ad (Aeschna).

Yelken iğnesi : Yelkenleri birbirine tutturmaya yarayan alet.

Yılaniğnesi : Kemikli balıklar takımının deniziğnesigiller familyasından bir tür balık.

Yorgan iğnesi : Yorgan dikmeye yarayan kalın ve uzun bir iğne türü.

İğne deliği gibi : Küçücük.

İğne deliğinden geçmek : Aşırı derecede zayıflamak. herhangi bir işte, durumda zorlu bir süreçten geçmek.

İğne deliğine girmek : Kimsenin bulamayacağı bir biçimde gizlenmek, saklanmak.

İğne oyalı : İğne oyası olan.

İğne yapraklılar : Kozalaklılar.

İğneci : İğne yapan kimse.

İğnecik : Bazı omurgasız hayvanlarda rastlanan silis veya kalkerden oluşmuş, iğne biçiminde küçük çıkıntı. Deniz teknelerinde dümen menteşesi.

İğnecilik : İğnecinin yaptığı iş.

İğnedenlik : İğnelik.

İğneleme : İğnelemek işi.

İğnelemek : İğne ile tutturmak. Üstü kapalı olarak onur kırıcı, üzüntü verici söz söylemek.

İğnelenme : İğnelenmek işi.

İğnelenmek : İğneleme işi yapılmak veya iğneleme işine konu olmak. İğne batar gibi acı duyulmak.

İğneleyiş : İğneleme işi.

İğneli : İğnesi olan. İğne ile tutturulmuş, iğnelenmiş. Kırıcı, gücendirici, dokunaklı, onur kırıcı, kinayeli.

İğneli fıçı : Çok sıkıntı ve üzüntü veren durum veya şey.

İğneli söz : Dokunaklı, kırıcı söz.

İğnelik : Üzerine iğne saplanan küçük yastık, iğnedenlik, iğne yastığı.

İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır : "başkasına zararı dokunacak bir davranışı yapmadan önce iyi düşün, kendi kendini eleştir" anlamında kullanılan bir söz.

Bir iğne bir iplik olmak : İğne ipliğe dönmek.

Dikiş : Giysi üzerinde gözle görülen dikilmiş iplik yolu. Dikme işi. Giysi dikme işi, terzilik. Dikilecek şey. Dikilen yer.

Dikme : Dikey olan doğru veya düzlem, amut. Fidan, yeni dikilmiş fidan. Ahşap yapılarda pencere ve kapı yanlarına dikilen direklerden her biri. Yük kaldırmakta kullanılan bir direkli maçuna. Ağaç, direk. Bir evde aileyi sürdürecek olan tek çocuk. Dikmek işi.

İnce : İyiden iyiye, enikonu, ayrıntılı. Kendi cinsinden olanlara göre dar ve kalınlığı az olan, kalın karşıtı. Akışkanlığı çok olan, yoğun ve koyu olmayan (sıvılar). Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan, zarif, kaba karşıtı. Tiz (ses), pes karşıtı. Taneleri ufak, iri karşıtı. Hafif, gücü az. Aşırı özen gerektiren, kaba karşıtı. Zayıf. Ayrıntılı.

Sivri : Ucuna doğru gittikçe incelen. Ucu keskin ve batıcı olan. Palamut. Genel tutumun veya geleneklerin dışında kalan, göze batıcı özelliği olan, aşırı.

İplik : Pamuk, keten, yün, ipek, naylon vb. dokuma maddelerinin uzun, ince liflerinden her biri. Bu liflerin birlikte bükülmüş ve çekilmiş durumu. Fasulye, bakla vb. sebzelerin veya bazı meyvelerin lifi.

Deli : Davranışları aşırı ve taşkın olan (kimse), çılgın. Coşkun, azgın (hayvan, duygu vb.). Aklını yitirmiş olan, akli dengesi bozulmuş olan, mecnun.

Çelik : Zayıf fakat güçlü (vücut). Kök salması için yere dikilen dal. Bu alaşımdan yapılmış. Kısa kesilmiş dal. Gemilerde, üzerine halat veya ip geçirip tutturmaya yarayan, ağaç veya metalden yapılmış kısa değnek. Su verilerek çok sert ve esnek bir duruma getirilebilen, birleşiminde az miktarda karbon bulunan demir ve karbon alaşımı, polat. Çocukların çelik çomak oyununda ucuna çomakla vurarak havaya kaldırdıkları iki tarafı sivri, kısa değnek. Bir ağacı aşılamak amacıyla hazırlanmış dal.

Bazı : Bazen. Birtakım, kimi.

Küçük : Niteliği aşağı olan, bayağı. Küçük abdest. Niceliği az olan. Yaşı daha az olan. Geri aşamada. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Kısık, parlak olmayan (ses). Değersiz, önemsiz.

Çengel : Otlarla ve sık ağaçlarla örtülü geniş Hindistan ormanı, cangıl.

Dokunaklı : Etkili, insanın içine işleyen, müessir, patetik.

Söz : Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme. Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, laf, kavil. Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük. Müzik parçalarının yazılı metni, güfte. Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi. Kesinlik kazanmayan haber, söylenti.

Tepecik : Yerden yükseklikleri çok az olan tepeler. Çiçek tozunun konmasına yarayan, çiçeklerde dişi organların ucu.

Sapçık : Ucunda çiçek bulunan dalcık. Küçük sap. Bir organı, organizmanın öteki bölümlerine bağlayan, içinde damarlar, sinirler ve görev kanalları bulunan ögelerin tümü.

İğne ile ilgili Cümleler

  • Neden bunca iğnedenlik domates biçiminde yapılıyor?
  • İğnelerden korkarım.
  • Tom, beyaz süs çiçek demetini Mary'nin elbisesine iğneyle tutturdu.
  • Neden bunca iğnelik domatese benzeyecek şekilde yapılıyor?
  • İğne onun parmağına battı ve kanamaya başladı.
  • Onlar uyuşturucu kullanıcılarına ücretsiz şırıngalar ve iğneler dağıtmaya başlayacak.
  • İğne kullanmadan dikiş dikebilir misiniz?
  • İğne ve İpliğin var mı?
  • İğnelerden nefret ediyorum.
  • Ben iğne olmak yerine, ilaç almayı tercih ederim.
  • İğnelerden hoşlanmam
  • İğnelemeyi fark ediyor musun?
  • Ben iğne yaptırmaktan korkarım.
  • Düğmeleri bu cekete dikemiyorum. Daha güçlü bir iğneye ihtiyacım var.

Diğer dillerde İğne anlamı nedir?

İngilizce'de İğne ne demek? : n. needle, pin, injection, shot, sting, jab, pintle, pointer, prick, spicule, spine

Fransızca'da İğne : piqûre [la]

Almanca'da İğne : n. Griffel, Nadel, Stachel

Rusça'da İğne : n. игла (F), иголка (F), булавка (F), шпилька (F), стрелка (F), жало (N), колючка (F), хвоя (F), столбик (M), укол (M), вспрыскивание (N)