Kundaklamak nedir, Kundaklamak ne demek
- Bebeği kundağa sarmak.
- Bir yeri kundakla yakmak.
- Ara bozmak, aldatmak

- Tüfek namlusunu kundağa bağlamak.
- Saçları yemeninin içine toplayarak bağlamak.
"Kundaklamak" ile ilgili cümle
- "Onu yalnız politika kurtları kundaklamıştır." - S. Birsel
- "Dikmen Yıldızı yapma bebeğini büyük bir dikkat ve özenle tekrar kundakladı." - A. Gündüz
Kundaklamak anlamı, tanımı:
Kundaklama : Kundaklamak işi.
Kundak : Saçları yemeninin içine alıp bağlama. Yangın çıkarmak için bir yere konulan tutuşmuş yağlı bez parçası vb. Yeni doğmuş çocuğu ilk aylarda sıkıca sarıp sarmalamaya yarayan geniş bez. Korunmak için sıkı sıkıya sarılmış şey. Bu bezle sarılmış bebek. Ara bozma, fitne, fesat. Tüfek gibi bazı ateşli silahlarda bunları çeşitli yönlere çevirmeye yarayan, namlunun altında bulunan ağaç veya metal bölüm. Arabalarda dingil yatağı.
Kunda : Bir tür büyük ve zehirli örümcek.
Bebe : Bebek, küçük çocuk.
Sarmak : Bir görev veya işin yerine getirilmesini başkasına yüklemek. Kuşatmak, çevirmek, ihata etmek. Kucaklamak. Saldırmak, hücum etmek. Örtmek. Yayılıp etkisi altına almak, kaplamak. Sözle saldırmak, tedirgin etmek. Taşıt tırmanmak, yükseğe doğru çıkmak. Çevresini çevirmek, çepeçevre dolanmak, çevrelemek. Hoşuna gitmek, zevkini okşamak. Dolayında yer almak. Bir şeyi başka bir şeyin içine koyup onunla kaplamak. Şerit, ip vb. şeyler dolaşmak. Kâğıt veya bir bitki yaprağıyla dürmek. Yumak yapmak. Sarılıp tırmanmak.
Yakmak : Işık vermesini sağlamak. Yanmasını sağlamak veya yanmasına yol açmak, tutuşturmak. Tedavi etmek amacıyla doku, damar vb. dağlamak. Karartmak. Silahla vurmak. Çok sıcak olmak. Zamanında kullanılmadığından hükmünü yitirmek. Kurutmak, zarar vermek. Yıkıma, zarara yol açmak, büyük bir zarara uğratmak, mahvetmek. Kına, yakı vb.ni koymak, sürmek. Türkü, ağıt vb. düzenlemek, bestelemek. Yanıyormuş gibi bir etki yapmak. Çok üşütmek. Isı etkisiyle zarar vermek. Güçlü sevgi uyandırmak. Ateşle yok etmek. Keskin, sert ve ısırıcı bir duyum vermek.
Yemeni : Bir tür hafif ve kaba ayakkabı. Kalıpla basılıp elle boyanan, kadınların başlarına bağladıkları tülbent.
Topla : Üç parmaklı dirgen.
Bağlamak : Gönlünü kazanmak. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Uyulması zorunlu olmak. Geçişi engellemek. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Denk yapmak, paket yapmak. Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Anlaşma yapmak. Düğümlemek. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek.
Tüfek : Savaş veya avda kullanılan, uzun namlulu ateşli silah.
Bir : Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Sadece. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Eş, aynı, bir boyda. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Tek. Beraber. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız. Sayıların ilki. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bir kez. Aynı, benzer.
Ara : Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi. İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, aralık, boşluk, mesafe. İç. Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları. Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla. Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre, antrakt.
Bozmak : Geçersiz bir duruma getirmek. Bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek. Bağ veya bostanın son ürününü toplamak. Altını paraya çevirmek, bozdurmak. Bir yerin, bir şeyin düzenini karıştırmak. Biçimini ve kullanılışını değiştirmek. Aklını yitirecek derecede bir şeye düşkün olmak. Kötü duruma getirmek. Bırakmak, dağıtmak. Büyük parayı küçük birimlere ayırmak. Kızlığına zarar vermek. Bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek. Bozguna uğratmak, yenmek, mağlup etmek. Yabancı ülke parasını Türk parasına çevirmek. Dokunmak, zarar vermek.
Aldatmak : Bir şeyin görünürdeki durumu, o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek. Karı ve kocadan biri eşine sadakatsizlik etmek, ihanet etmek. Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak. Beklenmedik bir davranışla yanıltmak. Birine verilen sözü tutmamak. Yalan söylemek. Oyalamak, avutmak. Ayartmak, kötü yola sürüklemek, baştan çıkarmak, iğfal etmek.
Diğer dillerde Kundaklamak anlamı nedir?
İngilizce'de Kundaklamak ne demek? : v. swathe, bundle, instigate, sabotage, set fire
Fransızca'da Kundaklamak : emmailloter, incendier, saboter; (bebek) langer
Almanca'da Kundaklamak : v. windeln
Rusça'da Kundaklamak : v. поджигать, жечь, пеленать, поджечь, запеленать

Bu kısımda Kundaklamak nedir? Kundaklamak ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Kundaklamak tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Kundaklamak hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.