Kunda nedir, Kunda ne demek

Kunda; bir hayvan bilimi terimidir.

Yerel Türkçe anlamı:

Kuyruksuz.

Kunda hakkında bilgiler

Kunda Estonya'nın Lääne-Viru iline bağlı belediyelerden biridir. Finlandiya Körfezi kıyısında 1 Mayıs 1938 tarihinde kurulmuş yerleşim biriminin nüfusu 4.000 kadardır. Bir çimento fabrikası ve limanı vardır.

Kunda ile ilgili Cümleler

  • Onlar bunun kundaklama olduğunu düşünüyor.
  • Evleri ve çiftlik binalarını kundakladılar.
  • Jack evi kundakladığı için yakalandı.
  • Bugün Almanya'da, Pazartesi günü kundaklamada üç Türk'ün öldürüldüğü Hamburg'un yakınında bir yer de dahil birçok şehirde şiddet karşıtı mitingler gerçekleşti.
  • Kundaklama cezai bir suçtur.
  • O mahkum bir kundakçı.

Kunda anlamı, kısaca tanımı:

Kundak : Korunmak için sıkı sıkıya sarılmış şey. Arabalarda dingil yatağı. Ara bozma, fitne, fesat. Tüfek gibi bazı ateşli silahlarda bunları çeşitli yönlere çevirmeye yarayan, namlunun altında bulunan ağaç veya metal bölüm. Yangın çıkarmak için bir yere konulan tutuşmuş yağlı bez parçası vb. Bu bezle sarılmış bebek. Saçları yemeninin içine alıp bağlama. Yeni doğmuş çocuğu ilk aylarda sıkıca sarıp sarmalamaya yarayan geniş bez.

Kundak sokmak : Yangın çıkarmak için bir yere tutuşmuş yağlı bez parçası koymak. ara bozacak bir söz söylemek veya böyle bir davranışta bulunmak.

 

Kundakçı : Yangın çıkarmak için kundak koyan kimse. Ara bozucu. Tüfek kundakları yapan kimse.

Kundakçılık : Ara bozuculuk. Kundakçının yaptığı iş.

Kundaklama : Kundaklamak işi.

Kundaklamak : Bebeği kundağa sarmak. Tüfek namlusunu kundağa bağlamak. Ara bozmak, aldatmak. Bir yeri kundakla yakmak. Saçları yemeninin içine toplayarak bağlamak.

Kundaklanış : Kundaklanma işi.

Kundaklanma : Kundaklanmak işi.

Kundaklanmak : Kundaklama işi yapılmak veya kundaklama işine konu olmak.

Kundaklayış : Kundaklama işi.

Kundaklı : Kundağı olan, kundağa sarılmış olan.

Kundaksız : Kundağı olmayan.

Çatal kundak : Açıldığında V biçiminde olan iki ayaklı top kundağı.

Sarılıp kundaklanmak : Yoğun etki altında kalmak.

Büyük : Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Niceliği çok olan. Büyük abdest. Üstün niteliği olan. Önemli. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse.

Zehirli : Zararlı (duygu, düşünce vb.). Zehri olan.

Örümcek : Yürüteç. Bu hayvanın ördüğü ağ. Örümcekler takımından, ince bir ağ örerek küçük böcekleri avlayan eklemli bir hayvan (Aranea).

Belediye : Bu örgütün bulunduğu bina. İl, ilçe, kasaba, belde vb. yerleşim merkezlerinde temizlik, aydınlatma, su, toplu taşıma ve esnafın denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan, başkanı ve üyeleri halk tarafından seçilen, tüzel kişiliği olan örgüt, şehremaneti.

Körfez : Kuytu, işlek olmayan. Karanın içine sokulmuş deniz parçası. Kocaeli iline bağlı ilçelerden biri.

 

Kıyı : Issız, tenha yer. Sahil. Kenar, periferi. Kara ile suyun birleştiği yer.

Mayıs : Yılın beşinci ayı. Taze sığır dışkısı.

Kundag : kundak

Kundağa konmak : Kundağa sarılmak

Kundah : Üzüm salkımı. Kundak

Kundak sokmak : yangın çıkarmak için bir yere tutuşmuş yağlı bez parçası koymak; mec. ara bozacak bir söz söylemek veya böyle bir davranışta bulunmak.

Kundaklatma : Kundaklatmak işi.

Kundaklatmak : Kundaklama işini yaptırmak.

Kundaklı kaval : Eşkinci askerinin kullandığı bir tür tüfek.

Kundala : Deve tüyü renkli güvercin.

Kundaş : Koyun koyuna yatan: Bu benim kundaşımdır.