Kundak nedir, Kundak ne demek

Kundak; kökeni rumca dilinden gelmektedir.

  • Yeni doğmuş çocuğu ilk aylarda sıkıca sarıp sarmalamaya yarayan geniş bez.
  • Korunmak için sıkı sıkıya sarılmış şey
  • Yangın çıkarmak için bir yere konulan tutuşmuş yağlı bez parçası vb.
  • Ara bozma, fitne, fesat.
  • Bu bezle sarılmış bebek.
  • Arabalarda dingil yatağı.
  • Tüfek gibi bazı ateşli silahlarda bunları çeşitli yönlere çevirmeye yarayan, namlunun altında bulunan ağaç veya metal bölüm.
  • Saçları yemeninin içine alıp bağlama.

"Kundak" ile ilgili cümleler

  • "Dikmen Yıldızı kundağı kucaklayarak ağır, sarsıntılı adımlarla savcının arkasından yürüdü." - A. Gündüz
  • "Baş kundağı."
  • "Kendisine uzattıkları ince ve beyaz bir kundağa sarılmış kızına baktı." - Ö. Seyfettin
  • "Ben şamdanımla evveli kapının önüne yığılan şeyleri, sonra cibinliği, perdeleri, bütün duvarları çeviren kundakları tutuşturacağım." - H. Z. Uşaklıgil
  • "Dutların tomurcukları büyümüş, yaprakları burunlarını kundaklarından çıkarmışlardı."
  • "Amcası Mustafa geldi eve, ona bir kundağı sedefli tüfek getirdi." - Y. Kemal

Yerel Türkçe anlamı:

Çember.

Kedi yavrusu.

Demet.

Dipçik

Mısır koçanı.

Tüfeğin namlu yatağı.

Tay.

Arabalarda dingil yatağı.

Üzüm salkımı.

Yağda kavrulmuş soğan ve bulgurla yapılmış olan dolma.

 

Fransızca'da Kundak ne demek?:

maillot

Kundak hakkında bilgiler

Kundaklama; bebeklerin kundak denilen kumaşlarla -genellikle hareketlerini kısıtlayacak şekilde- sarıp-sarmalanması. Geçmişte bazı kültürlerde aynı işlem için sargı bezlerinin (bantların) kullanımına da rastlanır. Tarihi antik dönemlere dayanan kundaklama işlemi, 17. yüzyılda Avrupa'da popülaritesini yitirmiştir. Günümüzde diğer kültürlerde de kullanımı giderek azalmaktadır.

Kundaklamanın bebek üzerindeki fiziksel ve psikolojik etkileri oldukça tartışmalıdır. Kundaklamanın bebeklerin uyku düzenine yardımcı olduğu ve sırt üstü yatmanın ani bebek ölümü (SIDS) riskini azalttığı konusunda çeşitli bulgular olmasına rağmen, kundaklamanın ani bebek ölümü ve hatalı kundaklamanın gelişimsel kalça çıkığı risklerini artırdığı konusunda da çeşitli bulgular vardır.

Kundak ile ilgili Cümleler

  • Evleri ve çiftlik binalarını kundakladılar.
  • Jack evi kundakladığı için yakalandı.
  • Bugün Almanya'da, Pazartesi günü kundaklamada üç Türk'ün öldürüldüğü Hamburg'un yakınında bir yer de dahil birçok şehirde şiddet karşıtı mitingler gerçekleşti.
  • Kundaklama cezai bir suçtur.
  • O mahkum bir kundakçı.
  • Onlar bunun kundaklama olduğunu düşünüyor.

Kundak anlamı, tanımı:

Bebek : Sevgi bildiren bir seslenme sözü. Meme veya kucak çocuğu. Plastik, tahta, bez vb.nden yapılmış olan insan biçiminde oyuncak. Göz bebeği.

Kundak sokmak : Yangın çıkarmak için bir yere tutuşmuş yağlı bez parçası koymak. ara bozacak bir söz söylemek veya böyle bir davranışta bulunmak.

Çatal kundak : Açıldığında V biçiminde olan iki ayaklı top kundağı.

 

Kunda : Bir tür büyük ve zehirli örümcek.

Kundakçı : Ara bozucu. Yangın çıkarmak için kundak koyan kimse. Tüfek kundakları yapan kimse.

Kundakçılık : Kundakçının yaptığı iş. Ara bozuculuk.

Kundaklama : Kundaklamak işi.

Kundaklamak : Saçları yemeninin içine toplayarak bağlamak. Ara bozmak, aldatmak. Bebeği kundağa sarmak. Bir yeri kundakla yakmak. Tüfek namlusunu kundağa bağlamak.

Kundaklanış : Kundaklanma işi.

Kundaklanma : Kundaklanmak işi.

Kundaklanmak : Kundaklama işi yapılmak veya kundaklama işine konu olmak.

Kundaklayış : Kundaklama işi.

Kundaklı : Kundağı olan, kundağa sarılmış olan.

Kundaksız : Kundağı olmayan.

Sarılıp kundaklanmak : Yoğun etki altında kalmak.

Sarmalama : Sarmalamak işi.

Geniş : Eni çok olan, enli, vâsi. Kapsamı büyük, dar sınırlar içinde kalmayan, yaygın, makro. Bol (elbise). Alanı büyük olan, makro, dar karşıtı. Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat. Çok.

Yemeni : Bir tür hafif ve kaba ayakkabı. Kalıpla basılıp elle boyanan, kadınların başlarına bağladıkları tülbent.

Bağlama : Bağlamak işi. Yapılarda duvarları birbirine bağlayan kiriş, putrel vb. Üç çift telli olan ve mızrapla çalınan bir saz. Ulama.

Korunmak : Kendini korumak, sığınmak, sakınmak. Koruma işine konu olmak.

Yangın : Zarara yol açan büyük ateş. Tutkun, düşkün, âşık. Hastalıkta ateş. Coşkunluk.

Çıkarmak : Göstermek. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Fotoğraf çektirmek. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. Boşaltmak. Sağlamak, elde etmek. Gidermek. Bulmak, ortaya koymak. Sunmak. Sonunu getirmek. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Söylemek. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Hatırlamak. Yayımlamak. Yollamak, göndermek. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Yapmak, üretmek. Resim yapmak.

Deni : Alçak, kötü, kişiliksiz (kimse).

Bu : Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz. En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz.

Dingil : Kaba saba. Aptal, salak. Tekerleklerin merkezinden geçen ve taşıtın altına enlemesine yerleştirilmiş mil, eksen, aks.

Ara : Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre. Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre, antrakt. İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, aralık, boşluk, mesafe. Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla. İç. Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları.

Bozma : Bozmak işi. Biçimi ve kullanılışı değiştirilmiş.

Fitne : Karışıklık, kargaşa. Fitneci, ara bozucu.

Fesat : Karışıklık, kargaşalık, ara bozuculuk. Bozukluk. Karıştırıcı, ara bozucu (kimse). Hile. Herhangi bir konuda iyimser olmayan, kötü yorumlayan (kimse).

Kundak sokmak : yangın çıkarmak için bir yere tutuşmuş yağlı bez parçası koymak; mec. ara bozacak bir söz söylemek veya böyle bir davranışta bulunmak.

Kundaklatma : Kundaklatmak işi.

Kundaklatmak : Kundaklama işini yaptırmak.

Kundaklı kaval : Eşkinci askerinin kullandığı bir tür tüfek.

Diğer dillerde Kundak anlamı nedir?

İngilizce'de Kundak ne demek? : n. swaddling clothes, swaddle

Fransızca'da Kundak : bois de fusil; langes dont on enveloppe un enfant

Almanca'da Kundak : n. Lafette, Schaft

Rusça'da Kundak : n. ложа (F), пеленка (F), лафет (M)