İlmek nedir, İlmek ne demek

  • Çözülmesi kolay düğüm, eğreti düğüm, ilmik
  • Değmek, dokunmak.
  • Halı dokurken düğümleri bağlamak.
  • Hafif bir düğüm yaparak bağlamak.

"İlmek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Kazak ördüm ağladım / İlmek ilmek bağladım" - Halk türküsü

Yerel Türkçe anlamı:

Örmek, dikmek.

Dokunmak, değmek, rastlamak: Bir taş attım adamın kafasına ildi.

Odun ateş almak: Odunlar ildi yanıyor.

Eğlenmek.

İltifat etmek.

Dokunmak, ilişmek.

Süt, yoğurt, çamur gibi sıvı şeylerin üzerinde meydana gelen sert tabaka.

Çiviye bir şey asmak.

İlkbaharda yetişen, yenilebilir bir çeşit ot.

İki parçayı birbirine dikmek.

Fırsat.

İki parçayı birbirine tutturmak, dikmek.

Göze takılmak, ilişmek.

İlmek, bağlamak

Düğme.

Birine sataşmak, çatmak.

İnsanı oyalayacak, bağlayacak iş : Bana bir ilmek bulunuz.

Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:

Merkezi başka bir dairenin çemberi üzerinde hareket eden bir dairesel devimin çizdiği yörünge (bk. şekil E. 27). Kepler'den önce gezegenlerin gerçek yörüngeleri böyle tasarlanırdı.

Diğer sözlük anlamları:

Dokunmak, geçmek, ilişmek, tesir etmek, tutulmak, takılmak.

İğreti düğüm, ilmik.

İngilizce'de İlmek ne demek? İlmek ingilizcesi nedir?:

epicycle

İlmek kısaca anlamı, tanımı:

 

İler tutar yeri olmamak : Çok dağınık, kötü, bozuk veya berbat bir duruma gelmek.

İlmekleme : İlmeklemek işi.

Çözülme : Savaşta, gerideki savunma hattına çekilmek isteyen birliğin düşmandan sıyrılması. Kişilik, karakter vb. bir bütünde birliğin bozulması durumu. Çözülmek işi. Bir sesin boğumlanmasından sonra organların eski duruma geçmesi.

Kola : Bu bitkinin yaprağından çıkarılan kokulu bir maddeyle kokulandırılan ve içine şeker, karbonat katılarak yapılmış olan içecek. Kâğıt veya bez yapıştırmakta kullanılan kaynatılmış nişasta bulamacı. Kolalama. Kolagillerden, Afrika'nın sıcak bölgelerinde yetişen ve kola cevizi adıyla anılan, çekirdekleri kahveden daha uyarıcı olan bazı içeceklerde ve hekimlikte kullanılan bir bitki (Cola acuminata). Gömlek, örtü vb. şeyleri kolalamakta kullanılan özel nişasta.

Düğüm : Anlaşılamayan, çözülemeyen karışık durum. Gelen ve yansımış dalgaların girişimiyle oluşan kararlı dalgalarda titreşim genliğinin sıfır olduğu noktalardan her biri. İplik, ip, halat vb. bükülebilir şeyleri kıvırıp kendi üzerine veya birbirine dolayarak yapılmış olan boğum. Bilgisayar ağında başka birimlerle iletişim kurma yeteneği olan yazıcı, sunucu, bilgisayar vb. birim. Edebî eserlerde çapraşık olguların çözümlenmeden önce toplandığı en büyük merak unsuru.

İlmik : İlmek.

Hafif : Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Gücü az olan, belli belirsiz. Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek). Güç veya yorucu olmayan, kolay. Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı. Sıkıntısız, ferah, rahat olarak. Kalınlığı veya yoğunluğu az olan. Çok dik olmayan (sırt, yokuş). Etkisi az olan, sert karşıtı. Önemli olmayan.

 

Bağlamak : Geçişi engellemek. Uyulması zorunlu olmak. Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Düğümlemek. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Anlaşma yapmak. Denk yapmak, paket yapmak. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Gönlünü kazanmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek.

Değmek : Eş değerde olmak. İstenilen yere düşmek, rast gelmek, isabet etmek. Ulaşmak, erişmek. Karşılık olmak. Herhangi bir nitelikte olmak. Zevk veren şeyler hoşa gitmek. Aralık kalmayıncaya kadar birbirine yaklaşmak, dokunmak, temas etmek. Değerinde olmak.

Bir : Sadece. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Eş, aynı, bir boyda. Bir kez. Aynı, benzer. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Beraber. Sayıların ilki. Bu sayı kadar olan. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Ancak, yalnız. Tek.

Halı : Yere veya mobilya üstüne serilmek, duvara gerilmek için, genellikle yünden dokunan, kısa ve sık tüylü, nakışlı, kalın yaygı.

Dokunmak : İlişkin, ilgili olmak, değinmek. Hafifçe değmek. Dokuma işi yapılmak. Karıştırmak. İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek, koymak, batmak. Sağlığını bozmak. Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak. Nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak, değmek, el sürmek, temas etmek. Almak, kullanmak, el sürmek. Tedirgin etmek, sataşmak.

Diğer dillerde İlmek anlamı nedir?

İngilizce'de İlmek ne demek? : n. knot, bowknot, slipknot, thumb knot, noose, loop, stitch

Fransızca'da İlmek : maille [la]

Almanca'da İlmek : knüpfen